İŞÇİ AİLELERİ TAM TEKMİL Sonuç alınana kadar peşini bırakmayacağız
Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik faciasının ardından Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin ilk adalet nöbetine faciada hayatını kaybeden yedi işçiden altısının ailesi katıldı. Aile bireyleri sonuç alınana kadar davanın peşini bırakmayacaklarını söyledi
Haber serisi – 4
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti
“Kaymakam, Belediye Başkanı geldi, Büyükşehir Belediye Başkanı geldi. ‘Bu işin peşini bırakmayacağız’ dediler. Burada onlardan kimseyi göremiyorum. Madem işin peşini bırakmayacaklardı, madem davanın önünün açılmasına yardımcı olacaklardı, onu da göremedim.
Yaşadığımızı sıradanlaştırmasınlar. 7 aydır gözü kapalı, aynı onlar gibi, ölü gibiyiz yani. Evimizin dibinde gerçekleşen o patlamanın yanı sıra biz adaleti aramak için kilometrelerce öteye gidiyoruz.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sesleniyorum. Lütfen bütün davalara el attığın gibi buna da el at. Kamu görevlileri bir an önce yargılansın. Bütün suçlular cezalarını çeksin, biz de rahat edelim.
Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik faciasının ardından Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin ilk adalet nöbetine faciada hayatını kaybeden yedi işçiden altısının ailesi katıldı. Tutuklu sanık Ali Osman Akat’ın tüm hesaplarının incelenmesi, Kandıra’da süregiden davanın Gebze’ye alınması ve savcı değişikliğine gidilen dosyaya kamu görevlilerinin eklenmesinin öne çıktığı ilk nöbette aile bireyleri sonuç alınana kadar davanın peşini bırakmayacaklarını söyledi
HANIM GÜLEK’İN DAMADI ZAFER LAÇ
“Herhangi bir konuşmaya veya bir metne bağlı kalmayacağım. Çünkü artık metinlerden de, bazı şeylerin sürekli bir şeylere yıkılmasından da yorulduk. Biz bir şeylerin yıkılmasını istemiyoruz, bir şeylerin tamamen yapılmasını istiyoruz.
İmar izni olmamasına rağmen bir kat daha çıkılan ve üretim yapılan, sadece küçük bir çıkış kayısı olan, İŞKUR binasının yanında kurulu, belediyenin istihdam bürosundan da çalışması için elemen yönlendirilen bir binadan bahsedeceğim.
Ben kurallardan anlamam, işçiyim. Zara olur, Koton olur, LCW olur, DeFacto olur ve bunun gibi birçok firmaya fason parfümeri üretim yapılan ve gaz çıkışı olmayan bir bina.
Burada bir patlama meydana geldi. Bilirkişiler elektrik kaynaklı olduğunu söyledi. Patlamadan, yangından sonra itfaiyenin geç gelme gibi bir süreci oldu. Bir kimyasal yangına suyla müdahale ederseniz o yangın artar, değil mi? İtfaiye oraya suyla müdahale etti. İkinci etapta akılları başlarına gelince köpükle müdahale etti. Biz böyle bir süreçten geçtik.
Kaymakam, Belediye Başkanı geldi, Büyükşehir Belediye Başkanı geldi. ‘Bu işin peşini bırakmayacağız’ dediler. Burada onlardan kimseyi göremiyorum. Madem işin peşini bırakmayacaklardı, madem davanın önünün açılmasına yardımcı olacaklardı, onu da göremedim.
Yangından sonra belediye, ‘Bütçemiz yoktu, yıkım yapamadık. Dilovası'ndaki birçok yer zaten kaçak’ diye açıklama yaptı. ‘Kaçak’ derken belediye binası dâhil, belediyenin bütün kurumları kaçak yapı zaten! Madem yıkmaya gücün yoktu, yangından ve 7 kişi can verdikten sonra nasıl becerdiniz Hani bütçeniz yoktu? Hani bir şeylere el veremiyordunuz? Madem Dilovası'nın her yeri kaçak yapıydı, delil karartmak için neden bunu böyle yaptınız?
Savcıya, ‘Daha itirazlarımızı yapmadan, delil incelemesi yapılmadan neden orası hemen yıkıldı?’ diye sorunca, ‘Tehlikeli bölge’ denildi. Yahu, mayın tarlası. Yan tarafında İŞKUR var, karşı tarafında benzinlik var. İçerisi, alt katı patlayıcı madde dolu. O yangın alt kata sıçramış olsaydı Dilovası'nın ortasında bildiğiniz bomba patlamış olacaktı. Diğerleri de kurtulamayacaktı orada. O zaman neyin hesabını soracaklardı? Kime soracaklardı?
Belki acım var, belki yok ama ortada şöyle bir gerçek var; ortada bir sermaye var, gücü yeten yetene. Biz burada tamamen adalet istiyoruz. Mülk sahibinin, Güven Demirbaş’ın ne hakla serbest bırakıldığını soruyorum ve bunun cevabını istiyorum! O adam orayı yaptırmış kaçak yapı, üst katını çıkmış. O adam o firmayı kiraya vermiş. O adam yıllarca oradan ekmek yemiş, neden serbest bıraktınız? Hani mahkemenin nasıl bir aklı fikri vardı, nasıl bir adalet anlayışı vardı da bunu dile getirdi?
Belediye, yangın sonrası birçok kaçak yapıyı, üretim izni olmayan yeri mühürledi. İlla bir şeylerin başa gelmesi için acı bir kayıp mı vermemiz gerekiyor? İşçilerin ölmesi mi gerekiyor? Hepimiz burada işçiyiz. Hepimizin bir şeyleri değiştirmek için ölmesinin beklenmesi mi gerekiyor?
Bu yangından önce belediyenin yaptığı bir tutanak ve bir açıklamayla zabıtanın, zabıta ekiplerinin oraya gittiğine ve orada bir çalışma olmadığına dair bir tutanak tutuldu. Fakat elimizdeki delillere, orada çalışan insanların ifadesine göre orada o gün bir çalışma vardı. Belediye orada çalışma olmadığını savundu. Tamam, çalışma yoktu. Hadi çalışmada kimse olmasın. Orada kaçak bir yapıyı neden mühürlemedi?
Görgü şahitleri kanıtlı şekilde söyledi. Zabıtalar oradan koli koli parfümle neden ayrıldı? Plastik kelepçe 7 işçinin hayatından çok mu pahalıydı? Neden mühürlemediler? Nasıl bir rüşvet aldılar? Nasıl bir para yediler? Belediye bunu açıklamalı. Bir tutanakla kenara çekilemezler.
Mesele korkmak değil, mesele yaşananlar. Yangından sonra Adli Tıp'ın önüne gittiğimizde, öbür gün sabaha kadar orada beklemek zorunda kaldık. Kimsenin bilmediği bir gerçek için. Yangın esnasında korkudan birbirine sarılanların cesetlerini birbirinden ayırıp ailelere naaşlarını vermeye çalıştılar. Bir tane yangın çıkış merdiveni yok diye. Çok mu pahalı? Lüks mü istiyoruz? Altın kaplama olmak zorunda mı? Ne için? Bu hafif bir şey geliyor olabilir ama biz naaşlarımızı torbalarla aldık.
Bir hayal etsenize, küçücük bir kapının olduğu dört duvarın içinde hapsedilmeniz. Bunun iş kazası olma olabilme ihtimali nedir? Dört duvarı kapalı bir yerde bu bildiğiniz katliamdır.”
HANIM GÜLEK’İN KIZI TUĞBA GÜLEK LAÇ
“Ben annemi son kez gördüm, sarılamadım, öpemedim ama rüyalarıma girdi ve annem, ‘Gel ben seni bir öpeyim kızım’ dedi. Ben annemle rüyalarda mı vedalaşacaktım? Bu mu bize reva gördüğünüz?
Sonrasında o kadar kendinizde değilsiniz ki, kız kardeşiniz DNA örneği vermeye adli tıbba gidiyor, annenizi tanımak için.
Yaşadığımızı sıradanlaştırmasınlar. 7 aydır gözü kapalı, aynı onlar gibi, ölü gibiyiz yani. Evimizin dibinde gerçekleşen o patlamanın yanı sıra biz adaleti aramak için kilometrelerce öteye gidiyoruz.
Kaldı ki o duruşmalarda sanık ailelerini görüyoruz, birbirlerine el sallıyorlar, gülümsüyorlar. Onların hiçbir derdi yok şu an. Kendilerini mağdur göstermesinler. Biz ebedi olarak kaybettik yakınlarımızı. Bizim yerimize koymasınlar kendilerini, bizden af dilemesinler.
ŞENGÜL YILMAZ’IN KARDEŞİ EMİNE BULUT
“Ablam benim aynı zamanda annemdi, her şeyimdi. Dünyada bir tek o vardı benim için. Ama onu benden aldılar. Öldüğünü öğrendiğim gün dünyam yıkıldı. Hala, 7 aydır öyleyim.
Çok acı bir gerçek ki çok istediği bir torunu oldu. Onu göremedi ne yazık ki. Kucağımıza aldık ama o yok.
Para ve hırs uğruna bizden sevdiklerimizi çığlık çığlığa aldılar. O çığlık seslerini unutamıyorum. Fabrikanın yandığı yerde oturuyorum şu anda, kızı orada oturuyor. Her akşam oraya balkona çıkıp gizli gizli ağlıyorum.
Onların ölümüne göz yumanlardan Aleyna Oransal, hamileymiş. Benim kızım stresten üç hafta önce erken doğum yaptı. Onlar mahkemede keyifle, ‘Dışarı çıkalım’ diyorlar. Var mı böyle bir şey ya? Onların sevdiğini de atalım yansınlar, ne yaparlar acaba?
Ölülerimizi ceset torbalarında alıp gömdük, kefenleri olmadı. Var mı böyle bir vahşet, insanlık ya. Bunlar paraları kazanıp keyifle ceplerine doldururken bizim insanlarımız 8 liraya, 15 liraya çalıştılar burada. Yemekleri yoktu, mola saatleri kısıtlıydı, mobbing uyguluyorlardı. Adam her gün kapıya çeşitli arabalarla geliyordu. Şimdi, ‘Hiçbir şeyi yoktu’ diyorlar. Nasıl yoktu ya? Bol bol kazandınız ya!
Bu insanlar 12 saat çalışıyordu, üstüne de gece 1'de, 2'de eve geldikleri oluyordu. Hala paralarını vermediler. Bu insanlar yorgun ve aç öldüler. Bunun hakkını nasıl ödeyecekler?
Şimdi ben davanın Kandıra’dan Gebze'ye gelmesini istiyorum. Davamızı burada görmek istiyorum. Kamu görevlisi tüm suçluların tek tek cezalarını almalarını istiyorum. Patronların hepsinin cezalarını çekmesini istiyorum. Ancak böyle rahat edebileceğim. Yoksa vicdanen rahatsızım, cezalarını aldırmak istiyorum.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sesleniyorum. Lütfen bütün davalara el attığın gibi buna da el at. Kamu görevlileri bir an önce yargılansın. Bütün suçlular cezalarını çeksin, biz de rahat edelim. Başka çaresi yok, yoksa sonuna kadar devam edeceğiz. Nereye kadar giderse gitsin, biz sonuna kadar bu davanın peşindeyiz. Bırakmayacağız. Unutmadık, hiçbir zaman unutturmayacağız.”
CANSU ESETOĞLU’NUN BABASI İBRAHİM ESETOĞLU
“Bizim tek derdimiz kamu görevlilerinin yargılanması. Kamu görevlileri iki ay görevlerinden uzaklaştırıldı, hiçbir suç işlenmemiş gibi iade edildiler. Bu vicdansızlar, zabıtalar denetlemeye geliyorlar; orada koli koli parfüm alıp gidiyorlar, rüşvet yiyorlarmış. Çocuklarımızı kapalı bir kutuya koyup yaktılar. Burada cinayet var, katliam var. Zenginleri koruyorlar. Kamu görevlileri için soruşturma izni neden verilmiyor? Biz adalet istiyoruz. Herkesin bizi desteklemesini istiyoruz. Bu sonucu bulana kadar bu adalet nöbetine devam edeceğiz.”
ESMA GİKAN’IN EŞİ AYTEKİN GİKAN
“Bu iş yerinde katliam yaşandı, resmen cinayet işlendi. Yangın söndürme sistemi, acil çıkış kapısı yoktu. Herhangi bir önlem almadılar.
Böyle bir olay yaşandığı için biz mağduruz, adalet arıyoruz. Yani başka Esmalar, Hanımlar; Şengüller, Tuğbalar… ölmesin. Başka çocuklar yetim kalmasın. Adalet yerini bulana kadar bu nöbete devam edeceğiz. Sonuç nereye giderse gitsin, ucu nereye değerse değsin biz bu işin peşini bırakmayacağız.
Gebze'de görülmesi gereken davanın Kandıra Cezaevi'nde görülmesini istemiyoruz.
Ali Osman Akat bize avukatlarımıza parmak sallayıp, ‘Şov yapıyorsunuz, prim yapıyorsunuz’ dedi. İkinci mahkemede de utanmadan oğlunun doğum gününü öne sürüp tahliye istedi. 18’ine basacakmış. Tamam. 10 Mayıs’ta benim oğlumun doğum günüydü, annesi neredeydi?
NİSA TAŞDEMİR’İN BABASI VEDAT TAŞDEMİR
“Cumhurbaşkanından, Adalet Bakanından adil bir yargılama istiyoruz. Cumhurbaşkanı'na, Adalet Bakanı'na sesleniyoruz ama yine sesimiz gitmiyor. Elini vicdanına koysunlar! Onların evlatları yansaydı ne yaparlardı? Bizim evlatlarımız toprak altında kömür olarak kaldı.
Kanser hastasıyım, ilacı bırakıyorum buraya geliyorum. Yeryüzünde olduğum müddetçe hiçbir zaman bunun peşini bırakmayacağım.
Bizim davamız sonuçlanmıyor, sürekli erteleniyor. Gebze'de mahkemeye çıkacağımız yerde Kandıra Cezaevi'nde askerlerle sarılıyoruz, öyle mahkemeye çıkıyoruz. Bu adamların can güvenliği yoksa benim can güvenliğim nerede? Benim hiçbir can güvenliğim yok. Gecenin 3’ünde duruşmalardan dönüyoruz.
Bina sahibinin tekrar cezaevine girmesini istiyorum. Güven Demirbaş elini kolunu sallayarak, bana parmak sallaya sallaya çıktı gitti. Adamları bize parmaklarını salladı.
Kamu görevlileri elini kolunu sallayarak geziyor, biz her gün her gece ağlıyoruz! Hepsinin yargılamasını istiyoruz. 8 aydır, mahkemeye çıkan bir kamu görevlisi bile yok. Madem ‘Adalet mülkün temelidir’ yazıyor orada. Versin bana o adaleti.
Herkes kendi elini vicdanına koysun. Belediye başkanıymış, Büyükşehir, Dilovası İlçe Başkanıymış. Kim olursa olsun herkes cezasını çeksin. Kimsenin ahı yerde kalmasın.
Biz bunlardan para, pul istemiyoruz; adalet istiyoruz ki cezasını çeksin herkes.
DİLOVASI SAKİNLERİNDEN İDRİS DENİZ
“Orada 7 arkadaşımız öldü ama kimse bir şey yapamıyor. Zaten devlet üstünde durmuyor. İktidarda AK Parti zaten olduğu için gereken yapılamıyor. Bunu yapanların cezasını çekmesini istiyoruz.”
İŞÇİ YAKINLARI
“Aileler olarak içimiz yanıyor. Acımız çok büyük. Çocuklarımız evlenme çağına gelmişti. Evleneceklerdi, hayalleri vardı. Tüm hayalleri yıkıldı, yıktılar. Çocuklarımız birbirine sarılarak, bağıra bağıra vefat ettiler. Biz kemiklerini topladık! Biz 7 saatte teşhis ettik! Bu kadar, tamam.”
“Ben adalet istiyorum. Her gün acı çekiyorum. Onlar da çeksin. Ömür boyu içine kalsın, hapsolsunlar. Ben bittim.”
Dizide dün
Birleşmezsek yenileri tekrarlanacak
https://www.gebzeemek.com/haber/emek/birlesmezsek-yenileri-tekrarlanacak/3963.html
Dizide yarın
Sendikacılar…