Dönüşümün parçası olmaya adayım
17 Nisan 2026 05:04

BABAM ÖYLE ÖĞRETTİ: SİYASET, DAVADIR Dönüşümün parçası olmaya adayım

Kocaeli’nin tahliline dair akademik bir çalışma sürdüren, CHP’den milletvekili adayı olacağı konuşulan Suzan Ezgi Kösalı, “Babam siyasetin dava meselesi olduğunu öğretti. Siyasette erkek egemen yapı değişmeli. İddiam dönüşümün parçası olmak” dedi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Seri röportaj – 2

Genel anlamda Kocaeli, özelde CHP Kocaeli, Dr.Suzan Ezgi Kösalı’nın ismini geçen yılın haziran ayı dolaylarında başladığı, “Kocaeli’de CHP’nin Siyasal Konumunun Güçlendirilmesi: Stratejik Eylem Planı” ile duydu. Bir süre sonra çalışmasının şeklini değiştirdi. Bu röportajında sorumuz üzerine o konuya da açıklık getirdi ama bir dedikoduya da…

 *Kısaca kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Çalışmalarınızda güvenlik ve siyaset eksenini merkeze alıyorsunuz. Bu perspektifi nasıl inşa ettiniz?

Ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri alanında çalışmalarını sürdüren bir akademisyenim. Terörle mücadele, radikalleşme, aşırıcılık, güvenlik, savunma sanayi, göç hareketliliği, popülizm, AB ve Ortadoğu siyaseti gibi başlıklar üzerine yoğunlaşıyorum. Bu alana yönelmem ise sadece akademik bir tercih değil, aynı zamanda kişisel bir hikâyenin doğal uzantısı. Bu mesleği tercih etmemde ve siyasi görüşümün şekillenmesine babam Selman Kösalı’nın önemli bir rolü var. Babamın siyasi kimliği, kararlılığı, umudu, mücadelesi, ödediği bedeller, inandığı değerlerden geri adım atmaması benim pusulam oldu. Ülke meseleleri üzerine düşünmeyi, tartışmayı ve çözüm yolları aramayı ondan öğrendim. Babam bana siyasetin makam değil, dava meselesi olduğunu öğretti. Aynı zamanda, siyasi kararların insanların hayatına nasıl dokunduğunu, siyasetin sadece teorik değil, somut sonuçlar doğurduğunu görerek yetiştim. Bugün, üzerine çalıştığım konuları yalnızca akademik bir disiplin çerçevesinde değil, aynı zamanda sahadaki gerçeklik ve insan hayatına etkisi ekseninde değerlendirmemin arkasında biraz da bu aile mirası var.

Darıca’nın beldelik dönemi CHP başkanlarından Selman Kösalı’nın kızı olan Suzan Ezgi Kösalı  ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri alanında çalışmalarını sürdüren bir akademisyen. Çalışmalarını; Terörle mücadele, radikalleşme, aşırıcılık, güvenlik, savunma sanayi, göç hareketliliği, popülizm, AB ve Ortadoğu siyaseti gibi başlıklar üzerine yoğunlaştıran Kösalı bu alanı tercihinin tek sebebinin  akademik olmadığını söyledi:

Bu alana yönelmem, aynı zamanda kişisel bir hikâyenin doğal uzantısı. Bu mesleği tercih etmemde ve siyasi görüşümün şekillenmesine babam Selman Kösalı’nın önemli bir rolü var. Babamın siyasi kimliği, kararlılığı, umudu, mücadelesi, ödediği bedeller, inandığı değerlerden geri adım atmaması benim pusulam oldu. Ülke meseleleri üzerine düşünmeyi, tartışmayı ve çözüm yolları aramayı ondan öğrendim. Babam bana siyasetin makam değil, dava meselesi olduğunu öğretti. Aynı zamanda, siyasi kararların insanların hayatına nasıl dokunduğunu, siyasetin sadece teorik değil, somut sonuçlar doğurduğunu görerek yetiştim. Bugün, üzerine çalıştığım konuları yalnızca akademik bir disiplin çerçevesinde değil, aynı zamanda sahadaki gerçeklik ve insan hayatına etkisi ekseninde değerlendirmemin arkasında biraz da bu aile mirası var.

Kösalı, hakkındaki söylenti veya dedikodulardan türettiğimiz, “Söz konusu çalışmanız üyesi olduğunuz CHP’de kimi kesimler tarafından milletvekili adaylığını düşündüğünüz şeklinde yorumlandı. Bu yaklaşıma bir yanıtınız olacak mı? Orta ve uzun vadede milletvekilliği veya belediye başkan adaylığı gibi bir niyetiniz var mı?” sorusunu şöyle yanıtladı:

  • Bu tür yorumları doğal karşılıyorum. Siyasetle ilgilenen, memleket meseleleri üzerine söz üreten herkes için benzer değerlendirmeler yapılabilir. Ancak şunu açıkça belirtmek isterim; benim siyaset anlayışım unvan ve makam odaklı değil. Yaptığım çalışma da herhangi bir siyasi pozisyonun ön hazırlığı değil. En başta da söylediğim gibi Kocaeli’ye karşı hissettiğim sorumluluk doğrultusunda hareket ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi ile kurduğum bağın, siyasal duruşumun temelinde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milli egemenliği esas alan devlet anlayışı, bağımsızlık konusunda tavizsiz duruşu, çağdaşlaşma iradesi, toplumsal adaleti, aklı ve bilimi rehber kabul eden ilerlemeci perspektifi var. Pusulamın yönü belli. Siyasetteki varlığımı ve partime aidiyetimi de bir kariyer planı üzerinden tanımlayamam. Siyaset benim için uzun soluklu bir mücadele alanı.

Elbette, siyasette iddiası olmayanın sözü de katkısı da olmaz. Benim de bu kent ve bu ülke adına söyleyecek sözüm, ortaya koyacak emeğim ve vizyonum var. Ancak adaylık meselesi kişisel arzuya indirgenemez, bu daha çok ihtiyaç ve uygunluk meselesi. Parti örgütüm, kamuoyu ve siyasal şartlar hangi noktada hangi sorumluluğu gerektiriyorsa, ben o sorumluluğu almaktan kaçmam.

Öte yandan, kadınların siyasette daha görünür, daha etkili ve karar mekanizmalarında daha belirleyici olması gerektiğine yürekten inanıyorum. Türkiye’de siyasal alan hala büyük ölçüde erkek egemen bir kültürle şekilleniyor. Bu yapının değişmesi gerekli. Kadınların yalnızca vitrin yüzü görülmediği, aksine karar verici olduğu bir siyasal zeminin hem demokrasiye hem de toplumsal adalete güç katacağına inanıyorum. Benim siyasi iddiam da tam olarak bu dönüşüm bir parçası olma yönünde.

“Kısaca kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?” sorumuz üzerine söze, “1980’li yıllarda Kars’tan Kocaeli’ye göç eden bir ailenin mensubuyum. Darıca ilçesinde doğdum, büyüdüm. Eğitim sürecim sebebiyle uzun yıllar yurtdışında yaşasam da Kocaeli karakterimi, düşünce biçimimi, hayata bakışımı şekillendiren bir okul gibi. Çocukluğum bu kentte geçti, en güzel hatıralarımı burada biriktirdim. Kocaeli benim için sıradan bir şehir değil; kimliğimin, değerlerimin, düşüncelerimin şekillendiği yer ve bugün üstlendiğim her sorumluluğun arkasındaki sessiz referanstır. Bu nedenle, Kocaeli’ye dair her meselede kendimi söz söylemekle ve katkı sunmakla yükümlü hissediyorum” diyerek girip akabinde girizgaha çektiğimiz değerlendirmede bulunan Kösalı diğer sorularımıza şu yanıtları verdi:

Kocaeli’de seçmen eğilimlerine ve siyasal davranış kalıplarına dair bir çalışma başlattığınızı biliyoruz. Bu araştırmanın temel amacı nedir? Çalışmanızı başlattığınız günden bu yana gözlemlerinizi ve değerlendirmelerinizi aktarır mısınız? 

Kocaeli, toplumsal dinamizmi, konumu, üretim gücü, ekonomik potansiyeli ve çeşitliliğiyle Türkiye’yi daha küçük bir ölçekte gözlemleme fırsatı veriyor. Emeğin, sermayenin ve toplumsal dönüşüm aynı anda yaşandığı bir kent burası. Bu özellikleri sayesinde siyasetin nabzı da aslında burada atıyor diyebilirim. Bu nedenle, Kocaeli’de seçmen eğilimlerini anlamak, vatandaşların hangi duyguyla, hangi beklentiyle ve hangi kırılma noktaları üzerinden karar verdiğini anlamak için akademik nitelikli bir çalışma başlattım. Sadece sandığa yansıyan oy oranları ve anket sonuçları üzerinden yapılan analizlerin doğru sonuç vermediğini ve seçmeni anlamaya yetmediğini düşünüyorum. Bu nedenle saha çalışmasına ağırlık verdim ve sahaya indiğimde gördüğüm en çarpıcı gerçek şu oldu; insanlara temas etmek sanıldığı kadar zor değil. Aksine herkes konuşmaya çok açık. Fakat anlatılanlar çok ağır. Ekonomik, psikolojik sorunlar altında ezilen, umutsuzluk, çaresizlik duygusuna sürüklenmiş, öfkesini, hislerini, itirazını ifade edebileceği meşru bir kanal bulamayan çok fazla insan gördüm. Adalet talebi, liyakat, onurlu yaşam arzusu, çocukları için daha güvenli bir gelecek isteği… Bunlar neredeyse herkesin ortak talebi. Ancak bu talebi siyasal bir buluşma alanına dönüştürecek güven ortamı oluşmuyor. İnsanlar benzer kaygıları taşısa da bir araya gelemiyor, örgütlenemiyor. Mevcut siyaset dilinin kapsayıcılıktan uzak, ayrıştırıcı olması, hiyerarşik, kapalı devre işleyen, dar kadrolar arasına sıkışmış, çıkar ağlarıyla kuşatılmış siyasal yapı bunun en önemli sebebi. Seçmen ve özellikle genç kuşak bu tabloyu sandığımızdan çok daha berrak şekilde okuyor.

Bir diğer gözlemim de şu; ideolojinin yerini kimliksiz, yönsüz ve ilkesiz bir siyaset anlayışı almış durumda. İnsanlar güçlü ve tutarlı bir anlatı, gerçekçi çözümler duymak istiyor, fakat karşılarına çoğu zaman günü kurtarmaya odaklı, reaksiyoner ve sığ bir dil çıkıyor. Bu ideolojisizlik hali siyaseti bir değer mücadelesi olmaktan çıkarıp dar bir iktidar rekabetine indirgiyor. Bu nedenle sokakta konuştuğum insanlarla siyasetçiler arasında ciddi bir duygu kopukluğu olduğunu gözlemliyorum. İnsanların yüzünde yoksulluğun, adaletsizliğin, güvencesizliğin izlerini görüyorsunuz. Beklentilerini, ihtiyaçlarını anlatırken çoğu kez sesleri titriyor, cümleleri yarım kalıyor. Fakat siyasal temsil alanında aynı sarsıntıyı, aynı hassasiyeti görmek zorlaşıyor. Siyasetçi ve yurttaş arasında mesafe bu sebeple büyüyor. Bu tabloyu ortaya koymak, kısacası Kocaeli’nin bir fotoğrafını çekmek için bu çalışmayı başlattım. Bu çalışmayı yürütürken en temel hassasiyetim araştırmayı herhangi bir siyasi aidiyetin dar çerçevesine hapsetmemek oldu. Farklı partilere oy veren, hiçbir partiye yakın hissetmeyen, sandığa gitmeyen, genç, emekli, işçi, işveren, muhafazakâr, seküler, milliyetçi ya da sosyal demokrat; her kesimle, hiçbir önyargı taşımadan, objektif, sahici bir şekilde temas kurmaya özen gösteriyorum. Çünkü seçmen davranışını anlamanın yolu, sadece kendi düşünce dünyanıza yakın insanlarla konuşmaktan değil, size itiraz eden, farklı düşünen ve hatta eleştiren kesimleri de dinlemekten geçiyor.

CHP’nin son yerel seçimlerde Türkiye genelinde yakaladığı ivmenin Kocaeli’de aynı ölçüde karşılık bulmadığı görülüyor. Kamuoyunda bunun görünen nedenleri olarak “Gebze’de aday çıkarılmaması” ve “ön seçimin sınırlı uygulanması” gösteriliyor. Sizce bu sonuçların arkasında, yeterince tartışılmayan yapısal ya da siyasal başka faktörler de var mı?

Yerel seçimlerde Türkiye genelinde yakalanan ivmenin Kocaeli’ye yansımaması tek bir nedene indirgenmemeli. Gebze’de aday çıkarılmaması veya ön seçimin sınırlı uygulanması elbette tartışılması gereken başlıklar. Ancak meseleyi sadece bu konulara bağlayarak açıklamak yanlış olur. Kocaeli sosyolojisi kendine özgü dinamiklere sahip. Bu şehirde seçmen yalnızca ideolojik yakınlığa değil, adayın profiline, sahadaki temas gücüne, güven duygusuna, anlatıya ve gerçekçi çözüm önerilerine bakıyor. Sosyolojiyi doğru okumazsanız doğru anlatıyı da kuramazsınız. Esas mesele doğru teşhis yapabilmek. Sadece eleştirmek değil, uygulanabilir bir yol haritası ve siyasal çerçeve ortaya koymak gerekli. Ayrıca, örgütün dinamizmi, kampanya dili, seçmenle kurulan ilişkinin niteliği de mühim. Yeterince konuşulmayan bir diğer mesele ise duygusal bağ eksikliği. Seçmen yalnızca proje dinlemek istemiyor; kendisini anlayan, hayatına dokunan ve onunla aynı duyguyu paylaşan bir siyaset görmek istiyor.

Bir diğer önemli başlık ise parti içi görüntü. Seçmen, parti içi ayrışmayı, gruplaşmayı ya da bitmeyen iç tartışmaları çok net görüyor. Sürekli kendi içinde gerilim yaşayan bir yapının kenti yönetmeye talip olması seçmende soru işareti oluşturuyor. Siyaset kendi iç enerjisini tükettiğinde, sahaya güç aktaramaz. Kocaeli gibi rekabetçi ve güçlü siyasi aktörlerin bulunduğu bir şehirde, birlik görüntüsü ve kurumsal disiplin başarının kazanılmasında belirleyici faktörler arasında.

 

Röportajda dün…

Ahlaki çürüme beka sorunudur

https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/ahlaki-curume-beka-sorunudur/3493.html

Güncelleme: 17 Nisan 2026 05:17
BENZER HABERLER
X