BEYANA DAYALI İZİN OLMAZ! Güvenli gıda için kontrollü izin
Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilcisi Selma Olkun Kopal, Dünya Gıda Günü’ne dair açıklamasında güvenli gıda için Bakanlığın beyana dayalı izninin yerini sahada kontrol sonrası izne çevirmesi gerektiğini söyledi
Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilciliği’nde 16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniyle düzenlenen basın toplantısı ve üyelerle sohbet toplantısında temsilcilik başkanı Sema Olkun Kopal rakamlara ve istatistiklere dayalı, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Gıda enflasyonunun Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını kaydeden Kopal bunun en ağır bedelini çocukların ve okul çağında olanların ödediğini belirtti. Çocukların yüzde 40’ının günde bir öğün yemeği yiyemez halde olduğunu belirten Kopal zaman zaman farklı kesimlerce de gündeme gelen, okullarda bir öğün ücretsiz yemek talebini tekrarladı.
Tarımsal girdi ve ürünlerde dışa bağımlılığının gıda enflasyonunu artırdığını söyledi.
Gıda güvenliği için halen uygulamada olan; Tarım ve Orman Bakanlığı’nın beyana dayalı üretim izninin yerini Bakanlık denetimi ve kontrolü sonrası onayın alması gerektiğini söyledi.
Gıda güvenliğinin sağlayıcısı gıda mühendislerinin ya çok düşük ücretlerle çalıştırıldığını ve işsizlik riski taşıdığını belirten Kopal, “
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası olarak; halkımızın ve çocuklarımızın güvenli ve yeterli gıdaya erişmesi için, gıda güvenliğinin güvencesi olan gıda mühendislerinin hak ve çıkarlarını korumak için üyelerimizle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” diye tamamladığı konuşmasında şunları kaydetti:
“Güvenli ve yeterli gıdaya ulaşmak en temel insan hakkıdır ve bu hak uluslararası sözleşmelerle de güvenceye alınmıştır.
Ancak ülkemizde uygulanan yanlış ekonomi ve tarım politikaları; tarımsal üretim alanlarının ranta kurban edilerek yapılaşmaya açılması sonucu tarımsal üretim hızla azalmıştır. Ayrıca ülkemizde artık ortalama işçi ücretine dönüşen asgari ücretin ve emekli ücretlerinin açlık sınırının altında kalması bırakın güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşmayı, yeter miktarda gıdaya ulaşmayı dahi imkânsız hale getirmiştir.
Maden ve enerji şirketlerinin rantı için topraklarımızı, zeytinliklerimizi, meralarımızı, ormanlarımızı, su havzalarımızı yok edecek yasal düzenlemeler gıda hakkını tehdit etmektedir. Aynı zamanda, su politikaları ve suyun yönetimindeki hatalar nedeniyle, su gibi hayatın devamı için gerekli en temel maddeye erişimin zor olacağı bir yıl bizi beklemektedir.
Su havzaları yönünden zengin olan ilimiz Kocaeli’de barajlardaki ortalama doluluk oranı yüzde 16’ya, İstanbul’da yüzde 24,96’ya düşerken, Bursa’da bu oran yüzde 0,49 ile yüzde 1’in bile altına düşmüştür.
Bu yıl Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü tarafından Dünya Gıda Günü teması; “Daha İyi Gıda ve Daha İyi Gelecek İçin El Ele”, olarak belirlenmiştir. Ancak ülkemizde her geçen gün yeterli, güvenli ve sağlıklı gıdaya erişim azalmaktadır.
Bir yandan dünyada 673 milyon insan açlık çekmektedir. Bugün dünyada açlık varsa, bu sadece kötüleşen iklim koşullarından, yetersiz bitkisel-hayvansal gıda arzından değil, uygulanan yanlış ekonomi ve tarım politikaları ile adaletsiz gelir dağılımından kaynaklanmaktadır. İnsanlık için kâbus olan bu yokluğu ve yoksulluğu yenmek için sorumluluk almak hepimizin ortak toplumsal görevidir.
Geleceğimiz olan çocuklarımızın sağlıklı ve dengeli beslenememesi gelecekte fiziksel ve mental olarak geri kalmış bir neslin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Çocuklarımızı güvenli ve kaliteli gıdaya ulaştırmak sosyal devletin temel görevlerinden biridir. Yeterli ve dengeli miktarda protein, karbonhidrat, vitamin ve mineralleri içeren gıdaların tüketimi, çocukların bilişsel kapasitelerini ve bedensel gelişimini olumlu yönde etkiler. Büyüme çağındaki çocukların, bedensel ve ruhsal gelişimi açısından kas ve kemik sistemine uygun bir beslenme programına gereksinimi vardır.
Ne yazık ki ülkemizdeki ekonomik krizin etkisiyle birlikte çocuk yoksulluğu derinleşirken, öğrencilerin okullarda sağlıklı öğünlere ücretsiz erişimi de güçleşiyor. TÜİK’in verilerine göre her 10 çocuktan 3’ü yoksul kategorisine girerken, OECD verilerine göre her 5 çocuktan 1’i yeterli ve sağlıklı gıdaya erişemiyor.
Yüksek gıda enflasyonu ortamında çocukların yüzde 40’ına yakını en az bir öğün atlıyor. Öğrenim çağındaki çocukların yüzde 25’inin okula aç gittiği biliniyor. Yetersiz ve dengesiz beslenmek zorunda kalan çocuklarda çabuk yorulma ve halsizlik, depresyon, çinko veya demir yetersizliği, zayıflayan bağışıklık sistemi nedeniyle sık hastalanma, kabızlık ve ödem oluşumu, kalsiyum ve D vitamini eksikliğine bağlı diş çürümesi veya kemik erimesi, cilt kuruluğu, demir ve folik asit eksikliğine bağlı anemi gibi durumların görülme olasılığı artıyor.
TÜİK’in 2023 yılında yayınladığı Türkiye Çocuk Araştırması’na göre:
-her gün sebze yiyen çocukların oranı yüzde 33;
-et, tavuk veya balığı her gün yiyen çocukların oranı ise yüzde 12,7 seviyelerinde.
İşte bu yüzden okullarda en az bir öğün ücretsiz yemek verilmelidir. Çocuklar tuvaletlerden su içmek zorunda kalıyor, temiz suya erişemiyorlar. Okullarımızda koridorlara ve bahçeye çocuklar için temiz ve güvenli su temin eden su sebilleri konulmalı, çocukların içme suyu ihtiyacı karşılanmalıdır.
Piyasada bir denge yaratan, üretici ve tüketiciyi destekleyen Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu gibi kamu işletmeleri kapatılmıştır. Gıda fiyatları tümüyle yerli ve yabancı sermayenin insafına bırakılmıştır.
Tarımsal temel girdiler ve ürünlerde dışa bağımlılık artmıştır. Her sıkışılan anda ithalata yönelmek gıda güvencesini tehdit ederken, gıda enflasyonunu artırmaktadır. Yerli üretimin artması devlet desteği ile üreticiyi ve üretimi koruyan somut politikalarla sağlanabilir.
Ülkemizde kelimenin tam anlamıyla bir gıda terörü yaşanmaktadır. Kamu kurumları tarafından yapılan denetimlerin yetersiz olması, gıdalarda taklit ve tağşiş yapanlara yönelik cezaların etkin olmaması nedeniyle sahte gıdalar üretilmeye ve market raflarında satışa sunulmaya devam etmektedir.
Gıda güvenliğinin sağlanabilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, yıllardır uyguladığı beyana dayalı üretim izni modelini bırakıp, tüm gıda işletmeleri için Bakanlık denetimi ve kontrolü sonucu onay verildikten sonra üretimin yapılabildiği sisteme geçilmelidir. Küçük işletmelerde de gıda güvenliği koşullarını sağlayacak şekilde çalışmalar yapılmalı, Çalıştırılması Zorunlu Personel (ÇZP) zorunluluğu buralarda da uygulanmaya başlanmalıdır. Yetersiz olan Bakanlık denetçi sayısı arttırılmalı, Tasarruf Genelgesi gerekçesine sığınmadan bir an önce bu konuda eğitim almış teknik personelin kamuya ataması yapılmalıdır.
Gıda güvenliğinin güvencesi olan gıda mühendisleri, işsizlik heyulasıyla karşı karşıya kalmakta, düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakılmaktadır. Gıda Mühendislerinin ücretlerinin Yoksulluk Sınırının altında olmaması gerekir. Gıda Mühendislerinin istihdam ve düşük ücret sorunları çözülmeli, halk sağlığını doğrudan ilgilendiren gıdaların üretiminde ve taşınmasında sadece vicdanlarına ve bilime dayanarak işlerini yapmalarının önü açılmalıdır.
Ülkemizde derinleşen ekonomik krizin faturası ne yazık ki çalışan ve üreten kesimlerekesilmektedir. Bir avuç parababası tüm zenginliklere sahip olmaktadır. Yaşadığımız tarım ve gıda krizinden kurtulabilmek, sermayenin öncelikleri yerine kamusal ve toplumsal çıkarlar doğrultusunda politikalar üretmekle mümkündür.