Bekleyecek zamanları olmayabilir Devletin korumasındaki çocuklar nerede
Çocukların yabancı uyruklu olması, onların yaşam, güvenlik ve korunma haklarını hiçbir şekilde azaltmaz. Çocuk hakları evrenseldir. Hangi ülkede doğduğu, hangi dili konuştuğu güvenli bir yaşam sürme hakkını değiştirmez.
**
Konuk Yazar: Fatma TEKİN
Aziz Vatan Dilovası
**
Edirne’de kaybolduğu bildirilen 13 çocuk için kim, ne zaman hesap verecek?
Bir ülkede çocukların güvenliği, devletin sorumluluğunun en temel ölçülerinden biridir. Hele ki söz konusu çocuklar, devletin koruması altındaki çocuklarsa…
Edirne’de devlet koruması altındaki 13 yabancı uyruklu çocuğun kaybolduğuna ilişkin haberler, kamuoyunun önüne son derece ciddi sorular koyuyor. Bu çocuklar nerede? Ne zaman kayboldular? Kayboldukları nasıl fark edildi? İlgili kurumlar hangi işlemleri yaptı?
Bunlar sıradan sorular değil. Her biri, çocukların yaşam hakkını, güvenliğini ve devletin koruma yükümlülüğünü ilgilendiren hayati sorulardır.
Devlet koruması altındaki bir çocuğun akıbeti bilinmiyorsa, ortada yalnızca bir kayıp vakası değil, açıklığa kavuşturulması gereken ciddi bir kamu sorumluluğu meselesi vardır.
Çocuklar kaybolduğunda sorumluluk da mı kayboluyor?
Devlet koruması, yalnızca bir çocuğa barınacak yer sağlamak değildir. Çocuğun güvenliğini sağlamak, ihtiyaçlarını karşılamak, istismar ve sömürü risklerine karşı onu korumak ve gerektiğinde nerede olduğunu takip edebilmek de bu sorumluluğun parçasıdır.
Peki, 13 çocuğun kaybolduğu bildiriliyorsa hangi güvenlik ve takip mekanizmaları devreye girdi?
Kayıp bildirimi ne zaman yapıldı? Kolluk kuvvetlerine ne zaman haber verildi? Çocukların yurttan ayrılışına ilişkin kayıtlar incelendi mi? Kamera görüntüleri, giriş-çıkış kayıtları ve görevli personelin bilgileri araştırıldı mı?
Bu soruların yanıtları kamuoyuyla paylaşılmadan, yalnızca bir haberin ardından sessizliğe gömülmek kabul edilemez.
Elbette soruşturmanın gizliliği ve çocukların özel hayatı korunmalıdır. Ancak bu gereklilikler, kamuoyunun temel sorularının yanıtsız bırakılması anlamına gelmez.
Yabancı uyruklu olmaları, çocukların haklarını eksiltmez!
Burada özellikle altını çizmek gerekiyor: Çocukların yabancı uyruklu olması, onların yaşam, güvenlik ve korunma haklarını hiçbir şekilde azaltmaz.
Çocuk hakları evrenseldir. Bir çocuğun hangi ülkede doğduğu, hangi dili konuştuğu veya hangi pasaportu taşıdığı; onun güvenli bir yaşam sürme hakkını değiştirmez.
Aksine, ailesinden uzakta olan, dil ve uyum sorunları yaşayabilen ya da sosyal destek mekanizmalarına erişimi sınırlı olan çocukların korunması daha fazla özen gerektirebilir.
Bu nedenle meseleye yalnızca “yabancı uyruklu çocuklar” başlığıyla yaklaşmak yeterli değildir. Asıl mesele, devletin koruması altındaki çocukların nasıl ve hangi koşullarda kaybolabildiğidir.
SORUŞTURMA KADAR ŞEFFAFLIK DA GEREKLİ
Burada herhangi bir kişi veya kurumu, somut deliller ortaya konulmadan suçlamak doğru değildir. Fakat olası ihmallerin araştırılmasını istemek de kimsenin keyfine bırakılabilecek bir konu değildir.
Yetkili kurumlar şu sorulara açık ve tatmin edici yanıtlar vermelidir:
Çocukların kaybolduğu iddia edilen tarih ve koşullar nelerdir?
Kayıp bildirimi hangi tarihte yapılmıştır?
Arama ve soruşturma süreçleri hangi aşamadadır?
Çocukların güvenliğini sağlamakla görevli kurumların uygulamaları incelenmiş midir?
Benzer olayların tekrar yaşanmaması için hangi tedbirler alınmıştır?
Bu soruların yanıtlanması, yalnızca kamuoyunu bilgilendirmek için değil, çocukların korunmasına yönelik sistemin eksiklerini tespit etmek için de gereklidir.
Çocukların akıbeti siyasi tartışmaların gölgesinde kalamaz
Çocukların kaybolması, gündemin değişmesiyle unutulabilecek bir mesele değildir. Birkaç gün konuşulup sonra başka bir haberin gerisine düşecek kadar önemsiz hiç değildir.
Çünkü burada söz konusu olan, hayatları ve gelecekleri hakkında belirsizlik bulunan çocuklardır.
Kamu kurumlarının görevi, yalnızca olay meydana geldikten sonra açıklama yapmak değil; bu tür olayların yaşanmasını önleyecek etkili koruma mekanizmalarını kurmak ve işletmektir.
Eğer bir ihmal varsa ortaya çıkarılmalı; sorumluluğu bulunan kişiler varsa hukuk çerçevesinde hesap vermelidir. Eğer sistemde bir açık varsa kapatılmalı, aynı risk altındaki diğer çocuklar için de gerekli önlemler alınmalıdır.
Son söz: Bu çocuklar unutulamaz!
Edirne’de kaybolduğu bildirilen 13 çocuğun akıbeti açıklığa kavuşmadan, kamuoyunun soruları yanıtlanmadan ve gerekli incelemelerin sonuçları ortaya konulmadan bu dosyanın kapandığı düşünülemez.
Burada talep edilen ayrıcalık değil; çocukların güvenliği, hukukun gereğinin yerine getirilmesi ve kamu sorumluluğunun açıklığa kavuşturulmasıdır.
Devlet, koruması altındaki bir çocuğun elinden tutmakla yükümlüdür. O çocuk kaybolduğunda ise ilk görevi, onun nerede olduğunu bulmak ve nasıl kaybolduğunu açıklığa kavuşturmaktır.
Çocukların akıbetini sormak bir tercih değil, vicdani ve toplumsal bir sorumluluktur.
13 çocuk nerede? Onları bulmak için hangi adımlar atıldı? Bu çocukları korumakla yükümlü sistem nasıl işledi?
Kamuoyu bu soruların yanıtlarını bekliyor. Çocukların ise bekleyecek zamanı olmayabilir.