SMART’TA GREVİN ÖNCÜSÜ HALKA SESLENDİ Bir bakın. Bir resim çekin. Bir paylaşın
Ravive Kozmetik faciasında hayatını kaybedenlerin ailelerinin ikinci adalet nöbetinde Smart Solar grevinin öncülerinden BMİS Gebze 1 No’lu Şube üyesi Birgül Özkan mikrofonla halka seslenip, “Bu çadır siz davaya katkıda bulunun diye kuruldu. Bir bakın, resim çekin, paylaşın” dedi
Haber Serisi
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti: 2 - 3
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin önceki pazar günü gerçekleşen ikinci adalet nöbetinde eyleme halk desteği, çadır önüne kurulan stantta da arandı. Ne olup bittiğini merak eden az sayıda vatandaş, nöbete ve gerekçesine dair bilgilendirmede bulundu.
İkinci nöbette de, ‘Serbest kürsü’ kuruldu. Konuşmak isteyen herkese söz verildi.
Birleşik Metal-İş Sendikası Gebze 1 No’lu Şube’nin örgütlü olduğu, 114 gün süren ve şubat ayı sonunda biten Smart Solar grevinin öncü isimlerinden Birgül Özkan mikrofon isteyip, “Merhabalar, adım Birgül Ünsal. Öncelikle acınız acımdır, yasınız yasındır, kavganız kavgamızdır, bunu öncelikle bilmenizi istiyorum. İlk günden beri ben acınızı yüreğimin en derin noktasında hissediyorum. Burada insanlar yetkili kişilere, sorumlu kişilere yeterince seslendiler. Ben buradan duyarsızca geçen halka seslenmek istiyorum” diyerek söze girip özetle şunları kaydetti:
“Bakın, bu çadır siz bu davaya katkıda bulunun diye kuruldu! Bakın, çarşıya geçen, gezip giden insanlara sesleniyorum, bir kafanızı çevirip bakın, bir resim çekin, bir paylaşın!
Burada insanların acıları var! Anneleri, babaları, kardeşleri yanarak, diri diri öldü! Bugün içim öyle acıyor ki.
Bugün oradan gidip LC Waikiki'den aldığınız parfümü kullanıyorsanız bunda sizin de sorumluluğunuz var! Gelip şuraya bir bakıp bir isyan edip iki saniye oturmakla hiçbir şey kaybetmezsiniz! Bu insanlar buraya piknik için gelmediler! Bir seslerini duyun! Şuraya, bu davaya bir el atın! Şu çadırda iki saniye oturmakla hiçbir şey kaybetmezsiniz! Ama bu insanların davalarının sürecini azaltmakta en büyük katkıyı sağlayabilirsiniz!
Çocuklarınızla gideceksiniz; eşinize, ailenize, sevdiklerinize. Bu insanların gidecekleri bir annesi, bir babası, bir kardeşi yok! Duyarsız kalmayın, yanarak öldüler! Diri diri! Sermayeye para kazandırmak için! Patronlara para kazandırmak için! Seslerini sessizce duyuruyorlar. İki saniye şurada otursanız şu insanlara en büyük desteği vereceksiniz! Kafelerde bir kahve içmeyin, bir çay içmeyin, bir sohbet etmeyin! Burada yedi aileye iki saniye desteğinizi ayırın ya! İki saniye şu çadırda oturun!
Seslerini duyun, duymazdan gelmeyin, yazıktır günahtır! Bugün onlara yarın bize! Anaların, çocukların ahı sizi yaşatsın! Canlar uyanın, bir gün gelir siz de yanarsınız! Boyun eğmeyin! Katillerden hesabı emekçiler soracak! Katillerden hesabı emekçiler soracak!”
KEMAL YILMAZ: BU KALABALIĞI
MAHKEMEDE GÖRMEK İSTEMİYORLAR
Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikası Genel Sekreteri Kemal Yılmaz; Ravive Kozmetik faciasında 7 emekçinin Cumhurbaşkanlığı, Enerji Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Belediye, İşkur'un, SGK’nın, kamunun umarsızlığında göz göre göre, diri diri yandığını belirtip şunları kaydetti:
Şimdi aldılar davayı, Kandıra Cezaevi'ne götürdüler. 'Bunlar yoksul, bunlar ölülerinin arkasından gelemez Bunlar kendi davalarını sürdüremez' dediler.
Aileler defaatle söylemesine rağmen getirip Gebze’de davayı sürdürmediler. Çünkü bu kalabalığı o davada, o mahkeme salonunda görmek istemiyorlar. Çünkü bizi bugüne kadar paramparça ettiler, tek tek avladılar. Bir yerde 11 kişi, bir yerde 301 kişi, bir yerde 29 kişi, bir yerde 7 kişi öldürdüler. Teker teker yaptılar. Sonra bizi kendi aramızda böldüler, parçaladılar. Para teklif ettiler, satın almaya çalıştılar, onurumuzla oynadılar, 'helalleşelim' dediler, yaptılar da yaptılar.
Soma'da, Afşin'de, İliç'te, Gayrettepe'de, Hendek'te ceza yok. Dilovası'nda da ceza olmayacak diye korkuyoruz. Biz adaletin peşinde böyle koşmak zorunda mıyız? Varsa bir tane adalet, o zaman bunların hepsinin yargılanması lazım. Hadi yargılamıyorsun, getir o mahkemeye bir ifadesini al. Yok. Kamu görevlilerine dair hiçbir şey yok.
Ali Osman Akat sonra çıkıp ailelere mahkeme huzurunda, 'Ben balinayım' diyor. Savcı, hâkim, avukatlar orada, aileler oradayken çıkıp, 'Ben balinayım, siz küçük balıklarsınız' diyebiliyor. Kimseden çıt çıkmıyor. Bunu diyebiliyor çünkü bu balinanın yasalarıyla yönetiliyoruz. Çünkü biz bu balinanın adaletiyle yargılama yapmaya çalışıyoruz. Biz bu balinaya karşı mücadele etmek zorundayız. Ya bu insanlar kendi acılarını yaşayamadılar ya!
Aylar oldu aileler adalet peşinde koşmaktan ve mücadele etmekten kendi acılarını yaşayamadılar.. Bu insanların gelip burada oturması mı lazım? Niye? Adalet için. Adalet böyle mi sağlanacak bu memlekette? Bu balinaların adaleti böyle mi sağlanacak? İstemiyorlar, yan yana gelelim istemiyorlar.
18 yaşında, 16 yaşında çocuklar bunlar! 5 bin, 6 bin liraya, 9 bin liraya sigortasız çalıştırılıyor bu insanlar.
Dilovası'ndaki insanların çok büyük bir kısmı burada çalışmış daha önce. Çünkü bunların güvendiği şey bizim yoksulluğumuz. 'Biz bu yoksulları kendi balina yasalarımızla yönetebiliriz' diyorlar. 'Zamanı geldiğinde öldürebiliriz, yakabiliriz, cezaevine atabiliriz' diyorlar.
7 can bugün aramızda yok. Çalışıp para kazanmak, hayatlarını devam ettirmek için girdiler bir fabrikaya, hemen yanında devletin tüm birimleri var. Zabıtası geliyor, parfüm alıyor; belediyesi izin vermiş, Büyükşehir Belediyesi 'Benim haberim yoktu' diyor. Böyle açıklamalar yaparak bu işlerin içinden sıyrılabileceklerini düşünüyorlar.
CİMER'e defalarca yazılmış, Cumhurbaşkanı niye bir şey yapmamış? Adalet Bakanı bugün niye davayı kaçırıyor insanlardan? Enerji Bakanı nerede? Bu kötü olaydan dolayı 'Herkesin başı sağ olsun' diyen insanlar, neredeler? Bugün yoklar. Çünkü o balinanın, o Ali Osman Akat'ın kendi yasalarını biliyorlar. Onu korumaya çalışıyorlar. Biz de bunlar kollanmasın, korunmasın diye mücadele etmek zorunda kalıyoruz.
Biz bu pankartı, bu yazıları, bu yastıkları, bu insanları buraya getirmek için binbir çile çekiyoruz. Mücadele etmenin böyle zorlukları var. Biz ölülerimize sahip çıkmaya çalışıyoruz. Ama onlar o mahkemede o insanları çıkarıp, bizim toprağa gömdüğümüz insanların o toprağın üstüne basarak rahatça gezmelerini istiyorlar. Biz buna izin vermeyeceğiz.
İlk günden beri sendikamız ve buradaki tüm sendikalar, kurum, kuruluşlar, siyasi partiler davaya destek verdiler, sahip çıktılar. Buradaki hiçbir aile bu uzun ve meşakkatli süreçte yalnız kalmamalı. Biz bunun peşini bırakmayacağız.”
ÇİFÇİ: YAŞAMIN SUNDUĞU KOKULARA
ERİŞMEK İÇİN CAN VERİYORUZ
BMİS Gebze 1 No’lu Şube Başkanı Selçuk Çifçi, babalar gününe denk gelen ikinci nöbette günün sabahında oğluyla yaşadıklarını belirtip, “Oğlum bana parfüm almış. Nereden aldığını sordum, annesiyle beraber LCW’den almışlar. O parfümü imal edenler bize hoş kokular sunmak için imal etmiyorlar. Onlar bunu kar maksadıyla yapıyorlar. Dolayısıyla, kapitalizm bu ailelerin yaşadığı acı da olduğu gibi bize hayatın hiçbir güzelliğini yaşatmıyor. Yani biz yaşamın bize sunduğu kokulara erişmek için de can vermek zorunda kalıyoruz” dedi. Çifçi ayrıca özetle şunları söyledi:
“Bugün pazar, milyonlarca babanın bu ülkede şu anda fazla mesai yaptığını biliyorum. Çünkü biz bu ülkenin her türlü olumsuzluğunu, her türlü adaletsizliğini yaşayan metal işçileriyiz. Bu arkadaşlarımız, kardeşlerimiz çalıştıkları iş yerlerinde adalet ve adil bir düzen istediklerinde, bir sendikaya kavuşmak istediklerinde de maalesef dayak yiyorlar, zaman zaman öldürülüyorlar. Sendikalı olma mucizesini gerçekleştirirlerse bir sözleşme yapmaları gerekiyor ve en önemlisi de iş sağlığı güvenliği. Ama bir sendikacı kendimi de ihbar ediyorum, daha çok zam almak çabasından ötürü hem ücretlerimizi hem iş sağlığı güvenliği alanında yaşamamızı sağlayacak önlemlerin alınmasına da müsaade etmiyorlar.
Bu ülkede kadınlar öldürülüyorlar. Kadınlar negatif ayrımcılık içerisinde çalışıyorlar.
Bu eylemi bir adım daha öteye taşınmasının doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendileri de ifade ediyorlar, 'Bizim canlarımız yandı, başkasının yanmasın’ diyorlar, katılıyorum. Bugün Babalar Günü ve her babanın Babalar Günü kutlu olmasın.
Burada adaleti sağlayabiliriz ama adil bir düzen kuramayız. Çünkü patronların çocuklarının bu fabrikalarda çalışma ihtimali yok.
Bu meydanlarda çok sayıda mücadele, direniş gördüm. Toplamda bir sınıf mücadelesi verip sermaye sınıfının o balina yasalarını çöpe atıp kendi kanunlarımızı, insani değerlerimizi öne çıkartmadığımız sürece adalet ve adil olan bir memleket asla kuramayacağız.
Aramızda sağ ve sol görüşlü olanlar vardır muhakkak. Herkes isyanını farklı bir dille ifade ediyor. Ama acımız ortak. Acımız üzerinden yan yana gelmeyi de artık becerebilmeliyiz.
Ben metal işçisiyim, bir makinenin etrafında ölüyorum. Ben iş cinayetinde ölmek zorunda değilim. Üç vardiya usulüyle çalışan bir insan zaten doğal olmayan şekilde yaşıyor, doğal olmayan şekilde de ölecek. Balinaların kanunu içerisinde adalet arıyor olmamıza rağmen yine balinalar tarafından adalete ulaşmamız engelleniyor.
Burada adalet sağlanacak, ben buna inanıyorum. Sonuna kadar da takipçisi olacağız. Ama bize, insana, kadına, çocuğa, doğaya yakışan bir yaşam sürmek için de yan yana gelmeliyiz. Sağdan, soldan ya da apolitik, hiç fark etmez. Mevzu hayatta kalmak, mevzu yaşamı hep beraber tüm güzellikleriyle icra etmekse artık yan yana gelip bu pazarın düzenini yırtıp atmalıyız.
Temmuz ayının 7'sinde, 8'sinde, eee, NATO’cular gelecek bu ülkeye. Neden gelecekler? Rusya ve Ukrayna’da, yanı başımızda yıllardır bir savaş yapılıyor. Siz biliyor musunuz bu savaşın niye yapıldığını? Amerika ile İran niye savaş yaptılar da niye barıştılar, biliyor musunuz? Sorgulamak lazım.
Ailelere sadece dayanışmanın çok anlamlı olacağını da zannetmiyorum. Bu insanlar bugün de çocuklarının çalışmasına ihtiyaç duyuyorsa bu lanet olası sistemi sorgularım. Kim niye 15 - 16 yaşında çocuğunu para kazanmak için bir atölyeye göndersin? En kötü senaryoda bile çocuklarımız kendi ihtiyaçlarını karşılasın diye çalışıyorlar. 'Bu çocuklar neden bu fabrikalarda çalışmak zorunda kalıyor?'u sorgulamadığımız takdirde biz burada adaleti sağlasak da başka yerlerde çocuklarımızı öldürmeye devam edecekler.”
ARCAN: ASLINDA ADALET, DEMOKRASİ ARIYORUZ
Pazar günkü eylemde konuşan tek aktif siyasetçi CHP Kocaeli İl Başkanı Erdem Arcan oldu. “Dilovalı ailelerimizin bu onurlu mücadelesini, onurlu duruşunu saygıyla selamlıyoruz. Olayın başından beri ilçe başkanlarımızla birlikte yanlarında durmaya çalışıyoruz. Ailelerin yanında dayanışmayı büyütmeye, onların sesine güç katmaya çalışıyoruz” diyerek söze giren Arcan şunları kaydetti:
“Bugün emekçi arkadaşlarımızın, sendikalarımızın bu dayanışmaya katkı vermesi de çok değerli, şükranlarımı sunarım. Mahkemelerin hepsini izlemeye çalıştık, hiçbirini kaçırmadık. Orada yaşanan adaletsizliği, ölen işçilerin ne kadar değersizleştirilmek istendiğini, ailelerin ne kadar yok sayıldığını içimiz acıyarak izledik. Bir an önce katliamlardan sorumlu tahliyelerinin durdurulmasını ve herkesin hesap vermesini istiyoruz.
Aslında adalet, demokrasi arıyoruz. Emekçiler olarak onurlu bir yaşam, onurlu bir ücretin peşinde koşuyoruz. Ama maalesef çocuk işçilerin, kadın işçilerin öldüğü bir ülkede güvencesiz çalışma ortamlarının olduğunu ve bunların hala devam ettiğini görüyoruz, gözlemliyoruz.
Biz emeğin onurunu kurtarmak için, onur için mücadelemizi elbette inat inatla sürdüreceğiz. Emeğin vatan, vatanın demokrasi, demokrasinin özgürlük olduğunu; özgürlüğün zalimin zulmüne boyun eğmeyeceğini haykıracağız, hakkımızı alana kadar bu mücadeleye devam ettireceğiz. Ailelerimizin yanında onurlu bir şekilde bu mücadeleyi yükseltmeye de devam edeceğiz.”
Seride dün
Sanıklar değil adalet arayanlar cezalandırılıyor.
https://www.gebzeemek.com/haber/emek/saniklar-degil-adalet-arayanlar-cezalandiriliyor/4018.html
Seride yarın
Dilovası basını, nerede?