Bu bizim Anayasal hakkımız Hakkımızı çiğnetmeyecek asla vazgeçmeyeceğiz
Birleşik Metal-İş Sendikası “kamu düzeni” başta olmak üzere gerek sendikal örgütlenme ve grevlere, gerekse toplumsal muhalefete ket vuran uygulamalara restini “İşçiler Anayasal hakkını çiğnetmeyecek” başlıklı, “Asla vazgeçmeyeceğiz” diye biten açıklama ile çekti
DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası “kamu düzeni” başta olmak üzere gerek sendikal örgütlenme ve grevlere, gerekse toplumsal muhalefete ket vuran uygulamalara;
“Sermayenin hareket özgürlüğünün korunması adına devletin bütün imkânları seferber edilirken, işçinin hak arama özgürlüğü söz konusu olduğunda “kamu düzeni” hatırlanmaktadır.
Biz bunu kabul etmiyoruz.
Devletin görevi sermayenin çıkarlarını korumak adına işçilerin anayasal haklarını bastırmak değildir. Devletin görevi, işçinin de işveren kadar hukuk önünde eşit olmasını sağlamaktır.
Birleşik Metal-İş Sendikası olarak;
- Anayasa’nın güvence altına aldığı temel hak ve özgürlüklerin keyfi idari kararlarla ortadan kaldırılmasına,
- Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının fiilen kullanılmaz hale getirilmesine,
- Sendikal faaliyetlerin “kamu düzeni” gerekçesiyle engellenmesine,
- Sendika yöneticilerinin üyeleriyle buluşmasının ve işyerlerinde sendikal faaliyet yürütmesinin engellenmesine,
- İşçilerin hak arama eylemlerine yönelik kolluk müdahalelerine,
- Mahkeme kararlarının ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarının idari makamlar tarafından yok sayılmasına karşı çıkıyoruz.
Mülki amirleri ve kolluk kuvvetlerini Anayasa’ya, yasalara ve mahkeme kararlarına uygun davranmaya çağırıyoruz ve hatırlatıyoruz, idari makamların asli görevi anayasal hakların kullanılmasını güvence altına almaktır. İşçilerin anayasal hakları valilik kararlarıyla ortadan kaldırılamaz. Sendikal özgürlükler “kamu düzeni” gerekçesinin arkasına saklanılarak yok edilemez. Hak aramak suç değildir. Örgütlenmek suç değildir. Mücadele etmek suç değildir.
Birleşik Metal-İş olarak bir kere daha ilan ederiz ki anayasa ve yasalarla teminat altına alınmış sendikal haklarımız ve tüm toplumun temel hak ve özgürlükleri için mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” diyerek rest çekti.
Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu tarafından “İşçiler Anayasal hakkını çiğnetmeyecek” başlığıyla yapılan açıklamada Anayasa’nın ilgili maddeleri hatırlatılan açıklamada ayrıca şu görüşlere yer verildi:
“Türkiye Cumhuriyeti, Anayasasına göre demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Ancak bugün iktidarın siyasal tercihleri ve bu tercihler doğrultusunda hareket eden idari makamların uygulamaları, anayasal hak ve özgürlükleri giderek daha fazla daraltmakta; yurttaşların en temel demokratik haklarını kullanmasını fiilen imkânsız hale getirmektedir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, ifade hürriyeti, örgütlenme özgürlüğü ve sendikal haklar, Anayasa’nın yurttaşlara tanıdığı ve güvence altına aldığı temel haklardır. Bu haklar iktidarların lütfu değildir. Devletin ve idari makamların görevi bu hakları ortadan kaldırmak değil, kullanılabilmelerinin koşullarını güvence altına almaktır.
Oysa biz bugün tam tersine tanık oluyoruz. Valilikler ve kaymakamlıklar tarafından alınan geniş kapsamlı toplantı ve gösteri yasakları, artık istisnai tedbirler olmaktan çıkarılmış, adeta olağan idare biçimine dönüştürülmüştür.
İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesi ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, idari makamlar tarafından sürekli şekilde temel hakları sınırlandıracak biçimde yorumlanmaktadır. Üstelik bu yasaklar çoğu zaman soyut ve genel güvenlik gerekçelerine dayandırılmakta, yurttaşların haklarını kullanacakları tarih ve mekânları doğrudan hedef almaktadır. Ortaya çıkan tablo ise çok acıdır. Anayasa’da tanınan haklar kâğıt üzerinde varlığını sürdürürken, yurttaşlara bu hakları pratikte kullanamayacakları söylenmektedir.
Bu, bir hukuk devleti açısından kabul edilemez.
11 Ağustos 2026 tarihinde Ankara Valiliği tarafından il genelinde 15 gün süreyle toplantı, gösteri yürüyüşü, basın açıklaması ve oturma eylemlerinin yasaklanması, bu anlayışın en güncel örneklerinden biridir. Üstelik bu karar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde haklarını arayan maden işçilerinin eylemleri sonrasında alınmıştır.
İşçiler haklarını aradığında “kamu düzeni” tehlikeye düşmekte; sermayenin çıkarları söz konusu olduğunda ise kamu düzeni nedense hiç bozulmamaktadır.
Birleşik Metal-İş Sendikası olarak özellikle altını çiziyoruz: Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile sendikal örgütlenme ve sendikal faaliyet hakkı birbirinden kopuk değildir. İşçinin sendikasıyla birlikte hareket etmesi, işyerindeki sorunlarını kamuoyuna taşıması, işveren karşısında toplu biçimde hak araması, basın açıklaması yapması, eylem ve protesto gerçekleştirmesi sendikal özgürlüğün ayrılmaz parçalarıdır. Bu yasakların kapsamı o kadar genişletilmektedir ki bir sendika şube yöneticisinin baskı altındaki üyelerini fabrikada ziyaret etmesi dahi “toplantı ve gösteri yürüyüşü” veya “sendikal eylem” olarak değerlendirilerek engellenebilmektedir.
Anayasa’nın 51. maddesiyle güvence altına alınan sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı; işçinin işyerinde, fabrikada, meydanda ve toplum içinde sendikasıyla birlikte hareket edebilme özgürlüğü olmadan gerçek anlamını yitirir.
Sendika yöneticisinin işçisine ulaşamadığı, işçinin sendikasıyla birlikte eylem yapamadığı, basın açıklamasının yasaklandığı, bildiri dağıtmanın engellendiği, fabrikaya giden sendikacıların kolluk tarafından durdurulduğu bir düzende sendikal özgürlük yalnızca Anayasa maddelerinde kalan bir sözcükten ibaret hale gelir.
Toplanma ve eylem yasakları sürekli artan bir ivmeyle ve kapsamı da genişletilerek idari makamların elindeki sopaya dönüşmüş durumdadır. Örneğin maden işçileri, petrol işçileri, özel öğretim kurumları emekçileri, doğa savunucuları ve demokratik haklarını kullanmak isteyen yurttaşların toplantı, yürüyüş, basın açıklaması, oturma, afiş asma eylemleri engellenmiş ve hatta bazı durumlarda seyahat özgürlükleri dahi yok sayılarak il sınırlarına giriş-çıkış yasakları uygulanmıştır. Bu yasaklardan sanatsal faaliyetler de nasibini almıştır.
Bu uygulamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde çok açıktır ki; iktidar, toplumsal muhalefetin ve işçi sınıfının örgütlü gücünün kamusal alanda görünür olmasını istememektedir.
Ancak biz biliyoruz: işçinin ücretine, çalışma koşullarına, iş güvenliğine, kıdem hakkına, emekliliğine, vergisine, geleceğine ilişkin söz söylemesi “kamu düzenini bozmak” değildir. Sendikanın işçileriyle birlikte hareket etmesi “güvenlik tehdidi” değildir. Haksızlığa karşı sokağa çıkmak, örgütlenmek, hak aramak, basın açıklaması yapmak suç değildir.
Birleşik Metal-İş olarak iktidara ve tüm idari makamlara hatırlatıyoruz: Anayasa’nın 2. maddesinde yazdığı şekliyle devlet sosyal bir hukuk devletidir, devlet bu ilkeye tüm organlarıyla birlikte uymak zorundadır. İşçilerin örgütlenmesini, birlikte hareket etmesini ve haklarını kolektif olarak savunmasını engelleyen bir idare anlayışının Anayasa’nın sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır. Anayasa Mahkemesi ve idare mahkemelerinin kararlarına rağmen yasakların sürdürülmesi ise hukuk devletinin temel ilkelerini daha da ağır biçimde zedelemektedir.
Türkiye’de yıllardır “yatırım ortamı”, “işveren özgürlüğü”, “ekonomik istikrar” ve “kamu düzeni” gerekçeleriyle işçilerin haklarının sınırlandırılmasına tanık oluyoruz.
Grevlerin ertelenerek fiilen yasaklanması, sendikal örgütlenmenin engellenmesi, işyerlerinde sendika yöneticilerinin faaliyetlerinin kısıtlanması, işçilerin eylemlerinin kolluk müdahalesiyle bastırılması ve şimdi de valilik yasaklarıyla işçilerin kamusal alandaki görünürlüğünün ortadan kaldırılmak istenmesi aynı anlayışın farklı biçimleridir.”
Fotoğraf
Çorlu Avrupa Serbest Bölgesi’nde Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye olduktan sonra işten çıkartılan BBCA Storex’te işçiler, 10 Temmuz’dan bugüne hakları için direnişte.