Kimse dur demeyecek mi? Yakınmak çözüm mü?
19 Şubat 2026 00:46

İŞÇİ MEKTUBU… Kimse dur demeyecek mi? Yakınmak çözüm mü?

Anlatmakla bitmeyen çok şey var. İnsan yaşamaktan bıkıyor bu baskılar ve mobinglerden. ‘Bugün temsilcinin ve yönetimin hedefi olmadan gidersem evime şanslıyım” diye düşünüyor insanlar

Gebze Emek haber sitesine, bir Basf Türk Kimya / Çayırova çalışanı tarafından iletilen bir işçi mektubudur…

Bir fabrika düşünün. Dışarıdan bakınca, “keşke bende burada olsam” diye belki iç çekilen, herkesin içeri girebilmek için çaba harcadığı bir yer. Fabrikanın dışı cilalı, albenisi güçlü. Peki, ya içi? İnsana verilen değer nasıl içeride? İçeride geçerli olan şirketin kendi kuralları mı, yoksa fabrikayı yönetsin diye teslim edilen yöneticilerin kuralları mı? “Burası neresi?” diye soracak olursanız BASF Kimya’nın Türkiye’deki fabrikalarından BASF Türk Kimya Çayırova Yerleşkesi.

Fabrikanın içi adaletsizliklerin hüküm sürdüğü bir mecra. İşyeri sendika temsilcisi ile fabrika müdürü ve insan kaynakları sorumlusunun fabrikadaki diğer bölüm müdürleriyle organize olarak kurdukları düzenin bozulmaması için mutlak sessizlik sağlamaya çalıştığı, ola ki ses çıkaranların fişlendiği, hatta işten atıldığı bir yönetim sistemi düşünün.

Yukarıdaki yöneticilerin rahatı ve huzuru için; ‘iyi bir yönetici, şirin bir aile’ izlenimi vermeleri için iç imajı güçlendirme görüntüleri bunlar. Tabii bu görüntüler “Almanya bizi sevsin, görevde tutsun” diye makyaj çalışmaları aynı zamanda. Gizlenenler ise baskılanan ve korkan işçilerin içten içe derin sessizliği. Belki Almanya da biliyordur olan biteni, ama Türkiye’deki merkezi ve yerel yöneticilerin bunları saklayıp idare etme konusunda tecrübeli oldukları da aşikâr

Öyle kusursuz çalışmalar yapıyor ki bu fabrika yönetimi, mobbingler ve üstü kapalı tehditler asla günyüzüne çıkmıyor. Hepsini yasal bir kılıfa uydurarak işin içinden çıkıyorlar. Bu yasal gibi görünen ama kılıfına uydurulan, yasaları çiğneyip kendi lehine çevirme işinin başındaki asıl kişi fabrikanın insan kaynakları sorumlusu. Çok şey var anlatılacak, belki artık sağır sultanın bile duyduğu ama halen çözüm bulunamamış birkaç örnek verilebilir.

İlk örnek, hakarete uğrayan bir işçi. Fabrikaya yıllarca emek veren, emekliliğine kısa bir zaman kalmış bir işçi. Sadece temsilci seçiminde kendisine oy vermedi diye oy vermediği kişi tarafından hakarete uğrayan bir işçi.

Yıllarca işçileri işverenle birlikte kıskaca alarak her türlü baskıyı ve hakareti yapan, şikâyete gideceğin bir merciinin formaliteden bulundurulması gibi bir ortam yaratan bir yönetim ve temsilci organizasyonu… Şikâyet edildiğinde de işçileri işveren ve sendikadan aldığı destekle mobinge maruz bırakan ve tehditler savuran bir temsilci…

Yıllarca baş temsilci konumundayken seçimi kaybedip ikinci temsilci konumuna düşen bu kişi, kendisine oy vermedi diye işçiye hakaret ve küfür ediyor.

Böyle bir baskı ortamında nasıl yıllarca baş temsilci seçildiğini, şirket yönetiminin bile bu kişi kazansın diye işçilere telefon edip bu kişi için oy istediğini bir düşünün.

Hakarete uğrayan işçi şikâyetini gerekli yerlere yazılı bir şekilde yapıyor ama sonuç olarak kırılan onuruyla emekli olup gidiyor. Hakaret eden kişi de yönetim ve sendika işbirliğiyle korumaya alınıyor, ona dokunulmuyor. Fabrikada kollanıyor, hatta yönetim tarafından çalıştığı bölümden alınıp daha rahat bir bölüme transfer edilerek adeta ödüllendiriliyor. Bu olay herkesçe biliniyor ama gel gör ki kimsenin elinden bir şey gelmiyor.

Asıl soru şu: Bu temsilcinin kollanma sebebi nedir? BASF gibi büyük bir marka için çalışmanın bedelleri var. Bedeli; baskıcı yönetime ve temsilciye razı gelmek, onların dediklerinin dışına çıkmamak. Razı gelmiyorsan, sendika temsilcisinin seni hakaret, küfür ve aşağılamayla razı etmesine izin vermek.

Bu baskı sayesinde fabrika yönetimi de, ‘Bakın, biz çok iyiyiz, işçiler bizi çok seviyor’ izlenimi veriyor. Sever tabii. Korkudan hiçbir şey diyemeyen işçi, ‘sevmeyip’ de ne yapsın? Temsilciye yakın olanların hata yaptığında korunup kollandığı ama kendilerinden olmayanların en ufak bir hatada işten atıldığı ya da çeşitli baskılarla sindirildiği bir ortam düşünün. Dışarıdaki işsizlik ortamını da aklınızda tutun. Her yol kapalı. İçeride, hapis hayatı gibi bir çalışma ortamı. Hatta yönetimin ve temsilcinin istemediği kişilerle dışarıda görüşmek, bir çay içmek bile sizin için bir tehlike olabilir.

Anlatmakla bitmeyen çok şey var. İnsan yaşamaktan bıkıyor bu baskılar ve mobinglerden. ‘Bugün temsilcinin ve yönetimin hedefi olmadan gidersem evime şanslıyım” diye düşünüyor insanlar. Şu işsizlik ortamında, ‘Ben bu haksızlıkları kabullenemiyorum artık, bu yüzden ses çıkardım ve işimden oldum’ diye nasıl diyebilir insan ailesine, eşine çocuklarına? Sessiz kalmaktan başka çözüm yok maalesef, ama dayanacak güç de kalmıyor. Tükeniyor insanlar.

Bir başka örnek: Fabrikada EYT ile emeklilik hakkı kazanan kişiler, ‘İşe ihtiyacımız var, devam etmek istiyoruz’ diyor ama sistematik bir şekilde mobbing’e varan tavırlarla emekliliğe zorlanıyor. Sendika, bu işçilere, ‘Emekliliğini vermeyen işçi EYT çıkmadan önce emekliliğine kaç yıl varsa o zamana kadar çalışabilir’ diyor. Fabrikadaki birileri de fabrika yönetiminin de telkini ve desteğiyle, ‘Sizi gönderecekler, üç beş maaş fazla alırsınız, emeklilik dilekçesini verin, size iş buluruz’ diyerek işçileri zorluyor.

Hatta emekliliğini almayan işçileri fabrika müdürü tek tek çağırıp, ‘Emekli olun’ diye telkinde bulunuyor, kibarca mobbing yapıyor. Yasaya uygun bir mobbing sanırım bu. En utanç verici, iğrenç kısmı ise herhalde şu: Eşi kanser hastası olan bir işçi burada çalışmak zorunda olduğunu, özel sağlık sigortasına ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Fabrika müdürü ve insan kaynakları sorumlusu ise işçiye, ‘Herkesin hastası var’ diye cevap vererek işçinin durumunu umursamıyor. Tabii tüm bunlar olurken sahada başrolde yine işçiye hakaret eden temsilci var. Fabrikaya aldırdığı kardeşinin emekliliğinin gelmesine rağmen prim günü eksik diyerek onu fabrika yönetimiyle birlikte korumaya alıyor. Hatta bu kişi bölüm sorumlusu olarak terfi bile alıyor.

Fabrika yönetiminin işten çıkarmak istediği işçiler, çıkmak istemeyince baskı ve mobbing’e uğruyor. Fabrika yönetimi, ‘İşler kötü’ diyerek küçülme bahanesiyle işçilerin çıkışlarını veriyor. Nihayetinde çıkmak istemeyen işçiler yönetim ve temsilci organizasyonuyla işlerinden oluyor.

Asıl soru şu. Bu yönetimi ve temsilciyi kim, neden koruyor? Sendika bu işin neresinde? Nasıl bir ilişkileri var ki tüm haksızlıklar örtbas ediliyor? Kimse artık dur demeyecek mi?

Bu sorular ortada dururken, işçiler korkuyla bu temsilciyi ve yönetimi sahiplenirse elbette şaşırmamak gerek. İşçiler kalkıp fabrika yönetimini savunmak için imza toplasa, eylem bile yapsa şaşmamalı. Bu temsilci ve fabrika yönetimi kendilerini koruma altına almak için, ‘Bakın bu haberler, söylentiler yalan. İşçiler bizim yanımızda’ diye üretim hattındaki işçilerin kendilerini sahiplendirme senaryosunu işçilere uygulatmaya çalışabilir. Ya da daha farklı hamlelerine şaşırmamak gerek.  

Çünkü önlerine ne tür bir senaryo yazılıp konulursa bir figüran gibi, o rolü oynamak zorunda işçiler. Aksi bir durumda önce mobbing uygulamaları, ardından işten atılma riski var. Sahada her tür senaryoyu uygulatacak birileri, temsilci ve ekibi var çünkü. Bu tür senaryolar üretme ve vakaları örtbasta çok mahirler. Sahada her tür baskıyı uyguladıkları işçiye, ‘Biz iyiyiz. Halimizden memnunuz’ dedirtebilirler. Ses çıkaranların işsizlikle tehdit edilip diretmesi halinde işten çıkarıldığı bir ortamda işçi nasıl ses çıkarsın? Ölümü gören, sıtmaya razı oluyor.

Bu anlattıklarım buzdağının görünen yüzünden ibaret. Hakaretler ve haksızlıklar daha ne kadar sürecek? İnsanlar daha ne kadar baskı altında tutulmaya devam edecek? Artık birileri bu haksızlıklara dur demeli.

Kimse dur demeyecek mi veya sadece yakınmak, çözüm mü…

Artık bu kişilerin buralarda bu konumlarda olmamasını sağlamak işçilerin emeğinin üzerinde kendi çıkarları için tepinmelerine ‘dur’ demenin zamanı geldi de geçmedi mi. Önlerinde duran şube kongresini fırsata çevirmek, bu kadar mı zor?

Gebze Emek haber sitesine, bir Basf Türk Kimya / Çayırova çalışanı tarafından iletilen bir işçi mektubu okudunuz.

Güncelleme: 19 Şubat 2026 00:48
BENZER HABERLER
X