7 imza attınız. Hesabını verin
24 Eylül 2026 03:09

Eğitim-İş, çalışmadıkları yerden sordu 7 imza attınız. Hesabını verin

Manisa’nın Turgutlu İlçesindeki okula saldırıyı protestoda Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim-Sen meydana birlikte çıktı. Adem Eliçora saldırıdan 15 saat önce okullarda şiddete karşı önlemlerin alındığını iddia eden 7 Bakanı hesap vermeye, sorumluları istifaya davet etti

Aktan Uslu Tüm haberleri

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in  katılımıyla düzenlenen programda, 7 bakanlık arasında, 'Çocukların Eğitim Süreçlerinin Güvenliğine İlişkin Koruyucu ve Önleyici Hizmet ve Tedbirlerin Artırılmasına Yönelik İş Birliği Protokolü” imzalandı. (Basından)

İmzadan 15 saat sonra

Manisa’da bir lisenin önünde silahlı saldırı düzenlendi. Üçü ağır, 11 öğrenci yaralandı. Bakan Çiftçi, silahın çocuğun anneannesinin üzerine kayıtlı olduğunu, dedesinin evinden aldığını söyledi. (Bu da basından)

 Manisa’nın Turgutlu İlçesindeki okula saldırıyı protestoda Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim-Sen meydana birlikte çıktı. Adem Eliçora saldırıdan 15 saat önce okullarda şiddete karşı önlemlerin alındığını iddia eden 7 Bakanı hesap vermeye, Yusuf Tekin’i de istifaya davet etti. Basın açıklamasına Gebze Sendikalar Birliği sözcüsü ve BMİS Gebze 2 No’lu Şube Başkanı Necmettin Aydın, Emek Partisi Gebze İlçe Başkanı Yusuf Akar, Emeklilerle Dayanışma Sendikası Gebze Şube Başkanı Elmas Duman da katılarak destek verdi.

Eliçora açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

“Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, bir lisenin önünde yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrencimiz yaralandı. Evlerinden eğitim görmek için çıkan çocuklarımız, daha okul sıralarına ulaşamadan silahlı şiddetin ortasında kaldı.

Bu olay bir anda ortaya çıkmış, geçmişinde hiçbir uyarı bulunmayan bir tablonun sonucu değildir. Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında okullarda yaşanan saldırıların ardından, önümüzde iki aylık bir yaz tatili vardı. Bu süre, eksikliklerin tespit edilmesi, riskli okulların belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin eğitim-öğretim yılı başlamadan hayata geçirilmesi için kullanılmalıydı.

Buna rağmen okullar açıldıktan bir hafta sonra 7 bakanlık kameraların karşısına geçip güvenlik değerlendirmelerinin yapıldığını, risklerin tespit edildiğini ve gerekli önlemlerin alındığını açıkladı ve bir protokol imzalandı. Bu açıklamaların üzerinden 15 saat geçtikten sonra, 11 öğrencimizin yaralandığı silahlı bir saldırının yaşanması tam bir ciddiyetsizlik ve sorumsuzluktur.

7 Bakanlık bir protokolün altında yan yana gelebiliyorsa, çocuklarımız vurulduğunda sorumluluğun da arkasında yan yana duracak mıdır?

Artık ne yazık ki eğitimin bir parçası haline getirilen şiddetten başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm bakanlıklar ve siyasi iktidar topyekûn sorumludur.

Bir çocuk okulun kendisine bir gelecek vadetmediğini düşünüyorsa, okulda kendisini değerli ve okula ait hissetmiyorsa, eğitimle daha iyi bir yaşam arasında bağ kuramıyorsa sistem o çocukla bağını kaybetmiş demektir.

Çocuklar şiddeti icat etmez, toplumdan öğrenir, o yüzden mesele aynı zamanda bir çocuğun nasıl şiddetin faili haline geldiğidir.

Mesele, bir çocuğun eline silah geçene kadar devletin hangi mekanizmalarının devrede olduğudur.

Mesele, bir çocuk eğitimden uzaklaşıyorsa onu kimin takip ettiğidir.

Mesele, bir çocuk sosyal ve psikolojik açıdan risk altındaysa ona kimin ulaştığıdır.

Mesele, aile desteğe ihtiyaç duyuyorsa hangi kurumun o kapıyı çaldığıdır.

Mesele, şiddet riski ortaya çıktığında, okulun, ailenin, sosyal hizmetlerin, sağlık sisteminin ve güvenlik birimlerinin birbirinden haberdar olup olmadığıdır.

Ve mesele, bütün bunların sonunda bir çocuğun bir ateşli silaha nasıl ulaşabildiğidir.

İşte biz buna çocuk güvenliği diyoruz.

Çocuk güvenliğini yalnızca okulun dört duvarı arasına sıkıştırırsanız sorunu çözemezsiniz. Çünkü çocuk okuldan çıktığında da çocuktur; evinde de, sokakta da eğitim sisteminden uzaklaştığında da çocuktur. Ve hiçbir çocuk devletin koruyucu politikalarının dışında bırakılamaz.

Bu nedenle bugün yalnızca Millî Eğitim Bakanlığına değil, çocuklarımızın güvenliği konusunda sorumluluk üstlendiğini söyleyerek o protokolün altına imza atan bütün Bakanlıklara soruyoruz:

Sizin sorumluluğunuz neydi ve bu sorumluluğu neden yerine getirmediniz?

Millî Eğitim Bakanlığına soruyoruz:

Okullarımızda neden yeterli sayıda rehberlik öğretmeni yok? Bakanlık olarak devamsızlığı artan, okuluyla bağı zayıflayan, eğitimden uzaklaşan veya davranışlarında ciddi değişiklikler gözlenen çocuklar için neden hiçbir şey yapmadınız?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına sesleniyoruz:

Risk altındaki çocuklarımızı olay yaşanmadan önce tespit edebilecek güçlü bir çocuk koruma sisteminiz yok. Eğitimden uzaklaşan, aile içinde ciddi sorunlar yaşayan, sosyal çevresinden kopan, şiddete maruz kalan ya da şiddete yönelme riski bulunan çocukları takip etmiyorsunuz. Okullar ile sosyal hizmet birimleri arasında, gerçek anlamda çalışan bir erken uyarı mekanizmanız yok.

Aile desteğe ihtiyaç duyduğunda o aileye zamanında ulaşamıyorsunuz. Manisa’da yaşanan saldırı da ne yazık ki tüm bunların acı kanıtı.

Çocuk koruma politikası, bir olay yaşandıktan sonra psikososyal destek ekibi göndermekten de ibaret değildir. Asıl mesele, o çocuk silaha ulaşmadan, başka çocuklar yaralanmadan, hayatlar kararmadan önce o çocuğa ulaşabilmektir.

İçişleri Bakanlığına soruyoruz:

Türkiye’de bireysel silahlanmanın yarattığı tehlikeyi görmezden gelemeyiz. Ancak meseleyi yalnızca bireysel silahlanmaya indirgemek de doğru değildir. Buradaki temel sorun bir çocuğun eline silah geçmesine ve bu silahın başka çocuklara yönelmesine kadar uzanan süreçte, önleyici mekanizmalar neden sonuç vermedi?

Protokol imzalamak sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmez. Protokol, ancak sahada karşılığı varsa anlamlıdır.

Altına kaç Bakanın imza attığı değil, o imzaların kaç çocuğu koruyabildiği önemlidir.

7 imza attınız; şimdi 7 Bakanlık olarak kendi görev alanınızın hesabını verin.

Bu nedenle okul güvenliğini yalnızca polis tedbirleriyle açıklayan anlayışı doğru bulmuyoruz.

Yeterli sayıda PDR uzmanı istihdam edilmeli, çocuk ve ergen psikologları, psikiyatristler ve sosyal hizmet uzmanları ile güçlü bir mekanizma kurulmalı; okul ve derslik yapılmalı, kalabalık sınıflar azaltılmalı ve ikili eğitim sonlandırılmalı; öğrencilerin ücretsiz sanat, spor, kültür ve kulüp faaliyetlerine erişimi sağlanmalı; zorbalık ve sosyal dışlanmayla mücadele programları yaygınlaştırılmalı; öğrencilerin okula aidiyetini güçlendirecek politikalar uygulanmalı ve eğitim gelecek vadetmelidir.

Güvenli okul, yalnızca kapısında güvenlik görevlisi bulunan, geçici bahçe görevlisi bulunan okul değildir. Çocuğun kendisini ait hissettiği ve geleceğine umutla bakabildiği, öğretmenin saygınlığının ve mesleki güvencesinin korunduğu, zorbalığın ve dışlanmanın görmezden gelinmediği, yardım isteyenin sesinin duyulduğu okuldur.

Bugün buradan protokole imza atan Bakanlıklara çağrımız açıktır:

Sorumluluğu birbirinizin üzerine bırakmayın. Müfettiş görevlendirmekle yetinmeyin.

Çocuklarımız yaşamını kaybettikten sonra müdahale eden değil, yaralanmadan, ölmeden önce riski gören bir kamu politikası istiyoruz.

Çocuk eğitimden uzaklaştığında dosyasını kapatan değil, kapısını çalan bir kamu düzeni istiyoruz.

Aile sorun yaşadığında yalnız bırakan değil, destekleyen bir kamu düzeni istiyoruz.

Şiddet riski ortaya çıktığında, kurumların birbirine yazı yazmasını bekleyen değil, birlikte harekete geçen bir kamu düzeni istiyoruz.

Bir çocuğun eline silah geçtikten sonra değil, o silah çocuğun eline geçmeden önce tedbir alan bir kamu düzeni istiyoruz.

Çünkü gerçek okul güvenliği budur.

Manisa’da yaralanan 11 evladımıza bir kez daha acil şifalar diliyor; ailelerinin, arkadaşlarının, öğretmenlerinin yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.

Eğitim-İş olarak bugün eğitimde şiddetin normalleştirilmesine, okullarımızın şiddetin, korkunun ve suçun adresi hâline getirilmesine karşı ülkenin dört bir yanında alanlardayız.

Çocuklarımızın güvenle eğitim gördüğü, eğitim emekçilerinin can güvenliği kaygısı taşımadığı okullar istiyoruz. Bunun için “Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim” talebimizi yükseltiyor, okullarımızda siyah giyiniyor, üç gün boyunca yakalarımıza kokartlarımızı takıyoruz. Çünkü çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin güvenliği sağlanana kadar bu meseleyi gündemde tutmaya, sorumlulara sorumluluklarını hatırlatmaya devam edeceğiz.

Hiçbir anne baba çocuğunu okula gönderirken onun silah seslerinin ortasında kalıp kalmayacağını düşünmek zorunda değildir. Hiçbir çocuk okul yolunda kurşunlarla karşılaşmamalıdır.

Sorularımızın cevabını, eksikliklerin giderilmesini ve çocuklarımızı gerçekten koruyacak politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz.

Ve bunun takipçisi olacağız.

En büyük erdem sorumluluktur. Çocuklarımızı koruyamayan sorumluları “istifa” diyoruz.”

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 24 Eylül 2026 03:11
BENZER HABERLER
X