RAVİVE’DE BUZDAĞININ ÖBÜR YÜZÜ Dava kadın işçi gerçekliği üzerinden yürümeli
Ravive Kozmetik davasını takip eden DEM Parti Emek Komisyonundan Bahar Gök davanın kadın işçi gerçekliği üzerinden yürütülmesi gerektiğini belirtip, “Vicdanı yaralayan ölümlerden işçilerin sorumlu tutulmaya çalışılmasıdır” dedi
Röportaj Serisi – 1
Ravive Kozmetik faciası
Ravive Kozmetik faciası sonrası açılan davada Kandıra’da görülen, dört gün süren ilk ve iki gün süren ikinci celseyi kesintisiz takip eden DEM Parti Kocaeli Emek Komisyonu Eş Sözcüsü ve Gebze İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Bahar Gök davanın kadın işçi gerçekliği üzerinden yürütülmesi gerektiğini belirtip, “Vicdanı en çok yaralayan tarafı ölümlerden işçilerin sorumlu tutulmaya çalışılmasıdır” dedi.
Her iki celse üzerinden bir değerlendirme yapmasını istediğimiz Bahar Gök, Gebze Emek’e yaptığı açıklamada, “Duruşmadan önce aslında katliamın olduğu gün itibariyle başlamak lazım” diyerek şöyle devam etti:
TÜRKİYE’DE KADIN İŞÇİLERİN
DURUMU ORTAYA KONULAMIYOR
“Medyada 8 Kasım 2025’ten bu yana pek çok haber yayınlandı, belgeler ortaya çıkarıldı. Bu belgeler özellikle kamu görevlilerinin. iş cinayeti olarak adlandırılan katliamdaki sorumluluğunu ortaya koydu. Para trafikleriyle, alışverişleriyle, iş yeri sahibi görünen Kurtuluş Oransal’ın, oğullarının ve onların dayılarının aralarındaki iş ilişkileri ortaya kondu, asıl patronun onlar olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen kadın işçilerin oradaki çalışma koşulları üzerinden Türkiye'deki kadın işçilerin durumu ortaya bir türlü konulamıyor.
Yıllardır kadın işçilere yönelik, özel bir emek politikası geliştirmek yönünde, eşitsizlikleri ortaya koyduğumuz çalışmalar mevcut idi. Bu patlama tüm Türkiye'nin bu eşitsizlikleri gördüğü vaka oldu.
Burada şu detay açığa çıktı:. Katliamın olduğu günden itibaren şu bizde çok netti. Yani burada tırnak içinde ve karşıtlık üzerinden, ‘Ev geçindirmeyen ama eve katkı sunan’ diye tanımlayacak olursak, işin asli demirbaşı olmadığı iddia edilen ama bütün işi yürüten kadın işçiler öldüler.
Bunların çok göze görünmeyeceğinden, davasının takip edilmeyeceğinden, asıl sorumluların ortaya çıkarılıp başka iş yerlerinde iş cinayetlerinin, iş kazalarının önüne geçebilecek düzenlemeler yapılmayacağına ya da bu davanın öyle bir emsal oluşturmayacağına dair bu memlekette geçmişten gelen bir hafızamız var. Burada da onun olacağını düşünüyorduk. “
GÖRÜNÜR GİBİ OLDU AMA ETKİSİZ
Medyanın işin üzerine gitmesiyle, özellikle kadın hareketinin ve feminist hareketin gündemde tutmasıyla davanın biraz daha görünür olduğunu kaydeden Gök,
“İlk duruşmada mahkeme heyetinin sıkıştırmasıyla iş yeri sahibinin oğulları, oğullarını kaçırmaya çalışan kişiler, onlara yardım yataklık yapan kişiler ve asıl patron olan Ali Osman Akat'ın pozisyonu biraz ortaya çıkmış olmasına rağmen hala etkili olduğunu düşünmüyoruz. İkinci duruşmada bu çok daha açığa çıktı. Ali Osman Akat ve arkasındaki güçlerin bir korumasıyla karşılaştık. Zaten kamu görevlileri, kamu kurumları hala dava dosyasına dâhil edilmiş değil.
Faciada ölen kişilerin, mağdur ailelerinin avukatları gecesini gündüzüne katmış, bu konuda müthiş bir çaba sarf ediyor olmalarına rağmen avukatlar bile hedef gösterilebiliyorlar. Basın yoluyla da bunu yapmaya çalışıyorlar. Katledilenlerin ailelerinin basın üzerinden baskı altına alınmaya çalışıldığı iddiasıyla mahkeme heyetini manipüle etmeye çalışıyorlar. Hâlbuki tam tersi diye düşünüyoruz” dedi.
“DEM Parti Emek Komisyonu olarak bu davayı takip ederken şunu söylüyoruz. Burada asıl sorumlular devletin kendisidir, kamu kurumlarıdır. Bunların da davaya dahil edilmesi ve sorumluların ceza alması lazım. Ama şöyle bir durumla karşılaştık. 8 Kasım'dan bu yana bazı kamu görevlileri görevinden alındı, bazılarının yeri değiştirildi ama esasa dair hiçbir şey yok. Memleketin özeti gerçekten” diye konuşan Gök, vakanın kamu ayağına dair şöyle devam etti:
BÜYÜK KURUMSAL FİRMALARDA DURUM FARKSIZ
“Kamu görevlisi dediğimiz; zabıtadan, İŞKUR'dan, belediyeden bahsediyoruz. Facianın Dilovası'nda, kentin merkezinde ancak kırsal olarak bakılan bir yerde olması itibariyle Gebze insanı, Kocaeli insanı pek şaşırmamıştır ama pek çok iş yeri aslında böyle. Kurumsal firmalarda da böyle. Kadınlar orada anlatmışlardı. ‘Katledilen arkadaşların isimleri unutulmasın, davasının peşinde olacağız’ diyen kadınlar, ‘Denetlemeciler gelmeden en az bir hafta önce haber veriyorlardı, bizi saklıyorlardı. Şöyle çalışmayı gösteriyorlardı ya da böyle yapıyorlardı’ şeklinde açıklamaları oldu.
Bunu büyük kurumsal firmalar da yapıyor. Bizzat çalıştığım, 3 bin kişinin çalıştığı yerde bize bir hafta öncesinden badana boya yaptırırlardı, tabelaları düzelttirirlerdi, yağ kaçaklarını temizletirlerdi. Bir hafta sonra denetlemeciler gelirdi, müthiş bir fabrika, atölye ortamı görürlerdi. ISO 9001'den TSE belgelerine kadar hepsini tik tik tik tik işaretleyip belgeyi verirlerdi. Ama onlar gittikten sonra hemen bizim koşup çalışma koşullarımız yine o pis yuvaların içerisinde sürerdi. İş güvenliği ekipmanları olmadan, iş kazası yüksek riskiyle çalışmaya devam ederdik.
Önerdiğimiz iyileştirmelerin, düzenleme taleplerinin hiçbirisi dikkate alınmadan, ‘Siz sadece çalışın’ denirdi, fazla mesai dayatmasıyla bunu yaşardık. Dilovası'nda da aynısı oldu. Eski işyerimdeki işçiler olarak Dilovası Ravive Kozmetik işçilerine kıyasla tek şansımız, kayıtlı ve güvenceli çalışmaktı. ‘Güvenceli’ dediğim, artık hiç kimsenin iş güvencesi yok ama kayıtlı olmanın getirdiği avantajla devletin sunduğu sosyal olanaklardan faydalanabiliyorduk. Ravive’deki kadınların, böyle bir kayıt ve güvencesi de yok.”
Asgari ücretin bir kadın işçi ücreti olduğu konusunda pek çok kesim ile hemfikir olduklarını kaydeden Bahar Gök,
“Ravive’de kadınlar asgari ücrete bile ulaşamıyor, erişemiyor. Mahkemede, duruşmalarda avukatlar defalarca sormasına rağmen tek verdikleri cevap, ‘Ondan haberim yok, babam işletiyordu’ Yani, ‘Bu yasal değil, babam da yapsa eniştem de yapsa yasal değil’ diyen yok. Kendileri böyle çalıştırıyorlar çünkü. SVS Kozmetik'ten Lactone'a, Saron’a, kadar bir sürü firmanın ismi zikrediliyor. Bazıları sadece satış ve pazarlama üzerinden gündeme geldi, bazıları geçmişte kurmuş oldukları firmalar ve hala devam ediyor. Ama burada üretim işçileri, muhtemelen aynı koşullarda çalışıyor. Mesela bunlara hala gelebilmiş değiliz” dedi.
DAVA ‘ÇOK EŞİTLİKÇİ’ BİR YERDEN YÜRÜYOR
Ravive Kozmetik’te çalışan kadınların kendi yaşamlarından feragat ettiği pek çok şey olduğuna dikkat çeken Gök, “Gecenin 11'inde 12'sinde çıkıp evlerine geliyorlar ve evlerindeki işi yapıyorlar, çocuklarına bakıyorlar ve uykusuz halde işe geri geliyorlar. Yani orada bir patlama olmasına da gerek yoktu. Çalışmaya bağlı edinilen meslek hastalıkları ya da rahatsızlıklardan kaynaklı her an ölme tehlikesiyle karşı karşıyaydılar.
Diğer taraftan bakıyorsun, atölyede çalışan iki ya da yanılmıyorsam üç erkek; onların koşulları, maaşları iyi ve sigortalılar. Bu çalışanlar arasında bir uçurumdur. O yüzden kadın işçi gerçekliği diye bir özgünlük olması lazım ve bunun üzerinden davanın yürütülmesi lazım. Hem kamuoyunun gündemine bu şekilde girmesi lazım hem de dava sürecinin de bu eşitsizlikler üzerinden ilerletilmesi lazım. Dava, tırnak içinde ‘çok eşitlikçi’ bir yerden yürüyor. Türkiye'de herhangi bir yerde olmuş bir kaza gibi dava yürüyor. İşin kötüsü, en iğrenç, vicdanı en çok yaralayan tarafı da sanıkların avukatları, ölümlerden işçileri sorumlu tutmaya çalışıyor” diye konuştu:
“Başta Altay Ali Oransal, İsmail Oransal ve Ali Osman Akat'ın ve İsmail Oransal'ın avukatı olarak devam eden, herhangi bir soruşturmaya konu olmamak için ismini zikretmek istemediğim avukat.
Yaralı kurtulan kadınların patlama anına ve sonrasına dair, ölen işçi arkadaşlarının ölümlerine dair yürüttükleri tahminleri kullanarak, ‘Çıkabilirlerdi oradan’ diyor. Neymiş? Kapıya yakın çalışan Ayten abla çıkabilmiş, diğer arkadaşlar için de –bunu bana da söyledi bu arada hiç sakınmıyorum bundan – ‘Belki arkaya yöneldiler çantalarını almak için, o ara sıra çıkamadılar’ demiş. Şimdi bu bir ihtimal ki olabilir. Ama patlama gerçeğini değiştirmez.
BUZDAĞININ BİR DİĞER
YÜZÜ: KADIN YOKSULLUĞU
Ve hala medyada da görmedim şu sorguyu:
Doğal olsun olmasın herhangi bir afet karşısında hepimizin ilk yaptığı şey ya telefonumuza sarılmak ya kendimizce değerli bir eşyaya yönelmek.
Deprem zamanında gördük, Hatay'da gördüm. Birçok insan çantasının başındaydı ya da ziynet eşyalarının başında topladık biz cenazeleri. Şimdi bu bir refleks. Sağduyulu olamamanın getirdiği bir şey. Çünkü her anımız afet, patlama riskiyle karşı karşıya değil. Ki bu kadın işçiler açısından da şöyle bir durum var; Ayda 70 saat mesai yapmalarına rağmen asgari ücret olan 20 bin lirayı bile alamamışlar.
En fazla aldıkları 17 bin lira ve Esma eşine öldüğü ay, ‘Ben bu ay bilmem kaç saat mesai yaptım, bu ay ilk defa 20 bin lira para alacağım’ diyor. Şimdi o kadın oradan çantasını, telefonunu almadan çıkmış olsaydı, o telefonuna ya da çantasında kalan birkaç kuruşa erişme imkânı yoktu çünkü o kadar bir kazanç elde etmiyor. Bu çok normal bir şey. Burada kadın yoksulluğu gibi bir durum da söz konusu ve en çarpıcı olan kısmı da aslında bu.
Nisa'nın annesi sürekli, ‘Kızım, genç kız gibi yaşamak için öldü orada’ diyor. Özelde sohbet ettiğimizde, bu iş yerine girdikten sonra kendisine renkli renkli başörtüler aldığını söyledi. Yani, o iş yerine girmese o başörtüleri alamayacak durumda bu insanlar. Ve Nisa’nın babası da kanser hastası, tüm parayı eve veriyor. Belki oradan birkaç kuruş kendine ayırıp kendi sevdiği şeyleri alıyor ve o başörtüye bir şey olursa, Nisa onu alamayacak. Belki o yüzden yönelmiş olabilir.
Bu arada o ihtimal üzerinden konuşuyoruz. Burada bile işçileri sorumlu tutmaya çalışıyorlar. Yani milyon dolarlık ciroları, gelirleri ortaya koydular, dava dosya tutanaklarında yer edindi. İşçilerin bu kadar düşük ücret almaları kendileri için bir sorun değil ve faciadan ötürü işçiyi suçluyor. Sen milyon dolar alırken o çocuğa 8 bin lira 9 bin lira vermişsin ve o çocuk bir başörtü parası için yönelmiş olabilir. Orada yine sorumluluk senindir. Çünkü o kız çocuğunun başka bir şansı olmayacak. Bu çok kötü bir şey.”
YARIN
Dışarıya kaç saniyede çıkarlar
İletişim mezunu İSG uzmanından yasa yorumları