Bu OSB’de bir fabrika ruhsatsız, İşçileri sigortasız
30 Haziran 2026 11:53

ADALET NÖBETİNDE BİR ÖNERİ BİR İHBAR Bu OSB’de bir fabrika ruhsatsız, İşçileri sigortasız

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin üçüncü nöbetinde sendikacılardan bir ihbar geldi: KOBİ OSB’de Copreci’nin yanındaki fabrika ruhsatsız ve işveren, sigortasız işçi çalıştırıyor. Selüloz-İş’ten Uzman Aykut Günel ise sendikaların İSG’ye TİS maddesi olmaktan öte ele alması gerektiğini söyledi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Haber serisi

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti: 3 – 2

Ravive Kozmetik faciası sonrası Dilovası İşçi Katliamı Aileleri yapılanmasında birleşen ailelerin DGD-SEN öncülüğündeki adalet nöbetinin üçüncüsün de “Açık mikrofon” geleneği sürdü. Statü fark etmeksizin, sözü olan ve konuşmak isteyen herkese söz hakkı veriliyor.

Önceki pazarda genel başkanından işyeri temsilcisine, uzmanına, üyesine çok sayıda sendikacının konuştuğu nöbet eyleminde öne çıkan iki konuşmadan biri KOBİ OSB’de kurulu BMİS Gebze 1 No’lu Şube’nin örgütlü olduğu Copreci Beyaz Eşya’dan İşyeri Baştemsilcisi Emine Karaduman Erkoç’tan geldi.

Ne söylediğine değinmeden önce bilene hatırlatma, bilmeyene bilgilendirme olsun: OSB’ler bulundukları il/ilçelerde belediyelerden özerk yapıdaki sanayi bölgeleridir. Mütevelli heyetleri ve yönetimlerinde Valiler ve Kaymakamlar yer alır ve OSB’lerde yönetimlerin toplantılarına katıldıkları, hatta oturum ücreti dahi aldıkları bilinir ama bölgemizdeki bir OSB’de dahi herhangi bir grev veya direnişte fabrika önündeki işçilere, “Ben sizlerin de Valisi, Kaymakamıyım. Nedir mevzuu?” diye sorduklarına tanık olunmamıştır.

Emine Karaduman Erkoç konuşmasında esaslı bir ihbarda bulundu. KOBİ OSB’de, Copecci’nin yanındaki fabrikanın ruhsatsız olduğunu ve sigortasız işçiler çalıştırdığını iddia etti.

Polis kamerasıyla da Devletin kaydına giren ihbar sonrası  Valilik veya Kaymakamlığın iddia edilen işyerine müdahalede bulunup bulunmayacağı, belirsiz. Erkoç konuşmasında şunları kaydetti:

BMİS Gebze 1 No’lu Şube’nin örgütlü olduğu Copreci Beyaz Eşya’dan İşyeri Baştemsilcisi Emine Karaduman Erkoç

“Fabrikamızın da Dilovası’nda olması, bu katliamı bizler için daha özel, daha yıpratıcı yapıyor. Sendikamızdaki ve birçok sendikadan fabrikalar destek için videolar çektiler. Biz de iş arkadaşlarımızla katliamın sorumlularının yargılanması, davanın bizden kaçırılmaması gibi taleplerle bir video çektik.

Katliamın olduğu gün, 15.00 -23.00 vardiyasına işe gidiyordum ve haberi takip ederek bindim servisime. O gün işe gitmek gerçekten hiç doğru gelmemişti ve maalesef fabrikadaki herkesin haberi bile olmamıştı. Belki fabrikadan çıkıp arabaya atlasak 10 dakika bile sürmeyecekti oraya gelmemiz.

Şunu sorgulamıştım: Biz neden bugün çalışıyoruz? Hayat neden devam ediyor her zamanki gibi?

Bu ilk katliam değil. Mücadelemizi tamamına erdiremediğimiz sürece son katliam da olmayacak. Ama herkes şunu bilsin, hayat artık eskisi gibi değil. Sadece katliamda hayatını kaybeden aileler ve onların yasını paylaşan bizler için değil, dünyada hiç kimse için hayat, hiçbir zaman iyi değil. Sorgulamamız gerekiyor.

Belediyeden tutuklananlar oldu. Nöbetin hızlı sonuç verdiğini söyleyebiliriz. Ama yeterli değil. Belki çok fazla şey değişmeyecek ama şunu bilmeliyiz. Belki mevcut düzende görmemiz mümkün olmayacak ama kamudan tüm sorumluların hepsinin yargılanmasını talep edebilir, mücadelemizi sona erdirene kadar bu taleplerle devam ettirebiliriz. Kimseye büyük gelmesin bu talepler.

İşçi sınıfı, emekçi halklar olarak bu dünyayı devam ettireniz. Bu dünya biziz. O yüzden kimse gözünde büyütmesin bu dev bürokratları, bu patronları. Biz yoksak bu dünya dönmez. İşçi sınıfıdır bu dünyayı dünya yapan.

Bu katliamda hayatını kaybedenlerin sigortasız, güvencesiz, çalıştığı; yerlerde oturarak yemek yediği daha önce söylendi. Kadınların ve çocukların öldüğü bu katliamın Dilovası’nda yaşanması hiç tesadüf değil. İSİG Meclisi’ni takip ediyoruz. Kocaeli, Gebze, Dilovası işçi cinayetleri açısından çok büyük bir önem taşıyor. Biz Gebze’ye çalışmaya gelmişiz ama sanki biz Gebze’ye çalışırken ölmeye gelmişiz. Ama bizim bunu değiştirmemiz lazım.

Türkiye’de sendikalı olma oranı maalesef çok düşük. Benim sendikamın da örgütlü olduğu fabrika sayısı çok az. Biz örgütleyebildiğimiz fabrikalarda işçi sağlığını öncelendirecek önlemler almaya çalışıyoruz fakat yanı başımda Dilovası’nda ruhsatsız çalışan fabrika var. Kardeşlerim sigortasız çalışıyor.

Yani bu uçurum, sağlıklı bir uçurum değil. O yüzden sürekli şunu konuşuyoruz kendi aramızda: Bizim tuzumuz kuru değil. Bizim boynumuzun borcudur. Bölgemizdeki fabrikalarda sendikalı çalışanlar olarak görece haklarımız iyiyse, , iş cinayeti yaşanmıyorsa çalıştığımız yerler kurtarılmış bölge değil.

O yüzden her pazar burada olmaya, her bir iş cinayetinin peşinden koşmaya, sorumlular yargılanana kadar biz bu mücadeleleri desteklemeye devam edeceğiz ama Gebze halkına da tekrardan seslenmek istiyorum. Bu pazar herhangi bir pazar değil. İtiraf etmek isterim ki bir düğünden çıkıp geldim. İnsanlar için hayat devam ediyor ama etmemesi gerekiyor. O yüzden işçi sınıfı olarak bir ölür bin diriliriz, bunu buradan tekrardan söylemek istiyorum ve davanın takipçisi olacağız. Teşekkür ederim.”

Sendikacı konuşmalarında rutinin dışına diğer öne çıkan,  Selüloz-İş Sendikası Genel Merkez’den Uzman ve Kocaeli İSİG Meclisi Üyesi Aykut Günel’in bir önerisi oldu.

Günel, “Memleketin her yerinde işçiler, öğretmenler, maden işçileri, metal işçileri, petrokimya işçileri direnmeye devam ediyorlar. Artık Türkiye’de sendikalı işçiler arasındaki ölüm oranları da yükselmeye başladı. O yüzden sendikaların işçi sağlığı iş güvenliği meselesini sadece teknik bir mesele ya da sadece bir toplu sözleşme maddesi olarak ele almaktan daha başka şeyler yapmak zorunda olduklarını yaşam bize her defasında en acı şekilde gösteriyor. Sendikalar ve sivil toplum örgütleri olarak yaşam mücadelesini ve hakkını en önemli şekilde savunacak mücadele hattını örmeliyiz” dedi. Günel ayrıca şunları kaydetti:

“8 Kasım 2025’teki Dilovası katliamından bugüne binin üzerinde canımızı gene kaybettik. Bu ölümler olduğunda bize sadece yas tutmamızı ve bunlarla yaşamamızı istiyorlar. Ama Dilovası işçilerinin, ailelerinin gösterdiği gibi biz sadece yas tutmuyoruz, mücadele ediyoruz. Mücadelemiz de kazanana kadar devam edecek. Mücadelemiz sadece ekmek, yaşam mücadelesi değil, aynı zamanda haysiyet mücadelesidir.

Bizler emekçiler olarak doğal yollardan ölmüyoruz. Hiçbir 13-14 yaşındaki çocuk ya da 70 yaşındaki emekli emekli olmuş bir işçi fabrikada yanarak, yüksekten düşerek ölmeyi hak etmiyor. O yüzden bize 13 yaşında yanarak ölmeyi emreden ya da yanarak ölmemize yol açan düzeni kabul etmiyoruz. Mücadelemizde sadece ekmek mücadelesi değil, yaşam ve haysiyet mücadelesi. Bunu Dilovası işçileri ve aileleri çok güzel veriyorlar. O yüzden onların yanında olmaya devam edeceğiz. Hepinizin mücadelesine sağlık, teşekkür ediyorum.”

Pazar günkü nöbette sendikacılar ayrıca şunları kaydetti:

DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar:

Neslihan Acar söze İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde taşeron olarak çalışırken işten atılmakla tehdit edilip lağım temizletilen ve kaptığı enfeksiyon sonucunda 2014’te 26 yaşındayken hayatını kaybeden Zafer Açıkgözoğlu’nun ölmeden önce çalışma koşullarının kendisini öldüreceğini bildiği için çalışma arkadaşlarına yazdığı mektuptan bir kesit okuyarak girdi:

"Hastane yetkilileri bizden daha yüksekler, daha üstünler. Belki onlar kazanırlar. Ne karar çıkarsa saygı duyacağız, elden ne gelir ki? Biliyorum arkamdan iki gün ağlayıp üçüncü gün yası unutacaksınız. Hayatınıza hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz. Benden önce her sene ölen 1500 işçi gibi. Soma'da ölen 301 maden işçisi gibi. Şimdi diyorum ki, iş buldu, ekmek buldu diye sevinirken güvenlik önlemlerinin alınmamasından, gerekli eğitimin verilmemesinden, altyapı eksikliğinden canımdan oldum. Yaşamak istiyorsanız, sevdiklerinizle mutlu bir yaşam sürmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyorsanız var olan şartların, eğitimlerin tamamlanmasını isteyin. Çalışma Bakanlığı başta olmak üzere tüm sorumluların yasalarca cezalandırılması en büyük dileğimdir. Ceza alsınlar ki tekrar aynı hatalar yaşanmasın. Güle güle."

Zafer Açıkgözoğlu’nun davası sürdü. Müdürün, ‘Pişman oldum’ demesi dolayısıyla iki yıl hapis cezası 12 bin 100 lira para cezasına çevrilerek kimse yargılanmadan dava kapatıldı. Zafer hiç yaşamamış, hayatını o çalışma koşulları dolayısıyla kaybetmemiş gibi mesele kapatıldı. Zafer'in mektubu ve mücadelede yanında duranlar olmasaydı biz bugün öldürülen binlerce işçi gibi hiçbirinin adını hatırlamadan birer sayı olarak hayatımıza devam edecektik.

Zafer hayatını kaybettikten sonra bu topraklarda her sene Somalar yaşanmaya başladı. İSİG Meclisi'nin her ay açıkladığı rapora göre her yıl en az 6 Soma katliamı yaşanıyor.

Bu katliamların hepsi önlenebilir. Hepsi engellenebilir. Bizler birer maliyet kalemi olmaya devam ettikçe bu katliamlar devam edecek. Bir yenisi Niğde, Bor’daki havai fişek patlamasında yaşandı. Ama o katliam gelene kadar bu fabrika 9 kez patladı ve işçiler hayatını kaybetti, onlarca işçi hayatına sakat devam etmek zorunda kaldı. Hendek faciası sonrası dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TÜSİAD yöneticileriyle beraber patronlara moral yemeği düzenledi. Orada aileler çocuklarının vücut bütünlüğünü sağlamaya çalışırken utanmadan milyonlarca işçiye orada gözdağı verebildiler, tehdit edebildiler.

Niğde'de katliamın üzerinden daha 2 saat geçmemişken, , patlamanın üzerinden Niğde Valisi çıkıp, "Burada alınmayan herhangi bir güvenlik önlemi yok

Gayrettepe, İliç, Bartın, Ermenek, Ermenek, Zonguldak örneklerini sıralayıp

Bir işçinin canına 12 bin 000 lira para biçtiğinizde önümüze çıkan tablo Dilovası oluyor. Dilovası'nın diğer cinayetlerden bir farkı yok ama memlekette bir mücadele hattının tekrar kurulabilmesinin mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.

Bu katliamların hepsi önlenebilir, önlemeyi tercih etmiyorlar. Bu tablonun tersine dönmesi gerekiyor.

Bu meydandaki herkes bilir ki hukuk güç işidir. Sermaye devletinin, yasalarıyla bizim yargılayabilmemiz mümkün değildir, bunu sağlayamadık. Tüm iyi niyetimizle bedel ödeyerek denedik ama bunları sağlayamadık.

Dilovası işçi katliamı sonrası mücadeleyi ve direnmeyi tercih eden, gelen bütün helalleşme tekliflerini elinin tersiyle itenler; Dilovası gibi her gün birimizin tehdit edildiği, arabalarımızın arkasına çetelerin, mafyaların dikildiği, emniyetin eskortluk yaparak tehdit etmeye çalıştığı bir ilçede tüm ilişki ağlarını geriletebilmeyi becerebilecek kudrettedir.

Biliyoruz ki bu memlekette eğilmeyen, bükülmeyen, satın alınmayan, kendi meselesi için onuruyla, haysiyetiyle direnen herkesin etrafında bu ülkenin topraklarındaki bütün hatlar yan yana gelerek kenetlenir.

Dava süreçlerinin bittiği söylenmiş olabilir, bir kamu görevlisi yargılanmadı. Şimdi burada açılan bir gedikle (Belediyedeki tutuklamalar), bir mücadele hattıyla bunların hepsini yargılatabiliriz. Güçsek bir karşılığı var, güç değilsek yıllardır tek tek bizleri düşürüyorlar, sizin tabirinizle teke tekte avlanıyoruz. Yan yana gelmek, mücadele etmek, bu sermaye devletinin ve onun kamu görevlilerinin tepesine, ensesine çökmek dışında başka seçeneğimiz yok.”

Petrol-İş Sendikası Gesze Şube Başkanı Şivan Kırmızıçiçek:

Bütün ülkenin gözü önünde, yanı başımızda Dilovası’nda, 7 işçi kardeşimiz katledildi. Bugüne kadar geçen zamanda ailelerin yüreğine düşen ateş sönmedi. Kamuoyunun vicdanı rahatlatılmadı.

Bugün atölyelerde, şantiyelerde, fabrikalarda binlerce işçi kâr hırsıyla, alınmayan iş güvenliği önlemleri yüzünden ölümle burun buruna çalıştırılıyor. Bugün aileler eğer meydanlara, sokaklara adalet arayışı çıkmışsa; bunun asıl sorumlusu, sadece işverenler değildir. Asıl sorumlusu bu ülkeyi yönetenlerdir.

Bu davanın peşini bırakmayacağız. Ailelerimizi asla yalnız bırakmayacağız. Bu dava hepimizin davasıdır. Bu ölümlerin, cinayetlerin bir daha yaşanmaması için ailelere sahip çıkalım, bu davanın peşini bırakmayalım ve hesap soralım. Bizler de Petrol-İş Sendikası olarak bu anlamda üzerimize düşen ne varsa sonuna kadar yapacağız. Bu davayı kendi davamız olarak görüyoruz. Buradan bütün Gebze kamuoyuna ve Türkiye kamuoyuna tekrardan dayanışma çağrısında bulunuyorum. Aileleri yalnız bırakmamaya, bu mücadeleyi hep birlikte yürütüp hep birlikte hesap sormaya davet ediyorum.

Nakliyat-İş Sendikası Genel Sekreteri ve Gebze Şube Başkanı Erdal Kopal;

“Bir işçi katliamı sonucunda, o işçi katliamında, iş cinayetinde yaşamını yitiren kardeşlerimizin aileleri burada feryatlarını, acılarını, isyanlarını dile getirmeye çalışıyor. Sesini duyurmaya çalışıyor ve en önemlisi de olmayan adaleti istiyor. Sesini halkımıza, kamuoyuna, ilgililere duyurmaya çalışıyor.

Hangi bir katliamı anlatalım? Bilindiği üzere bir holdingin önünde işçi alacakları için açtığı davayı kazanan ama alacağını alamadığı için holdingin önüne giden, alacağını talep eden işçi kardeşimiz Erol Erkek, dövülerek öldürüldü bu ülkede. Kameralardan izledik, acı acı izledik. Ne yazık ki bu ülke, doymak bilmez para babaları düzeninin sömürüsü ve zulmü sonucunda ölen işçilerle, katliamlarla dolu. Her gün en az altı işçi, iş cinayeti sonucu yaşamını yitiriyor. Böyle adaletsiz bir ülke olabilir mi? Bu adaletsizliğe, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe ne zamana kadar sessiz kalacağız? Onlardan hesap sormak zorundayız. Yanarak ölen her bir işçi kardeşimizin hesabını sormak için mücadele etmek zorundayız. Başka çaremiz yok.

Geçen hafta en temel hakları için sokağa çıkan özel okullarda çalışan öğretmenler Ankara’nın göbeğinde dayak yedi. Ne yazık ki bu durumdayız. O yüzden mücadele etmekten, birlikte dayanışmaktan başka çaremiz yok.

Kamuoyundan ve ailelerinden uzak tutulmaya çalışılan bu duruşmanın Gebze Adliyesi’ne alınmasını istiyoruz. Belediyeden tutuklamalar yetersiz. Kamu görevlilerinin tamamı hesap verene, yargılanıp cezalandırılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Gebze Sendikalar Birliği olarak, Nakliyat-İş Sendikası olarak her zaman burada olmaya devam edeceğiz.

TÜMTİS Gebze Şube Başkanı Ali Rıza Atik:

“Dilovası katliamından dolayı buradaki ailelerin adalet nöbetini destekliyoruz. Türkiye’de herkes kaderiyle baş başa bırakılmamalı. Türkiye’deki bu kanunlar, yasalar, adaletsizlik ve demokrasisizliğin olduğu yerde mutlaka herkese bir gün sıra gelecek. Bu nedenden dolayı aynı kaderi paylaşanların aynı sorunlar etrafında bir araya gelmesi elzem ve zorunluluktur. Biz de sendika olarak adalet arayışında olan ailelerin yanındayız, onların acılarını paylaşıyoruz ve bundan sonraki her eylemlerinde yanında olacağımıza söz veriyoruz. Teşekkür ediyorum. Zaten burada söylenmesi gereken her şeyi hukukçular, konuşmacılar söyledi. Aynı şeyleri tekrarlamaya gerek yok.”

BMİS Gebze 1 No’lu Şube’nin örgütlü olduğu Smart Solar’dan Birgül Ünsal

“Hem çalışan bir anne hem çocuklarına yalnız başına bakmak zorunda olan bir baba gözüyle sesleniyorum.

İnsanların çalışmak zorunda olduğunu fırsat bilen patronlar, onları güvencesiz şartlarla, molasız, hiçbir güvenlik önlemi olmadan, üç kuruşa, sigortasız çalıştırmıştır! Anneyiz! Şöyle düşünün: Çocuğunuzu karnınızda taşıyorsunuz. 9 ay, yemiyorsunuz, içmiyorsunuz, yediğinizi kusuyorsunuz! 9 ay sonra dünyaya getiriyorsunuz, büyütüyorsunuz binbir emekle! Gelecek planları kuruyorsunuz, evladınız ailesine yardım etmek için çalışmak zorunda kalıyor ve patron bunu fırsat bilip üç kuruşa sizi çalıştırıyor. Şimdi bu annenin evladının öldüğünü düşünün!

Ya da babasınız, evladınız için direniyorsunuz, uğraşıyorsunuz, gece gündüz demeden çalışıyorsunuz zor şartlarda! Yemiyorsunuz, yediriyorsunuz! Evladınızın eve gelmesini bekliyorsunuz. "Akşama görüşürüz" diyor evladınız ya da anneniz, bir baba, bir kardeş, bir eş, akşama evine dönemiyor! Suçlu kim? Patronlar! Suçlu kim? Sistem! Suçlu kim? Buna göz yuman bizler! Duyarsız kalmayın!

Her yaşta, her şartta çalışıyoruz. Her yaşta, her şartta üretip ülkeyi kalkındır, çalış patrona kazandır ama hiçbir güvence önlemi almadan öldüğün zaman da "Ben suçlu değilim, ben yapmadım" üç maymunu oynasınlar! Yok öyle yağma!

Biz Türk milleti olarak vicdan sahibi, merhamet sahibi insanlarız, unutmayın! Yerde bulduğumuz ekmeği öpüp baş tacı yapar insanlarız. Ekmeği ayakaltına almak isteyenlere de müsaade etmeyeceğiz! Duyarsız kalmayın! Sessiz kalmayın! Bugün onlara, yarın size! Hiçbir şeyin garantisi, hiçbir şeyin güvencesi yok! Öğretmenler ayakta, doktorlar ayakta, emekçisi ayakta, emeklisi ayakta! Sessiz kalmayın! Bu insanların acılarına gözlerinizi kapatmayın, vicdanınızı kapatmayın! Bunların sizi bastırmasına izin vermeyin! İnsanlara destek olun!

Bu davanın Kandıra’dan Gebze’ye alınması, bu insanların kanlarının yerde kalmaması lazım! Patronların, göz yumanların, sistemin, belediyede çalışanların... en alttan en üste kadar herkesten bunun hesabı sorulmalı.”

Eğitim-Sen Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Sinan Kaya

Burada direnen, mücadele eden, adalet için savaşan acılı ailelerimizin direnişi önünde saygıyla eğiliriz. Her hafta 3-4 bu meydanda eylem yapıyoruz. Ne yazık ki adalet sistemi bu şekilde. Bir haksızlık, bir mağduriyet her yerde var. Burada insanlar adalet sağlanması, hukuksuzlukların giderilmesi için mücadele veriyor. Acılı ailelerimiz de bunun farkında. Dava başladığında aileleri öncelikle kandırmaya çalıştılar. Sonra bir bakıyorsun, patron Süleyman Soylu’nun arkadaşı çıkıyor ve mahkeme salonunda pişkin pişkin ailelere sırıtıyor. Adalet sistemi ne yazık ki bu şekilde. İktidara yakın olan bir anlamda ceza almadan her türlü suçu işliyor, halk da mücadelesini böyle vererek adalet sağlamaya çalışıyor.

Gülistan Doku cinayetinde, Valinin cinayet zanlısı oğlunu nasıl kolladığını, kamu gücüyle nasıl örtbasa yöneldiğine tanık olduk. Yeni Adalet Bakanı geldi, "Ben adaleti sağlarım" dedi. Orada bir savcı bu soruşturmayı açtı. Altından binlerce, yüzlerce adaletsizlik ve kirli ilişkiler ortaya çıktı. Halk bu mücadeleyi verecek. Adalet mücadelesini verecek, bizler de her zaman yanlarında olacağız.

Hafta içinde özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenler mağduriyetlerinin giderilmesi, haksızlıkların giderilmesi için burada oturma eylemi yaptı. Onlar da sesini duyurmak istiyor. Ne yazık ki ülkemizde haksızlığa uğrayan, adaletsizliğe uğrayan herkes hakkını sokakta mücadele ederek aramaya çalışıyor.

Eğitim Sen Kocaeli 2 No'lu Şube olarak yapılan haksızlıklara, adaletsizliklere karşı mücadele edenlerin yanında olacağız. Onurlu olan, vicdanı sahibi herkesin sadece Gebze'de değil, bütün Türkiye'de ailelere destek olmasını bekliyoruz. Bu mücadeleyle bu mağduriyetleri yaşatanlar ceza alacaktır, biz buna inanıyoruz.

Tüm Emekliler Sendikası Gebze Şubesi’nden Hüseyin Deniz

“Kendi adıma, bugüne kadar bütün katliamlara sessiz kalındı. Ben taraf olamadım. Demek ki kaza kader değildir. Kaza kader olsaydı sanayide çok ileride giden ülkeler iş cinayetleri listesinde üst sıralarda olurdu. Mademki bizde daha çok ölüyor, o halde bu kaza kader falan değil. Bu resmen bir katliamdır. Biz birbirimizden ayrı durdukça, ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ dedikçe, bir yılan dünyanın herhangi bir coğrafyasında canlı bir varlığı ısırıp ölümüne sebep oluyorsa kendisini bilen her insanın orada payı vardır. O yılan mutlaka birilerinin canını yakmaya devam edecek. Biz sizin yanınızda durmadığımız sürece bu katliamlar böyle devam edecek.”

Seride dün

Bu nöbet bir isyanın, haykırışın gereğidir

https://www.gebzeemek.com/haber/emek/bu-nobet-bir-isyanin-haykirisin-geregidir/4064.html

Seride yarın

Aileler ve Dilovalılar

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 30 Haziran 2026 12:14
BENZER HABERLER
X