VALİ YOK MU? KAYMAKAM YOK MU? Seçmeni burada. İktidarın başkanı da yok mu?
BMİS Gebze 1 No’lu Şube Başkanı Selçuk Çifti atanmışı seçilmişi ile Vali’den muhtara Omsa direnişine uğramayanların varlığını sorguladı. Çifçi, “Bu ülkenin iktidar partisi, kendisine oy verdiğini bildiğimiz arkadaşlara rağmen yok mu?” dedi
Haber Analiz
Sermayenin bakış açısıyla üretimin, emeğin bakış açısıyla emeğin başkenti Gebze’de Valisinden muhtarına atanmışı seçilmişi ile yönetenler sermaye çağırınca “koştur koştur” varlar. Emek grevde direnişte olunca, avaz avaz bağırarak davette bulununca yine yoklar. Üstelik korumakla mükellef oldukları Anayasa çiğnenirken de yoklar. Yok oldukları yerlere Omsa Metal direnişi de eklendi. Fabrikada örgütlü BMİS Gebze 1 No’lu Şube Başkanı Selçuk Çifçi şu sözlerle isyan etti:
Buradan yine soruyoruz. Bu ülkenin Valisi, Kaymakamı, Emniyet Müdürü yok mu? Bu ülkenin iktidar partisi, kendisine oy verdiğini bildiğimiz arkadaşlara rağmen yok mu? En azından burada neler olduğuna dair bilgi sahibi olmak açısından şuradan bir geçmez mi? Bu mahallenin muhtarı yok mu diye söylemek, sormak geliyor içimizden. Bizim artık bu kişilere ihtiyacımız yok. Olmasalar da olur ama burada eylemdeki arkadaşların kendilerini yönetenlerin kendileriyle de ilgileneceklerine dair bir beklentisi var. Belki bir tebessüm oluşur yüzlerinde diye yönetenlerden bu ilgiyi bekliyoruz. Biz bu kişilerden medet ummuyoruz. Çünkü, maalesef artık bu kişilerden vazgeçtik.
Ve burada işçi düşmanlığı yapan özellikle Fırat Sungur genel müdürden de aman dilemiyoruz. Ama ona aman dileteceğiz.”
Selçuk Çifci, Gebze Sendikalar Birliği’nin bugün gerçekleşen ziyareti esnasında yaptığı açıklamada ayrıca şunları kaydetti:
“Önümüzdeki günler için hayata geçireceğimiz kararlar var. O süreçte de sizlerin desteğini bekleyeceğiz. Bugünkü ziyaretinizden ötürü tekrardan teşekkür ediyorum.
Hikâyemiz Türkiye işçi sınıfından farklı değil. Sadece isimler değişiyor. Fabrika isimleri, belki işkolları değişiyor ama sömürü, saldırı değişmiyor. Tam tersine, aksine bu mücadeleleri vermiş olsak dahi sömürü ve saldırılar daha da derinleşiyor.
Burada da bu yıl içinde yasanın aradığı gerekli çoğunluğu sağlayıp Bakanlığa yetki için müracaatımızı yaptık. Yine burası için tespit geldiği andan itibaren Serdar arkadaşımızı herhangi bir gerekçe sunmadan işten attılar. Burada onurlu kardeşlerimiz Serdar arkadaşımıza destek olup fabrikada üretimi durdurdu. Beş saatlik sürenin ardından işveren arkadaşımıza işbaşı yaptırdı.
Toplu iş sözleşmesi görüşmeleri de işverenin yetki tespit itirazı ile birlikte başladı. TİS görüşmelerinde olabildiğince arkadaşlarımızın beklentilerini karşılayacak bir taraftan da yeni sendikal süreçle uyumlu şekilde süreci yönetmeye çalıştık. Dördüncü beşinci görüşmelerde arkadaşlarımızın beklentileri doğrultusunda ücretleri konuşmaya başladık. İşveren bize, 2025 yılı içinde herhangi bir zam uygulaması yapılamayacağını, 2026 içinse açıklanacak yıllık enflasyon oranında zammı önerdi ve, ‘Buyurun gelin. İmza atalım’ dedi.
Biz de bu rakamların kabul görmeyeceğini; 5, 7, 10 yıllık üyelerimizin, kalifiye çalışanların 25-26 bin TL civarında maaş aldığını, 2025 yılının yüzde sıfırlık ‘zam’ ile geçilmesinin insani olmadığını, örgütsüz yerlerde bile böyle bir ücretlendirmenin kabul görmeyeceğini izah etmeye çalıştık.
İşveren bu süreçte planlanmış yıllık izinlere dair, ‘Yıllık izin yok. Özel izinli olanlar da beş günün üzerinde izne çıkamayacak’ dedi. Bu kanuna aykırı bir davranış. İzne çıkacak ve planlama yapmış arkadaşlarımızın herhangi bir gerekçe sunmadan izinlerinin iptali neticesinde en son bu tartışmalar masada yapılırken bir arkadaşımızı daha izne bağlı gerekçeden ötürü işten attılar. Diğer arkadaşlar, o arkadaşımız içinde üretimi durdurdu. Yaklaşık bir hafta üretim yapılmadı. Bizim bunda tabi ki etkimiz var ama şirket de bizi bir kavgaya sürükledi. Boyahaneyi kapatmak dâhil benzeri tavır ve tehditlerde bulundu. 43 gündür burada direniyoruz. Dayanışmanız çok kıymetli.
Biz bunu çok yaşadık, öyle görünüyor ki yaşayacağız: Aynı şeyleri yaparak farklı bir sonuç beklemeyeceğiz.
Buradaki herkes grev ve direnişlerden geçti. Uğradığımız haksızlıklar aynı. Tepkilerimiz birbirine benzer. İşveren sözüm ona uğradığı zararla ilgili bunu tanzim için arkadaşlarımıza dava açtı. Bu her zaman yapılabilirdi. Patronlar bizleri bu durumlarda tehdit ediyorlar. Çok ettiler ama burada olduğu gibi daha cüretkâr davrandılar ve dava konusu ettiler.
Arkadaşlarımızın attığı her adımda bilinçli bir şekilde, kanunun ne ifade ettiğini, ne ifade etmediğini, kanunun patronların yanında olduğunu ve olacağını bilerek hareket ettiler. Her adımında birlikte çalışarak, danışarak aldık bu kararları. İşveren farklı bir saldırı uyguluyor. Artık işten atmayla bizi buradan gönderemeyeceklerini anladılar. Ya da işten atılmak tehdidinin işçileri yıldırmayacağını anladılar. Artık sözde zararlar ortaya koyarak, mesela bu makinelerin direnişe başladığımız anda programlarının bozulduğu, karıştığı
Makinelerin monitörlerinin işçilerce kırıldığına dair sözde kamera kayıtları ile suç duyurusunda bulunmuşlar. Mahkemeye vermişler bizi. Bunları bizden alacaklarmış.
Bunu yine devleti yönetenlere sormak lazım: Dört ayda kesinleşmesi gereken yetki mahkemeleri 4-7 yıl sürerken işçinin Anayasal hakkını, 2025’te kavuşması gereken bir hakka 2030’da kavuşursa bu aradaki 5 yıllık kaybı acaba bu memleketi yöneten Valiler, Kaymakamlar, Çalışma Bakanı mı ödeyecek? Onları mı biz dava etmeliyiz.
Yoksa buradaki işçi düşmanı Fırat Sungur’u mu dava etmeliyiz. Genel Müdür beye bir mesaj vermek istiyorum. Bizim okulların açıldığı bugünlerde çocuklarımızı okula gönderecek paramız çok. Dolabımızda alacak peynir zeytin için paramız çok. Bizim ev kiramızı, zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılayacak paramız çok. Ama sana verecek paramız yok. Senden alacak çok şeyimiz var. Bunu da almadan buradan gitmeyeceğiz Fırat Sungur. Sen de bunu böyle bil.”
İLGİLİ HABER
ANAYASAL HAKKIMIZI İŞSİZ BIRAKARAK ÇİĞNİYORLAR
Türkiye’nin hukuk devleti olduğuna inanmıyoruz…