Tepki üçlü ve güçlü, vurgu ortak oldu Üretim bandında veri ve operatör değiliz
MEB’in OYSS uygulaması Eğitim-İş, Eğitim-Sen ve Hürriyetçi Eğitim-Sen’in bir araya geldiği basın açıklamasında protesto edildi. Üç sendikanın açıklamasında da çocukların veri seti, öğretmenin sistem operatörü, okulların üretim bandı olmadığına vurgu yapıldı
Milli Eğitim Bakanlığı’ın ortak yazılı sınav sistemi uygulaması Eğitim-İş ve Eğitim-Se Kocaeli 2 No’lu Şubeleri ile Hürriyetçi Eğitim-Sen Gebze Temsilciliği’nin bir araya geldiği basın açıklamasında protesto edildi. Üç sendikanın açıklamasında da çocukların veri seti, öğretmenin sistem operatörü, okulların üretim bandı olmadığına vurgu yapıldı
“Bakanlık şaşırma, sabrımızı taşırma”, “Sınavla değil, bilimle eğitim”, “Öğretmen öğretir, sistem yarıştırır”, “Robotlaşan eğitim istemiyoruz”, “Sermayeye değil, eğitime bütçe”, “Bakanlık şaşırma, sabrımızı taşırma”, “Sermayeye değil, eğitime bütçe”, “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Eğitim yarış değil, haktır” sloganlarının atıldığı basın açıklamasında “Ölçme değerlendirme süreçlerini merkezleştiren OYSS’yi kabul etmiyoruz” yazılı döviz, yine üç sendikanın imzasıyla açıldı.
Yeni Parti, CHP ve Emek Partisi Gebze İlçe Örgütleri; Gebze Sendikalar Birliği bileşenlerinden Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze 2 No’lu Şube, Nakliyat – İş ve Lastik-İş Gebze Şubeleri; Emeklilerle Dayanışma Sendikası Gebze Temsilciliği, Gebze İşçilerin Birliği Derneği, Gebze Kent Politikaları Derneği’nin de başkan, yönetici ve üyeleriyle katılarak destek verdiği basın açıklamasında ilk sözü Eğitim-Sen Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Sinan Kaya aldı.
Sinan Kaya söze Türkiye’de yaşamanın zor, ölümün basit ve ucuz olduğu belirtip Zonguldak’taki patlamada ölen maden işçilerine Allah’tan rahmet, acılı ailelere başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileyerek ve, “Bir an önce sorumlular hakkında işlemlerin yapılmasını, bu tarz ölümlerin olmaması için yetkililerin gerekli önlemleri almasını istiyoruz” dedi.
Öncelikli sorularının, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in öğretmenlerden ne istediği olduğunu belirten Kaya, “Yoksulluk sınırının altında maaşlarla, angaryalarla öğretmenleri zapturapt altına alan, öğretmenlerin uzmanlık alanını yok sayan Yusuf Tekin ne yapıyor? Ne yapmak istiyor? Son olarak yazılı sınav sistemi diye bir şey çıkarttılar. Ama ülke bazında ne yazık ki hiçbir şey standart değil. Birçok okulumuzda öğrenciler aç, birçok okulumuzda sınıflar 50 kişi, 60 kişi. Öncelikle bunları çözmeniz gerekiyor.”
Kaya, Eğitim-Sen’in konuya dair basın açıklamasında ise şunları kaydetti:
“Eğitimde standartlaşma değil, merkeziyetçilik dağıtılıyor. Eğitim sınavlardan ve puanlardan ibaret değildir. Öğretmen robot, öğrenci veri, okul fabrika değildir.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2026-2027 eğitim öğretim yılında uygulamaya koyduğu Ortak Yazılı Sınav Sistemi, eğitimde ölçme ve değerlendirme süreçlerini yeniden şekillendirmeyi hedeflemektedir. Ortaokul ve liselerde sınav hazırlama, soru seçimi, değerlendirme ve öğrenci başarı analizlerini dijital bir sistem üzerinden yürütmeyi amaçlayan bu uygulama eğitim emekçilerinin mesleki özerkliği, eğitimde fırsat eşitliği ve eğitimin kamusal niteliği bakımından ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Eğitim sendikaları olarak soruyoruz: Eğitimde niteliği arttırma, öğretmenin mesleki kararlarını merkezi sistemlere bağlamak mıdır? Öğrencilerin öğrenme süreçlerini geliştirmek, onları daha fazla ölçmek, sınıflandırmak ve sayısal veriler üzerinden değerlendirmek ile mi mümkündür? Öğretmenin deneyimini, mesleki bilgisini ve pedagojik algısını geriye atan bir anlayış eğitimin niteliğini nasıl yükseltebilir? Eğitim, merkezi sistemlerin belirlediği standart işlemlerden ibaret değildir.
Öğretmen sistemin talimatlarını uygulayan bir operatör, öğrenci analiz edilecek bir veri, okul ise üretim bandı değildir.
Öğretmenin mesleki özerkliğine dokunmayın. Öğretmen öğrencisini tanıyan, sınıfın ihtiyaçlarını bilen, öğrenme süreçlerini gözlemleyen ve eğitim faaliyetlerini pedagojik ilkeler doğrultusunda yürüten eğitim emekçisidir. Ölçme ve değerlendirme öğretmenin mesleki bilgi ve deneyiminden bağımsız düşünülemez. Çünkü öğretmen yalnızca bilgi aktaran değil, öğrencinin gelişimini izleyen, ihtiyaçlarını fark eden, öğrenme güçlüklerini belirleyen ve uygun pedagojik yöntemleri geliştiren kişidir.
OYSS ile sınav hazırlama ve değerlendirme süreçlerinin dijital platformlar üzerinden standartlaştırılması hedeflenmektedir. Ancak ortak standart oluşturma amacı öğretmenlerin mesleki takdir yetkisinin daraltılmasına ve pedagojik kararların merkezi mekanizmalara bağlanmasına gerekçe yapılamaz.
Eğitimde standartlaşma adı altında merkeziyetçilik dağıtılamaz. Eğitimde ortak ilkeler ve bilimsel ölçütlerin bulunması öğretmenlerin pedagojik kararlarının merkezileştirilmesini gerektirmez. Standartlaşma ile merkezi denetim aynı şey değildir. Eğitimde ortak ölçütler oluşturulurken öğretmenin mesleki özelliği, okulun koşulları ve öğrencilerin farklı ihtiyaçları korunmalıdır.
Eğitim politikalarının sahadaki gerçeklikten kopuk biçimde merkezden belirlenmesi, okulların ve öğretmenlerin karar alma alanını daraltır. Öğretmenlerin değerlendirmelerini ve okulun pedagojik ihtiyaçlarını dikkate almayan bir sistem eğitimin bütününü sayısal göstergeler üzerinden yönetme riskini taşır.
Çocukları veri setine, okulu üretim bandına, öğretmeni operatöre çeviren anlayışa karşı sesimizi yükseltiyoruz. Öğretmen robot, öğrenci veri, okul fabrika değildir. Eğitim emekçileri merkezi sistemlerin veri girişini yapan görevliler değildir. Öğretmenlerin mesleki birikimi, sınıf içinde gözlemleri ve pedagojik kararları eğitim sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hiçbir dijital sistem öğretmenin öğrenciyle kurduğu ilişkiyi, sınıfın ihtiyaçlarını değerlendirme becerisini ve mesleki sorumluluğunu bütünüyle ikame edemez.”
Hürriyetçi Eğitim-Sen Kocaeli Şube Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Akgül ise eğitimde fırsat eşitliğinin yalnızca ortak sınavlarla sağlanamayacağına dikkat çekip şunları kaydetti:
“Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi için bütün öğrencilerin nitelikli eğitim olanaklarına erişmesi gerekir. Kalabalık sınıflar, öğretmen açığı, okullar arasındaki fiziki ve teknolojik imkân farkları, yoksulluk ve dijital erişim eşitsizlikleri giderilmeden sınav süreçlerinin standartlaştırılması yapısal sorunları çözmeye yetmez.
Aynı soruların veya benzer ölçme araçlarının kullanılması, öğrencilerin aynı koşullarda eğitim gördüğü anlamına gelmez. Bir okulda yeterli öğretmen, donanımlı sınıflar ve teknolojik olanaklar bulunurken başka bir okulda bu temel koşulların eksik olması öğrencilerin öğrenme süreçlerini doğrudan etkiler.
Eşitlik herkese aynı uygulamayı dayatmak değil; farklı ihtiyaçları dikkate alarak her öğrencinin nitelikli eğitime erişimini güvence altına alacaktır. Millî Eğitim Bakanlığı'nın önceliği öğrencilerin başarılarını daha ayrıntılı tablolarla dönüştürmekten önce başarı farkındalığına yol açan koşulları ortadan kaldırmak olmalıdır.
Eğitimde gerçek fırsat eşitliği sınavların değil, okullar arasındaki eşitsizliklerin giderilmesi, yeterli öğretmen istihdamı, nitelikli eğitim ortamlarının oluşturulması ve kamusal kaynakların adil dağıtılmasıyla sağlanabilir. Fırsat eşitliği herkesi aynı sınava sokmaktan ibaret değildir; her çocuğa nitelikli eğitim olanağı sunmaktır.
Öğretmenlerin görüşleri alınmadan, çalışma koşulları değerlendirilmeden ve uygulamanın farklı okul türleri ile bölgelerdeki etkileri incelenmeden yürütülen düzenlemeler eğitimde yeni sorunlara neden olabilir. Öğretmenin zamanını ve enerjisini bürokratik işlemlere yönelten, mesleki iradesini daraltan ve onu sistemin teknik bir parçası haline getiren uygulamalar eğitim sürecinin niteliğini zayıflatır. Öğretmenin emeği bürokratik işlemlere değil, öğrencinin gelişimine ayrılmalıdır.
Öğrencilerin hangi konularda desteğe ihtiyaç duyduğunu belirlemek elbette önemlidir. Ancak bu amaç yalnızca sınav sonuçları ve dijital analizlerle sınırlı tutulamaz. Sınav sonuçları öğrencinin öğrenme sürecine ilişkin bazı bilgiler sunabilir, ancak öğrencinin bütün potansiyelini, gelişimini ve ihtiyaçlarını tek başına açıklayamaz.
Veriler eğitimin niteliğini geliştirmek için kullanılabilir, ancak eğitimin amacı verileri arttırmak, tablolar oluşturmak ve öğrencileri sayılara indirgemek değildir. Ölçme ve değerlendirme öğrenmeyi geliştiren, eksiklikleri gidermeye yardımcı olan ve öğrencilerin gelişimini etkileyen pedagojik bir süreç olmalıdır.
Çocukları veri setlerine, öğretmenleri sistem operatörlerine, okulları üretim bantlarına dönüştüren bir eğitim anlayışını kabul etmiyoruz. Eğitimde niteliğin yolu insanı merkeze alan pedagojik yaklaşımlardan, öğretmenin mesleki birikiminden ve öğrencinin çok yönlü gelişimini esas alan bilimsel ilkelerden geçer.”
Eğitim-İş Sendikası Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Adem Eliçora ise, “Eğitim sendikaları olarak Millî Eğitim Bakanlığı'na çağrımızdır: Millî Eğitim Bakanlığı'nın ortak yazılı sınav sistemi uygulaması öğretmenlerin, eğitim sendikalarının, alan zümrelerinin ilgili meslek örgütlerinin katılımıyla yeniden değerlendirilmelidir” dedi. Eliçora, MEB’i;
“Öğretmenlerin mesleki özerkliğini, pedagojik yargısını ve mesleki iradesini güvence altına almaya,
Öğretmenlerin sahadan edindikleri bilgi ve deneyimi ölçme ve değerlendirme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul etmeye,
Ortak standartlar oluşturma gerekçesiyle öğretmenlerin pedagojik karar alma yetkisini daraltan merkezî uygulamalardan kaçınmaya,
Uygulamanın öğretmenlerin iş yükü, öğrencilerin öğrenme süreçleri ve okullar arasındaki eşitsizlikler üzerindeki etkilerini kapsamlı ve şeffaf biçimde incelemeye,
Teknik altyapı ve uygulama sorunlarını gidermeden öğretmenleri yeni bürokratik yüklerle karşı karşıya bırakmamaya,
Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak için okulların fiziki, teknolojik ve insani kaynaklarını güçlendirmeye,
Öğretmenlerin zamanını ve emeğini bürokratik işlemler yerine öğrencilerin öğrenme ve gelişim süreçlerini ayırabilmesini sağlamaya,
Ölçme ve değerlendirme politikalarını sınav merkezli değil öğrencinin çok yönlü gelişimini esas alan bilimsel ve pedagojik ilkeler doğrultusunda oluşturmaya,
Eğitim politikalarının hazırlanması ve uygulanmasında katılımcılığa, şeffaflığa ve demokratik karar alma süreçlerini esas almaya” davet etti. Eliçora açıklamasında ayrıca şunları söyledi:
“Eğitim; merkezî sistemlerin ve sınav tablolarının değil; öğrencilerin, öğretmenlerin ve toplumun ortak yaşamının alanıdır. Öğretmenin mesleki iradesini yok sayan, pedagojik yargısını devre dışı bırakan, eğitim sürecini standart işlemlere indirgeyen uygulamalar eğitimin niteliğini de olumsuz etkiler.
Öğretmenin sahadan edindiği bilgiyi, pedagojik yargısını devre dışı bırakan her düzenleme eğitimin niteliğini de devre dışı bırakır. Çocukları veri setine, okulu üretim bandına, öğretmeni operatöre çeviren anlayışla karşı karşıyayız şu anda. Öğretmen robot, öğrenci veri, okul fabrika değildir.
Öğretmen sistemin değil, öğrencinin yanında durur. Eğitim mekanik işlemlerden değil, insan ilişkilerinden, bilimsel düşünceden, pedagojik sorumluluktan ve özgür öğrenme ortamlarından beslenir. Öğretmenin mesleki özelliğini korumak yalnızca eğitim emekçilerinin hakkını savunmak değil, aynı zamanda öğrencilerin nitelikli eğitim hakkını güvence altına almaktır.
Eğitim sendikaları olarak çocukların eşit, özgür, laik, bilimsel ve kamusal eğitim hakkını, eğitim emekçilerinin mesleki özerkliğini ve demokratik bir eğitim ortamını savunmaya devam edeceğiz. Eğitimde gerçek nitelik artışı dayatmalarla değil, katılımcılıkla, eşitlikle, bilimsel yaklaşımlarla, kamusal sorumlulukla mümkündür. Mesleki özerkliğimize dokunmayın; eğitimi yamamaya, öğretmeni teknisyenleştirmeye, öğrenciyi veriye indirgemeye hayır! Eşit, özgür, bilimsel ve demokratik eğitim için mücadeleye hep birlikte devam edeceğiz.”