ADALET NÖBETİNDE REJİMİN TEŞHİRİ SÜRÜYOR Bu katliam aynadır, nasıl ölünürün resmidir
DEM Parti, CHP, Türkiye İşçi Partisi ve Kızıl Parti’den siyasetçilerin söz aldığı Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin altıncı nöbetinde Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu, “Dilovası'nda yaşanan katliam ülkenin aynasıdır. Bu ülkede insanlar nasıl yaşar, nasıl ölürün resmidir” dedi
Haber serisi
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti: 6 - 2
08 Kasım 2025’te Dilovası’nda Ravive Kozmetik faciası… Bir facianın, bir katliamın çok ama çok ötesi gibi…
Facianın Kandıra Cezaevi’ne adeta sürülen ve bugün üçüncü celsesi başlayacak olan davası da, Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin önceki pazar günü altıncısını tuttukları Adalet Nöbeti de, rejimin teşhirini olmayı sürdürüyor.
Tüm kurumlarıyla kamu kurumlarının kusurda eksiksizliği de açığa çıktı. Meclis’te de araştırma komisyonu önerisine Cumhur İttifakı bileşenleri AKP ve MHP sessiz kaldı.
Pazar günkü nöbette DEM Parti, CHP, Türkiye İşçi Partisi ve Kızıl Parti’den siyasetçilerin söz aldığı Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin altıncı nöbetinde DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Dilovası'nda yaşanan katliam ülkenin aynasıdır. Bu ülkede insanlar nasıl yaşar, nasıl ölürün resmidir” dedi:
“Adalet için hepimiz yan yanayız. Bu topraklarda adaletsizliğin bize nasıl döndüğünü belki de en iyi bizler biliriz. Ben aynı zamanda Diyarbakır milletvekiliyim ve ve aynı zamanda da Kadın Meclisi Sözcüsüyüm. Ve belki de bu topraklarda adaletin, kadın mücadelesinin nasıl aslında günbegün elimizden çalındığını en iyi bilenlerdeniz.
Öyle bir sistem inşa ettiler ki adaletsizlik günbegün büyüyor ve bu adaletsizlik herkesin evine, ocağına düşüyor. O yüzden adaletle ilgili her çalışma, her dayanışma bu topraklarda hesap sormanın da dışında nasıl yaşayacağımızı da ortaya koyuyor.
Ben açık söylüyorum. Bu sistemi inşa edenler: sermaye - iktidar ortaklığı, her cinayette, her katliamda cezasızlık politikalarını devreye koyuyor. Bizler ekmek mücadelesi verirken onlar ekmeğe ulaşmanın bedelini hayatlarımıza mal ederken yine elleri kollarını sallayaraktan çok rahat dolaşabiliyorlar, kendilerine yeni bir hayat dahi kurabiliyorlar.
Ama bizler şunu da biliyoruz ki bu topraklarda mücadele edenlerdir hesap soran. Değişimi de getirmiş olacak olanlar yine mücadele edenler olacaktır. Çünkü iktidar biliyoruz ki bu sermaye düzeni içerisinde cezasızlık politikasıyla çok derin bir sistem inşa etti.
Dilovası'na gittiğimizde orada Türkiye'yi gördük. Orada Türkiye'de işçinin, kadının, farklı kimliklerin nasıl yaşadığını ve neye maruz bırakıldığını, nasıl sömürüldüğünü ve devletin buradaki ortaklığını en bariz şekilde gördük. Yani bir katliam bu kadar iç içe geliştirilebilir. Ve bizler bu katliamı deşifre ederken İşkur'dan Çevre Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına, sadece şu an görevde olanlar için de demiyorum, daha öncesi, daha öncesi, daha öncesi...
Yani bu sistem bir günde, bir kişinin tekelinde inşa edilmedi, edilmediğini de biliyoruz. Bize emek sömürüsünü dayatanlar, her gün bu ülkede işçi katliamlarını bir savaş bilançosu haline getirenler bilerek bu sistemi inşa ettiler. Onlar zannediyor ki bu katliamlar olduğunda herkes susacak, evine dönecek ve konu kapanacak. Onların tarzı bu. İktidarın bu süreçleri yönetme tarzı da bu şekilde. Ama - yılları bulan bir adalet mücadelesi var bu ülkede. İşçiler, kadınlar katledildiğinde adalet aramak zorundayız. Ve bulunduğumuz her alanda bu adalet mücadelelerini yan yana getirdiğimizde bu yargı sisteminin iş birlikçi halinden de kurtulmuş oluruz. Bu iş birlikçi hal aynı zamanda yozlaşmış ve çürümüş bir düzenin yüzüdür.
Bir insan hayatının bu topraklarda hiçbir şekilde kıymeti yoksa insan onurunun da kıymeti yoktur. Her adaletsizlikle bize dayatılan bir onursuzluk olarak geri dönüyor. Hâlbuki ilk günden bugüne Dilovası'nda da ailelerimizle yan yana geldiğimizde katledilen çocukların, kadınların hikâyesini, yaşamını ve bedel ödeme halini dinlediğimizde sistemle de karşı karşıya kalacağımızı biliyorduk. Çünkü işin içerisinde çoklu iş birliği var. Neresinden tutarsan sistem çökecek hale gelir. O yönüyle Araştırma Komisyonu'nu Meclise sunduğumuzda olay daha çok taze idi. İnsanlar utanıyordu cevap vermeye, yüzlerini kaldırıp ne cevap vereceğiz diyorlardı. Ve biz Mecliste, ‘Komisyon kurularak araştırılsın’ dediğimizde AKP ve MHP sadece sessiz kaldılar. ‘Evet haklısınız, çok elim kazadır" dediler. Elim bir kaza değil, katliamdır bu! ‘Evet ama şu an biz bunu araştıramayız’ dediler çünkü zamana yaymak istediler.
Şimdi adalet nöbetimiz o yönüyle çok kıymetlidir. Bu adalet nöbetini hep birlikte büyütmek zorundayız. Sadece Gebze'de değil, Türkiye'nin dört bir yanında adalet mücadelelerini birleştirmek zorundayız. ‘Dilovası Türkiye'nin resmidir’ derken adaletin resmidir aynı zamanda. Ve bu adalet mücadelesinin Mecliste de kalıcı bir hale getirmek istiyorsak birlikte mücadeleyi esas almak zorundayız. Çünkü onların niyeti belli. Kamu davası demek, kamuda görevlilerin yargılanması demek, iktidar ve sermaye iş birliğini çökertmek demektir. Bugüne kadar insanların emeğinden, alın terinden, yaşamından çalarak ayakta kalmış bir sistem bunun hesabını verirse aynı sistemi devam ettiremez. O yüzden kamu görevlilerine dair yapılan bütün bu soruşturmalarda ya da cezasızlık politikalarında iş birlikçi zihniyet var. O yüzden davayı bir şekilde ikiye bölmek de isteyecekler ki istiyorlar.
Bunun mücadelesini bütün ele almak zorundayız. Bu sadece özel ya da bir kişiye ait bir mesele değil; bu sistem nasıl örülüyor, bugünlere nasıl getirildi ve bundan sonra bunun sürdürülmemesi için nasıl yaşamamız gerektiği sorusu için adaleti hep birlikte ortaya çıkarmamız lazım.
‘Uzun bir yolculuk’ dedi arkadaşlar. Evet, uzun. Ama mücadele böyledir. Eğer ki bu uzun yolda daha fazla mücadele etmek istiyorsak birbirimizin elinden tutmak zorundayız. Birbirimizin kelimesi olmak zorundayız, birbirimizin sözünü her yere taşımak zorundayız. Ve o zaman adalet mücadelemiz aynı zamanda çocuklarımıza, gençlere bir şekilde bir gelecek mücadelesi olarak geri dönecektir. Ama vazgeçersek, pes edersek ki arkadaşımız bundan vazgeçmeyecek. Eğer ki bu pes etmemizi isterlerse asla bundan vazgeçmeyeceğiz. Ve bu mücadelecimizi kalıcı bir şekilde adaletin tesis edilmesi için oluşturacağız.
Kadın işçilerin bu düzen içerisinde ne kadar çok sömürüldüğünü biliyoruz. En düşük ücret, her türlü baskı, her türlü aslında şiddetin hedefi halinde olma, çok çok fazla çalışma ama az kazanma... Bunların hepsini biliyoruz. Dilovası'nda da aslında bunların aynısı gerçekleşti. Mahallenin içerisinde kozmetik fabrikası ama aynı zamanda o mahallenin içerisinde genç kadınların en kolay ekmek kazanabileceği düşünüldüğü yerlerden biriydi. Ve bunu bilinçli olarak yapıyorlar. Bilerek genç kadınların burada ucuz iş gücü olmalarını istiyorlar. Ve o yüzden hiçbir önlem alınmama, hiçbir denetim yapılmaması İşte düzen dedikleri bu. Aynı zamanda biliyorlar ki genç kadınları sömürdüklerinde kimse bir şey söylemiyor. Ama biz bu düzeni tam da Dilovası'nda teşhir etmiş olduk. O yüzden son sözüm olarak şunu söylemek istiyorum: Dilovası'nda yaşanan katliam bu ülkenin aynasıdır. Bu ülkede insanlar nasıl yaşar, nasıl ölürün resmidir. Ama aynı zamanda Dilovası için adalet mücadelesi verenler, hepimiz bu ülkede adalet nasıl sağlanır, mücadelesi nasıl verilir, öfkesi nasıl büyütülür ve sabrı nasıl ortaya konur, bunu da gösterecek olan mücadelemizdir.”
CHP Parti Meclis Üyesi Baran Seyhan:
Tekrar başımız sağ olsun. Acılarınızı paylaşıyorum. Tek bir şey hatırlatmak istiyorum. Evet, hepimizin bir umudu var ve bu umudu büyütmek için bu adalet nöbetindeyiz. Ama umudu başka yerlerde aramamıza gerek yok. Başka kimliklerden beklememize gerek yok. Umut bizatihi kendimizde. El ele vererek, omuz omuza vererek, yan yana durmayı becererek, birleşerek kazanacağız. En baştan olduğu gibi, sonuna kadar da gözlerinizin içine bakarak söylüyorum; adalet mücadelesinde yanınızda olacağız.
Kızıl Parti Eş Sözcüsü Baran Çağ Aydın
“Hendek, Gayrettepe ve son olarak Dilovası, sermaye düzeninin bir tanımıdır. Sermaye düzeninin işçi katliamlarının düzeni olduğunu ifade eder bu isimler. Ama bunlardan da en sonunda Dilovası'na özellikle bakmak gerekir. Dilovası katliamı içinde birçok örneği barındırır; kaçak göçmen işçiyi barındırır, iş güvenliğindeki noksanlığı barındırır, sigortasız işçiliği barındırır, yolsuzluğu, rüşveti barındırır. Dilovası katliamı, bu düzenin bütün çürümüş özelliklerini bizzat bünyesinde taşır.
Ailelerimizin bu mücadelede omuzlarında taşımış olduğu yük çok ağır. Ancak onlar bu zulme, bu adaletsizliğe karşı yürüdükçe, bu memleketin işçilerine, bu memleketin emekçilerine güç vereceklerini bilsinler. Onların bu yürüyüşü bizim cesaretimizi büyütecek. Onların bu yürüyüşü işçi sınıfının umudunu büyütecek.
Bugün onların yürütmüş olduğu bu kararlı mücadele, bir daha bu memlekette katliam yaşanmasın diye yürütülen bir mücadeledir. O yüzden bu ailelerin attığı her adım, bizim onurla kalbimizde taşıyacağımız bir adımdır, kalbimizde taşıyacağımız bir mücadeledir.
Buradan ailelerimize seslenmek istiyoruz: Sizler yürüdükçe biz de sizinle yürümeye devam edeceğiz. Sizin yürüyüşünüz emin olun ki binleri, on binleri, milyonları arkasında mutlaka yürütecek. Ama yarın, ama öbür gün. Sizler asla yalnız değilsiniz. Bu memleketin aydınlık insanları, bu memleketin işçileri, bu memleketin emekçileri, bu memleketin devrimcileri sizi asla yalnız bırakmayacak. Asla yalnız yürümeyeceksiniz ve mutlaka zaferi kazanacaksınız.”
Avukat Umutcan Tarcan – Türkiye İşçi Partisi Kocaeli İl Başkanı
“Bu nöbetten sonra salı günü (21 Temmuz, bugün) bir de ne yazık ki hukuka aykırı bir şekilde tekrar Kandıra'da bir araya geleceğiz. Ali Osman Akat kamuoyunun önünde saçmalayamasın, pervazsızlıklarına devam edemesin diye, Oransal ailesi asılsız savunmalarına kamuoyu önünde devam edemesin diye. Ne yazık ki duruşmayı halktan kaçırırcasına, kentten kilometrelerce uzakta bir cezaevine mahkûm ettikleri hukuksuz bir süreçten geçiyoruz. Bu doğrultuda altı haftadır adalet nöbetine devam eden Dilovası işçi katliamı ailelerinin talepleri ne yalnızca Dilovası işçi katliamı için ne de yalnızca bu katliamın yargılamasındaki talepler için. Bu talepler Hendek'ten Soma'ya, Ermenek'ten Niğde'ye, İliç'ten memleketin dört bir yanında saray rejimiyle sermayenin iş birliği tarafından pervasızca katledilen tüm işçiler, tüm çocuklar için yükseltiliyor.
Adım adım memleketimizi ölüm havzasına dönüştürmeye çalışan; halkı, işçileri, çocukları güvencesiz koşullarda çalıştırıp her fırsatta katleden bir kara düzenle karşı karşıyayız. Bu kara düzene karşı sessiz kaldığımız sürece, bugün memleketin dört bir yanında nöbetlerini sürdüren işçi katliamı ailelerinin sesine ses olmadığımız sürece, bizleri bu koşullarda katletmeye devam edecekler. Dayanışmayı, örgütlü mücadeleyi büyütmek ve ölüm havzasına dönüştürdükleri memleketimizi hepimiz için bir güvence, yaşam, dayanışma ve örgütlenme havzasına dönüştürmek hepimizin ortak sorumluluğudur.
Salı günü de, duruşma günümüzde de tekrar Dilovası işçi katliamı aileleriyle bir arada olacağız ve bu katliamın tüm failleri hesap verene dek; Dilovası Belediyesi'nden Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne, Kocaeli Valiliği'nden Dilovası Kaymakamlığı'na, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan bu katliamda denetim kusuru olan, kamu görevini yerine getirmeyen tüm kamu görevlilerine kadar tüm failler hesap verene kadar hep birlikte mücadelemizi sürdüreceğiz.
Ben tüm Gebze halkını bu işçi katliamına ve memlekette işçilerin her gün öldürüldüğü bu karanlık düzene sessiz kalmamaya çağırıyorum. Sesimizi hep birlikte yükseltelim ve bizi öldürmeye çalışanları alaşağı ederek özgür bir toplumu, işçi sınıfının barış içinde, huzur içinde, refah içinde yaşadığı bir toplumu hep birlikte kuralım.”
Seride dün
Dilovası Belediyesi film seti gibi
Yıldırım’a tehdit. Temiz’e kumpas. Narkodan sevkiyat
https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/yildirima-tehdit-temize-kumpas-narkodan-sevk-/4221.html
İlgili haber
İlhan Yıldırım iddiaları yalanladı
Zabıtalar tehdit etmedi. Yargıya müdahil olmadım
https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/zabitalar-tehdit-etmedi-yargiya-mudahil-olmadim/4223.html
Seride yarın
Hendek Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası'nda hayatını kaybeden Halis Yılmaz’ın babası Muammer Yılmaz
Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Şube Başkanı Sema Olkun Kopal
UİDDER’den Emek Araştırmaları Uzmanı Cihan Büyükdağ
Sosyalist Dayanışma Platforma – SODAP Çayırova’dan Songül Özdemir