FACİANIN MAĞDURLARI BAŞSAVCI İLE GÖRÜŞTÜ Belediye bina ile delilleri yok etti
Dilovası’nda Ravive Kozmetik yangınında hayatını kaybedenlerin mağdur aileleri ve avukatları bugün Gebze Cumhuriyet Başsavcısı Metin Uslu ile görüştü. Avukat Mürsel Ünder belediyenin binayı yıkarak tüm delilleri yok ettiğini söyledi
Dilovası’nda Ravive Kozmetik yangınında hayatını kaybedenlerin mağdur aileleri ve avukatları bugün Gebze Cumhuriyet Başsavcısı Metin Uslu ile görüştü. Faciaya dair açıklanan ve çok tartışılan iddianameye dair görüşlerini ve beklentilerini dile getirdi.
Faciada yedi işçi can vermişti. Heyette onların beşinin aile bireyleri ve akrabaları yer aldı.
Şengül Yılmaz’ın kardeşi Emine Bulut, Nisa Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir, Esma Gikan’ın kaynı Engin Aras, Hanım Gülek’in kaynı Mehmet Gülek, Cansu Esetoğlu’nun babası İbrahim Esetoğlu ile birlikte Bulut ailesinin avukatı İstanbul Barosu Mürsel Ünder ve Gülek ailesinin avukatı Kocaeli Barosu üyesi Recep Dursun görüşme sonrası değerlendirmede bulundu.
Avukat Mürsel Ünder görüşmede soruşturmaya dair gördükleri eksikleri dile getirdiklerini kaydedip, “Kamu görevlilerinin sorumluluk tespitinin yetersiz olduğunu belirttik. Bilirkişi raporunda Dilovası Belediyesi’ne sorumluluk verilmiş. SGK ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın kusuru, sorumluluğu tespit edilmemiş. Ruhsatlandırması Sağlık Bakanlığı’na ait bir yer. Her iki bakanlığın ilgili birimleri ile İtfaiye Daire Başkanlığı’nın sorumlulukları var. Mevcut, savcılıktan alınan bilirkişi raporu bu sorumlulukları tespit etmemiş.
Bilirkişi heyetinde kimya ve havalandırma mühendisleri, ATEX (Patlayıcı ortam) uzmanı gibi, uzmanlık gerektiren alanlardan kişiler yok. Kamu yönetimi uzmanı bir hukukçu da heyette yer almalıydı. Ayrıca bu kişiler bilirkişi dairesine kayıtlı kişilerle sınırlı kalmamalıydı. Tüm kamuoyuna yansımış böyle bir faciaya dair daha detaylı inceleme yapılabilmesi için ilgili üniversitelerde, konularına dair yayınları olan akademisyenler heyette yer almalıydı.
Kamu görevlilerinden yedi kişi açığa alındı. Yetersiz. Dilovası’nda oturan müvekkillerimizi bu durum çok rahatsız ediyor. Bizzat sorumluluklarını bildikleri, kamu düzeninin kullanarak bu işin içinde olduğunu bildikleri kişileri hem sokakta, hem de çalıştıkları yerlerde yine görüyorlar. Aileleri rahatsız eden, kamuoyu vicdanı ve aileleri tatmin etmeyen bir durum” diye konuştu.
Şirketler silsilesinde Ravive Kozmetik’in en alt düzeydeki sorumlu olduğunu düşündüklerini belirten Ünder, “Birçok şirkete üretim, dolum, depolama hizmeti verdiğini biliyoruz. Çok bilinen markaların dolum ve üretiminin burada yapıldığını biliyoruz. Üretim ve maliyetini merdivenaltı şekilde Ravive’ye yaptıran diğer şirketler tespit edilmeli. Hem hukuki hem cezai sorumluluklarının olması gerekiyor. Soruşturma dosyasına dâhil edilmeliler.
Lider Kozmetik’in ismi geçiyor. Bu firma birçok bilinen markanın Türkiye’de tedarikçisi durumunda. Victoria, Altınyıldız, Koton, Zara gibi birçok marka burada iş yaptırıyor. Kâğıt üzerinde üretim Ravive Kozmetik tarafından yapılıyor gibi değerlendirilmiş. Halbuki alt üst işverenlik ilişkileri hukuk konuları için de geçerli. Başta Ravive ve adı geçen ticari şirketlerin defterlerinde incelemeler yapılmalı. Bu şekilde ortaya çıkabilir.
Alt üst işverenlikte hukuki sorumluluk olarak tanımlanıyor ama bunun ceza soruşturmasına etkisi şöyle oluyor. Hukuki sorumluluk tanımladığınız durumlarda üst işverenin gözetim ve denetim yükümlülüğü oluyor. Bu durumda üst işverende gözetim ve denetimden sorumlular bunu yerine getirmediğinde, ceza hukukuna girmiş oluyor. Hukuki bağı kurarsanız cezai olanı da onun arkasından geliyor.
İşçilerin anlattığına göre çeşitli denetimler yapılıyor. Gelen giden oluyor ama işçi denetimin kamu adına mı, iş yapılan firma adına mı yapıldığını bilmiyor. Sadece ismi geçen bu firmaların bağının olup olmadığı ancak ticari kayıtlar incelendiğinde ortaya çıkacaktır” dedi. Ünder ayrıca binanın yıkılmasının çok yanlış olduğuna dikkat çekti:
“Öte yandan belediye tarafından çeşitli gerekçelerle dört yıldır yıkılmayan bina, işçiler katledildikten sonra bir hafta içinde yıkılmalı. Bina, güvenlik sorunu teşkil etmesine rağmen yıkılmamalıydı. Çünkü orası artık suç mahalliydi. Orada, olayı aydınlatacak bir çok delil vardı.. Savcılık dosyasında binada arama yapıldığı, eşyalara el koyulduğu, emanete alındığı gibi bir duruma rastlamadık. Eğer alınmadıysa bunlar çöp muamelesi gördü.
Etiketinden faturasına, şişesine kadar oradaki her materyal buradaki suçu aydınlatmada etkisi olabilirdi. Bazen orada gördüğünüz bir kâğıt bile bir suçlunun soruşturma dosyasına eklenmesine etken olabilirdi. Hem belediye kendi suçunu örtbas etmek amacıyla binayı hızlıca yıktı. Hem de savcılık yıkım kararına müdahale edebilirdi. Etmedi. Yanlış bir uygulama bu. Kayıtlar, kimi video çekimleri var ama birinci derecede delil olabilecek, işe yarayabilecek belgeler hasar gördü. Hatta bu yıkım kararını uygulayanlara dair delil karartma, suçu gizlemeden ayrıca bir soruşturma açılması lazım.”
Ünder, SGK’nın iddianamede müşteki gibi yer almasını ise şöyle değerlendirdi: “ SGK’nın müşteki değil de suçtan zarar gören diye iddianamede yer alması bizleri ve aileleri çok yaralayan bir durum. Aslında İş Teftiş Kurulu ve SGK bu faciada en büyük sorumlulardan. Bir taraftan kamu kurumlarının yer almamasından ötürü eksiklik var. Öte yandan SGK o şekilde yer alıyor. Bu aileler ve kamuoyunda çok derin, sıkıntı yarattı.
SGK’yı olası prim kaçırma, diğer taraftan ölenlerden ötürü tazminat ödeme durumundan zarar gören olarak göstermiştir. Yani insanlar burada yanarak ölmüşler. Canla ilgili değerlendirme yok.”
İddianamede müvekkilinin ve mağdur konumundaki bir kişinin isminin yer almadığını belirten Ünder, “Özensizlik göstergesi açıkçası. Şengül Yılmaz’ın kardeşi Emine Bulut’un ismi yazılmamış. Ben Emine Bulut ile birlikte Salih Yılmaz’ın da avukatıyım. Vekil olarak yazılmamışız. Bunlar giderilebilir eksikler, sorun değil denebilir ama bir özensizliğin göstergesidir” dedi.
Ünder’in iddianamede adı geçen Lykke Kozmetik firmasına dair değerlendirmesi ise şöyle oldu: “İddianamedeki diğer firma Lykke Kozmetik’in Ravive’ye bağlı değil ama aile bağı olduğunu biliyoruz. Aleyna Oransal var, sanıklardan birinin eşi aynı zamanda. Bir de ortağı var. Savunmalarında, e-ticaret yaptıklarını ve bu ürünleri de sattıklarını söylüyorlar.
Ama hikâye şöyle. İstanbul, Ataşehir’deki Ravive’nin merkezinde bir odayı bunlara kira gibi göstermişler. Ama aile şirketi gibi olması da, kira sözleşmesi de paravan gibi gözüküyor. Ravive’nin tüm üretim işlerinden bu iki kişi de ilgili. Kanunun etrafından dolanmak için ayrı bir şirket kurmuşlar. Soruşturma dosyasında Ravive’ye ait faturalar Lykke’de. Sen e-ticaret yapıyorsun. En fazla alış veya satış faturan olmalı. İşçilerle konuştuğumuzdan da, Aleyna Oransal’ın sürekli orada üretimde olduğunu biliyoruz ve zaten iddianamede de öyle bir değerlendirme yer aldı. O yönüyle olumlu. Altı yedi şirket ismi daha var. Onların da Ravive’de üretimleri geçiyorsa Ravive soruşturması dahil edilmesi gerekiyor.
Hanım Gülek’in eşi ve ailesinin avukatı Recep Dursun ise, “İddianamenin eksik olduğunu, soruşturmanın eksik yürütüldüğünü ilettik. Kamu görevlileriyle soruşturmada kaygılarımızı dile getirdik. Lider Kozmetik, Lykke Kozmetik’in de soruşturmaya dahil olması gerektiğini belirttik. Dilekçe istediler. Kamu görevlileriyle ilgili boyutun örtüleceği kuşkusu ülke genelinde var zaten. Başsavcı bizi dinledi” dedi.
İlk soruşturmadaki üç savcıdan birinin zabıta memuru Ömer Kocabay’ın kuzeni Ahmet Kocabay olduğu bilgisinin doğru olduğunu kaydeden Dursun ayrıca şunları söyledi:
“Başsavcının dediği gibi, soruşturmanın gitmesi gerektiği yere kadar gitmesini dilerim. Bu işin oluşumunda, başından sonuna kimin parmağı varsa, tüm kamu görevlileri, şirketler ve sahipleri açılan davada cezasını alır. Temennimiz, olması gereken bu. Ama Türkiye’de yaşanan bu tip toplumsal felaketler sonucunda edinilen tecrübeler ne yazık ki pek iç açıcı değil. Kamu görevlilerinin korunacağı endişesini hepimiz yaşıyoruz. Başsavcı sabırla beklememizi, sonucu görmemizi istedi. Müsterih olmamızı tavsiye etti. O anlamda dilerim yanılırız. Kamuoyunda bu olumsuz düşünce gerçekleşmez. Herkes cezasını çeker. Aileler de, kamu vicdanı da rahatlar. Bundan sonra da bu ihlallerden ötürü yani kamu gücünü elinde bulunduranların ihmalleri sonucu insanlar ölmez. Bu bir başlangıç olur. Temennimiz bu.
Şengül Yılmaz’ın kardeşi Emine Bulut, “Adalet yerini bulsun. Hakları yerde kalmasın. Bu yolda sonuna kadar devam edeceğiz. Sadece isteğim bu” dedi. Bulut sorumuz üzerine kan parası teklifi gelmediğini belirtip, “Hayır. Öyle bir şey teklif etseler dahi kabul etmeyiz. Ablamın canını 5 kuruşa değişemezler. Zaten onu aramızdan katlederek aldılar. Öyle bir yok. Teklif etseler de pişman olurlar. Bizim canımız yandı. Üstüne trilyon verseler nafile. Belki başkalarına böyle bir teklif gelmiştir ama bana gelmedi. Gelseydi ağızlarının payını verirdim” dedi.
Nisa Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir kısaca, “Adalet istiyoruz. Eğer bu insanlar kömür olduysa kanı yerde kalmasın. Her kim olursa olsun suçu olanlar cezasını çeksin. İsteğimiz budur” diye konuştu.
Cansu Esetoğlu’nun babası İbrahim Esetoğlu ise şunları söyledi: “Orası bir cinayet, katliam yeri. Bizim çocuklarımızı oraya koyup içine bomba attılar, imha ettiler. İnsanların kanını emip hakkını yediler. Hangi kurumlar izin vermiş, bellidir. Kamu görevlilerine yönelik hiçbir dosya yürütülmüyor. Yangın merdiveni, İSG uzmanı yok. Yıkım kararı gelmiş, niye yıkılmamış. Yıkmaya bütçeleri yetmiyormuş, Delilleri yok etmek için miydi? Delilleri karartamazlar. Kamu görevlilerinin cezasını çekmesini istiyoruz. Adalet istiyoruz.”