Veli-Der Gebze’de de örgütleniyor Aç çocuk ders anlamaz
2013'te Kartal’da kurulan Öğrenci Veli Derneği, 13’ncü yılında Gebze’de de örgütlenmeye başladı. Dünkü basın toplantısında öğrenci velisi Hatice Utlu öğrencilere ücretsiz yemek hakkını talepler arasında sıralarken okulda aç olan çocuğun katıldığı dersleri anlayamayacağına dikkat çekildi
Merkezi İstanbul’un Kartal İlçesinde olan ve 2013 yılında kurulan Öğrenci Veli Derneği / Veli-Der, Gebze’de de Kocaeli 2 No’lu Şube yapılanması ile kuruluyor. Tüm Emeklilerin Sendikası Gebze İlçe Temsilciliği Başkanı Mesut Aslan’ın da adalarında bulunduğu kurucular dün TMMOB Gebze lokalinde basın toplantısı düzenledi. Basın açıklaması, öğrenci velisi Hatice Utlu tarafından okundu. Basın açıklamasına Veli-Der Genel Başkan Yardımcısı Sibel Yılmaz ile birlikte ÇYDD Gebze Şube Başkanı Nurcan Çınar ve ADD Gebze Şube Başkanı Sezer Nilgün Aydın da katılarak destek verdi.
Utlu taleplerini özetle, “Kamusal, parasız, bilimsel, laik, eşit ve nitelikli eğitim güvence altına alınmalıdır. Okul öncesi eğitim en az bir yıl zorunlu olmalıdır. Çocuk emeği sömürüsüne son verilmelidir, MESEM uygulamasından vazgeçilmelidir. Okullarda bir öğün yemek, temiz su verilmeli, okullara yeterli temizlik ve güvenlik elemanı tahsis edilmelidir” diye izah etti.
Eğitimde yeni bir yılın değişmeyen sorunlarla başladığı belirtilip eğitim hakkının yoksullaşmanın gölgesinde kaldığına dikkat çekilen açıklamada, “Çocuklarımızın eğitim hakkı için mücadeleye çağırıyoruz” denilerek veliler, Veli-Der çatısı altında mücadeleye davet edildi. Açıklamada ayrıca şu görüşlere yer verildi:
“2026-2027 eğitim öğretim yılı yine birçok sorunla birlikte başladı. Kamusal eğitime bütçeden ayrılan payın giderek düşmesi bu sorunların ana kaynağını oluşturmaktadır. Laik bilimsel eğitimde aşınma derinleşerek devam etmektedir. Yetersiz okullaşmanın getirdiği sorunlar eğitime erişmekteki eşitsizliği beslemektedir. Türkiye’ de milyonlarca çocuk ekonomik krizle derinleşen yoksulluktan etkilenmekte, Türkiye OECD verilerine göre çocuk yoksulluğunda Meksika’dan sonra dünyada ikinci sırada. Çocuklar yoksulluk sebebiyle okula devam edememektedir. Devam edebilenler ise okula aç gitmektedir.
YOKSULLUK BÜYÜRKEN ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ HÂLÂ YOK
Türkiye'de milyonlarca çocuk ekonomik kriz ve derinleşen yoksulluktan doğrudan etkilenirken, ücretsiz okul yemeği uygulamasının hâlâ hayata geçirilmemiş olması eğitim politikalarının en büyük eksikliklerinden biri olmaya devam etmektedir.
Eğitim hakkından yararlanabilmek, yalnızca bir okula kayıtlı olmakla mümkün olmaz. Barınma, beslenme ve ulaşım eğitim hakkını bütünleyen haklardır. Bu haklarda yaşanan eksiklikler eğitim hakkından da tam ve eşit olarak yararlanmanın önündeki belirleyici engellerdir.
Sağlıklı beslenemeyen, ders saatlerini açlıkla mücadele ederek geçiren bir çocuğun eğitim sürecinden eşit ve nitelikli biçimde yararlanması mümkün değildir. Bu nedenle ücretsiz okul yemeği bir lütuf ya da sosyal yardım değil; çocukların eğitim hakkının ve fiziksel gelişiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Ücretsiz okul yemeği uygulaması, hiçbir ayrım gözetmeksizin kamu okullarındaki tüm kademelerde derhal başlatılmalı ve doğrudan genel bütçeden finanse edilmelidir. Veli-Der olarak bir kez daha yineliyoruz: Hiçbir çocuk yoksulluk ve açlık ve nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılamaz.
FİZİKİ YETERSİZLİKLER, BİRLEŞTİRİLMİŞ OKULLAR,
KAMUSAL EĞİTİM HAKKINA YÖNELİK İHLALLER
Tasarruf adı altında okul yatırımları ve inşaatları durdurulmuş; başta deprem bölgesi olmak üzere ülke genelinde riskli olduğu gerekçesiyle yıkılan veya güçlendirmeye alınan okul binalarının inşaatları zamanında tamamlanmamıştır Bakım, onarım ve tadilatı yapılmayan binalar çocuklarımızın sağlığını ve güvenliğini tehlikeye atmaktadır.
Bölgemizde okullaşmaya yeterince yatırım yapılmaması nedeniyle birçok okul ikili öğretim yapmaktadır. Ancak fiziki olarak iki okulun öğrencisini kaldıracak kapasitesi olmayan binalara sıkıştırılan öğrenciler sağlıklı bir ortamdan yoksundur. Senelerdir Milli Eğitim Bakanlığını ikili eğitimin, yaz saati uygulamasının sakıncaları konusunda uyarıyoruz fakat Bakanlık tamirat ya da depreme karşı dayanıksızlık gibi gerekçelerle okulları yıkıyor, zamanında yeni okul yapılmadığı gibi kimi okullar birleştiriliyor, ikili eğitime geçiliyor ve bu istisnai durumlar ne yazık ki kalıcı uygulamalar haline getiriliyor. Bu durumdan en çok etkilenenler ise ne yazık ki çocuklarımız olmaktadır.
Çocuklar en iyi ihtimalle 07.30’da derse giriyor, dersler 35, teneffüs 10 dakika. Karanlıkta derse giren ve karanlıkta dersten çıkan çocuklar için güvenlik başlı başına bir sorun haline geliyor.
Bu yapısal sorunun ne yazık ki en acı sonuçlarından birini 4 Şubat 2026’da okul çıkışı, birinci sınıf öğrencisi sevgili Ela Tabakoğlu'nu kaybettiğimiz acı bir kazayla yitirerek yaşadık. Erken saatlerde derse başlanması çocuğun henüz uyanmadığı bir saatte akademik verimliliğini düşüren bir etken olmaktadır aynı zamanda. Pedagojik, psikolojik ve fiziksel açıdan da riskler barındıran bir uygulamadır. Milli Eğitim Bakanlığı biz velilerin ve eğitim emekçilerinin uyarılarına, taleplerine ve tespitlere rağmen okul yapımına gerekli bütçeyi ayırmıyor ve eğitimde planlama ve altyapı eksikliklerini de bu şekilde ikili eğitimle çözmeye çalışıyor. Bu aslında kamu hizmetinin sürekliliği ve eşitliğini de bozan bir uygulama.
PERSONEL YOK. HİJYEN RİSKTE
Bir başka sorun ise okullara yeterli ödenek ayrılmaması ve kadrolu temizlik personeli istihdam edilmemesi nedeniyle okullarda hijyen krizi kritik bir seviyeye ulaşmıştır. İŞKUR bünyesindeki geçici ve güvencesiz personel çalıştırma modellerinin (Toplum Yararına Programlar) dahi sınırlandırılmasıyla birlikte okullarımız; sabun, tuvalet kağıdı ve dezenfektan gibi en temel hijyen malzemelerinden bile yoksun bırakılmıştır.
Okullarda temizlik görevlilerinin kadrolu değil de TYP kapsamında çalışan emekçilerle çözülmeye çalışılması önemli sorunlara neden olmaktadır. TYP kapsamında çalışan personelin özlük ve ekonomik hakları iyileştirilmeden, çalışma koşulları düzeltilmeden bu kapsamda çalışan bulmak okullar açısından oldukça güç olmaktadır. Sonuç olarak bu tablo çocuklarımızın sağlıklarını ve eğitim hakkını tehdit etmektedir. Eğitim hakkı kamusal bir sorumlulukla ele alınmalı, bütçeden eğitime yeterli pay ayrılarak inşası bekleyen tüm okullar derhal tamamlanmalıdır. İkili eğitime ve kalıcı yaz saati uygulamasına son verilmeli, çocuklarımız için pedagojik, sağlıklı ve güvenli bir eğitim ortamı ivedilikle sağlanmalıdır.
Anayasa'nın 42. maddesi gereğince devlet okullarında eğitimin parasız olması esas olmasına rağmen, bazı okullarda “ kayıt/bağış” "turnike/kart", "arma", "perde" ve "sınıf dolabı" gibi gerekçelerle velilerden fahiş ücretler talep edilmektedir. Bir ortaokulda turnike/kart ücreti öğrenci başı 1.800 TL’ye, 5 ayrı kıyafet için zorunlu tutulan arma ücreti ise 500/600 TL’ye ulaşmaktadır. Sadece bu iki kalem dahi velilere son derece ağır bir mali yük getirmektedir. Bunların yanı sıra okulun temel donanım ihtiyaçları olan perde ve sınıf dolabı masrafları da idarece dolaylı yollardan velilerin sırtına yüklenmektedir.
MEB, Okul-Aile Birliği Yönetmeliği zorunlu para toplanmasını açıkça yasaklamışken; bu ödemelerin hangi mevzuata dayanarak istendiğinin, firmaların hangi kriterlerle seçildiğinin, serbest piyasadan daha uygun fiyata tedarik imkânının neden sunulmadığının ve toplanan paraların nerelere aktarıldığının şeffaf biçimde açıklanması gerekmektedir. Veliler olarak amacımız kimseyi hedef almak değil çocuklarımızın en temel yurttaşlık hakkı olan eğitim hakkını savunmaktır. Ödeme yapmayan öğrencilerin herhangi bir hak kaybına uğramayacağının garantisini istiyor; kamusal, parasız eğitim hakkımızın takipçisi olacağımızı buradan bir kez daha açıklıyoruz.
GÜVENLİ OKULLAR İÇİN HAK TEMELLİ POLİTİKALAR ŞART
Okullarda yaşanan şiddet olayları, çocukları koruyacak önleyici ve kapsayıcı kurumsal mekanizmaların yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Mevcut sistem kriz oluştuktan sonra devreye girmekte; çocukların ihtiyaç duyduğu erken müdahale ve koruma mekanizmaları işletilememektedir Son olarak Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı, okulları 120 puanlık bir "güvenlik karnesi" ve 4 farklı risk derecesine göre sınıflandıran yeni bir modeli uygulamaya koydu.
Ancak güvenlik meselesi yalnızca asayiş ve fiziki tedbirlerle sınırlandırılamaz. Görevlendirilecek personelin çocuk psikolojisi, çocuk hakları ve temel pedagoji eğitimi almış olması; bu personelin güvenceli ve kadrolu biçimde istihdam edilmesi kamusal eğitimin vazgeçilmez bir gereğidir. Çocukların güvenli, eşit ve onurlu bir ortamda eğitim alabilmesi yalnızca polisiye önlemlerle değil; hak temelli, bilimsel ve önleyici politikalarla mümkündür. Bu doğrultuda; okullarda psikososyal destek birimleri güçlendirilmeli, “okul sosyal hizmeti” modeli hayata geçirilmeli, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı atanmalıdır.
Akran zorbalığına karşı bilimsel programlar uygulanmalı, şiddeti besleyen ortamları kurutacak demokratik ve katılımcı bir okul ortamı yaratılmalıdır.
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM AYRICALIK DEĞİL HAKTIR
İlk beş yaşın çocuğun gelişiminde oldukça kritik olduğunu, ilerleyen yaşlarda belirleyici olduğunu bilimsel araştırmalar söylüyor. Beyin gelişiminin yüzde 90’ı bu ilk beş yıl içerisinde tamamlanıyor. Dolayısıyla bu yaşlarda çocuklara sunulan ortamın niteliği çok önemlidir. Çocuklar gerekli yatırımlar yapılarak okul öncesi eğitim olanaklarından yararlandırılmalıdır. Oysa günümüzde okul öncesi eğitimden yararlanmada bir düşüş giderek görülmektedir.
Ülkemizde okul öncesi eğitim zorunlu olmadığından, çocuklarına okul öncesi eğitim aldırmak isteyen aileler, okulda kullanılacak araç gereçleri, beslenme ve ulaşım bedelini ödemek zorundadır. Basit bir hesaplama yaparsak, Gebze’de çocuğunu bir devlet okulunun ana sınıfına gönderen veli, okula bir ayda en az bin 500 lira ile 10 bin 000 lira arasında bir ücret ödemek zorundadır. Bu fiyatlar her yıl MEM Müdürlüğünde kurulan bir komisyon tarafından belirlenmektedir. Bunun yanında derslerde kullanılacak materyaller, ıslak mendil, tuvalet kâğıdı, peçete ve benzeri kişisel bakım ürünleri de veliye aldırılmaktadır. Bu kadarla da bitmiyor, cocuğuna okul öncesi eğitim aldıran aile, servis ücreti de ödemek zorundadır. Yine Kocaeli genelinde en yakın mesafe(1-2 km) Servis ücreti 3 bin 388 liradır, mesafe uzadıkça bu fiyat 4-5 binleri bulmaktadır. Bölgemizde okul öncesi eğitim kurumlarının yetersizliği ve genellikle tam gün olmaması sebebiyle veliler, yıllık ücretleri 350-550 bin tl arasında değişen okul öncesi özel eğitim kurumlarına yönelmektedir. Bu da hane bütçesini oldukça zorlamakta, annelerin çalışma yaşamından kopmasına yol açmaktadır.
MEB’in yayınladığı istatistiklere göre son yıllarda 399 anaokulu ve 4 bin 88 okul öncesi sınıf kapatılmıştır. Kamu kuruluşlarındaki öğrenci sayısı yüzde 39 oranında azalırken 4-6 yaş kuran kurslarındaki çocuk sayısı yüzde 25 oranında artmıştır. Bu nedenle biz veliler; okul öncesi eğitimi bir yurttaşlık ve eğitim hakkı olarak Milli Eğitim Bakanlığının sorumluluğunda eşit, laik bilimsel, parasız ve zorunlu kamusal bir sorumluluk olarak bütün 4-6 yaş çocuklarımız için talep ediyoruz.
GEBZE BÖLGESİNDE NİTELİKLİ LİSELER YETERSİZ
Gebze, Darıca, Çayırova ve Dilovası’nda sınavla öğrenci alan “nitelikli lise” kapsamında sadece iki fen lisesi, dört Anadolu Lisesi, bir sosyal bilimler lisesi var. Bu tablo, kamusal eğitimin piyasa koşullarına teslim edildiğinin ve çocuklarımızın akademik eğitim hakkının kısıtlandığının açık bir göstergesidir. Sınavla öğrenci alan "nitelikli" okul kontenjanlarının kademeli olarak düşürülmesi, dar gelirli ailelerin çocuklarını niteliksiz görülen okullara ya da hane bütçesinden ciddi kısıntılara giderek özel okullara mecbur bırakmakta; eğitimi bir hak olmaktan çıkarıp satın alınan bir hizmete dönüştürmektedir. Bölgedeki meslek lisesi oranı ise emekçi çocuklarını erken yaşta ucuz iş gücü haline getirmeyi hedefleyen yönlendirmeci anlayışı gözler önüne sermekte. Devletin görevi okulları "nitelikli-niteliksiz" diye ayırmak veya kontenjan kırpmak değil; her çocuğa kendi mahallesinde eşit, parasız, bilimsel ve nitelikli akademik eğitim imkânı sunmaktır.
Türkiye’de çocuk işçiliğin yoğunlaştığı dört havza nüfustan biri OSB bağlantısıyla birlikte, İstanbul-Kocaeli’dir. Gebze’de 2 bin 613, Körfez’de 468, İzmit MESEM’de ise bin 588 olmak üzere ilimizde 3 bin 600’ ün üzerine MESEM öğrencisi var. Gebze Güzeller OSB Mesleki Eğitim Merkezi ise Türkiye’nin ilk özel mesleki eğitim merkezi olarak 2020 yılında kuruldu. Yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığı, çocuk işçiliğinin meşrulaştırıldığı bu uygulama nedeniyle çocuk sömürüsü devam etmektedir. Haziranda yaptığımız açıklamada bu güne kadar 19 çocuğumuzu iş cinayetlerinde kaybettiğimizi belirtmiştik. Bizzat Bakanın yaptığı açıklamada bu sayının 37 ye çıktığı bilinmektedir. 9000 iş kazası ve hayatını kaybeden 37 çocuk.”