ADALET NÖBETİNE İLK MUHAFAZAKÂR DESTEK Fıtratla içinden çıkamazsınız. Kalanlar için devam
Adalet Nöbeti’ne ilk muhafazakâr destek Hak İnisiyafi Derneği’nden geldi. Ahmet Orhan “Fıtratla işin içinden çıkamazsınız” dedi. İSİG Meclisi’nden Aslı Odman, “Gidenlere yas hakkımız saklı. Kalanlar için mücadeleye devam” diye konuştu
Haber serisi
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti: 5 – 4
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin önceki Pazar günü gerçekleşen adalet nöbetinin altıncısı için Türkiye’ye eş zamanlı nöbet çağrısı yapılmıştı. 21 Temmuz’daki üçüncü celseye iki gün kala, 19 Temmuz Pazar günü gerçekleşecek altıncı nöbet için o çağrı karşılıksız kalmadı.
İzmit’te İnsan Hakları Parkı’nda
İstanbul’da Gayrettepe Masquerade Gece Kulübü önünde
Ankara’da Madenci Anıtı’nda
İzmir Karşıyaka’da İzban Önü’nde
Bursa, Fomara Meydanı’nda
Tekirdağ, Çerkezköy Belediye Meydanı’nda
Muş, Varto Direniş Çadırı’nda
Eskişehir, Köprübaşı’nda
16.00-18.00 saatleri arasında adalet nöbeti tutulacak.
Dilovası’nda Ravive Kozmetik faciasının Kandıra’da görülen davanın ikinci celsesinin ardından Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin adalet nöbetinin beşincisine siyasi partiler ölçeğinde merkez sağdan ilk destek; Türkçü ve Milliyetçi çizgide siyaset güden Zafer Partisi’nin Gebze İlçe Teşkilatı’ndan gelmiş, İlçe Başkanı Hüseyin Akgün konuşmak için söz istemese de önceki pazar günü eylemi, desteklemişti.
Eyleme muhafazakar çevrelerden ilk destek de beşinci nöbette gerçekleşti.
2017 yılında MAZLUMDER’de yaşanan bazı hadiseler sonrası MAZLUMDER’den ihraç edilen ve ayrılanlarca kurulan, “Kim olursa olsun zalime karşı / Kim olursa olsun mazlumdan yana” sloganlı Hak İnisiyatifi Derneği, Dilovası’nda oturan üyesi Ahmet Orhan ile temsil edildi.
“Elhak, bizler inançlı insanlarız, biliriz. Allah'ın adaletine de inanırız. Ancak bizler yine inançlı insanlar olarak şunu da biliyoruz; Rabbimiz Nisa 135. Ayette, ‘Kendiniz, aileniz, anne babanız ve etrafınız dahi olsa adaleti ayakta tutun, adil şahitler olun’ diye yine insanlara, yine inananlara seslenmektedir. Yani öyle kazayla, kaderle, fıtratla, dini terminolojiyle bu işin içinden çıkamazsınız. Bir hata varsa, bir kusur varsa buraya gelip insanlar hesap vermelidir” diyen Orhan şunları kaydetti:
“Gerçekten ne söylemek, nasıl dile getirmek, böyle bir ortamda çok zor. Öncelikle yangında hayatını kaybeden, katledilen tüm işçilerin ailelerine başsağlığı diliyorum. Ben Ahmet Orhan. Buraya Hak İnisiyatifi Derneği adına katıldım. Ve fakat hukuksal bir kimliğin ötesinde, ben Dilovası'nda doğmuş, büyümüş, yaşamış ve yıllarca katliamın meydana geldiği binanın hemen alt sokağında esnaflık yapmış bir ailenin evladıyım, Dilovası'nın evladıyım.
Burada 8 Kasım'dan beri bu mücadeleyi büyütenlere, adalet sesini yükseltenlere, bütün işçi, emekçi dostlarına, sendikalara kendi adıma, Dilovası halkı adına teşekkür etmek istiyorum. Çünkü biz biliyoruz ki ses verilmeyen, mücadelesi yükseltilmeyen bütün iş cinayetleri Sümen altı edildi bu ülkede. Yok sayıldı ya da çeşitli sebeplerle görmezden gelindi.
Şimdi bundan önce konuşma yapan arkadaşlar halkımızın; Gebze halkının, Dilovası halkının destek vermediğini, dönüp bakmadığını söyledi. Ben de katılıyorum. Maalesef sanıyoruz, biliyoruz halkımızı; bizler tadımızı kaçıran olayları görmemekte mahir insanlarız, mahir bir halkız. Hele ki bu olaylarda mesuliyeti geçen, sorumluluğu olan insanlar yakınımızda, çevremizde, esnaflardan dostlarımızdan ya da kamu personelinden olursa daha maharetli bir şekilde vicdanımızın sesini kısmaya, kısmayı biliyoruz.
Tam olarak kaza, kader, fıtrat diyerek çok rahat sebepler bulabiliyoruz. Sebepler kendimizce, kendimizi tatmin eder. Sorumlusu varsa Allah elbette cezasını verir... Elhak, bizler inançlı insanlarız, biliriz. Allah'ın adaletine de inanırız. Ancak bizler yine inançlı insanlar olarak şunu da biliyoruz; Rabbimiz Nisa 135. Ayette, ‘Kendiniz, aileniz, anne babanız ve etrafınız dahi olsa adaleti ayakta tutun, adil şahitler olun’ diye yine insanlara, yine inananlara seslenmektedir. Yani öyle kazayla, kaderle, fıtratla, dini terminolojiyle bu işin içinden çıkamazsınız. Bir hata varsa, bir kusur varsa buraya gelip insanlar hesap vermelidir. Hatası, günahı, suçu yoksa yine gelmelidir, bu insanlara destek vermelidirler. Bu adalet mücadelesini büyütmeli ve elinden gelen tüm desteği vermelidir.
Ben yaklaşık 10 yıldır mühendis olarak çalışıyorum. Ben de işçiyim, beyaz yakalı bir işçiyim. Patronlar, iktidar, sermaye sahipleri beyaz yakalıları, mühendisleri ya da kol emeğini vererek mücadele edenler dışında kalanları işçi olarak değerlendirmiyor. Mühendisler kendilerini işçi saymadıkları için işçilerin mücadelesine destek vermiyorlar. Kendilerini yönetimden, patrona yakın addettikleri için birleşik bir mücadeleye destek vermekten imtina ediyorlar. Burada bunu özellikle belirtmek isterim; yani patronlar, sermaye sahipleri ve geri kalan işçiler, emekçiler, halk, köylüler, memurlar... Yani bu halkın bunu bilmesi gerekiyor. Bütün insanların bunun farkında olarak bu mücadeleye destek vermesi gerekiyor.”
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği – İSİG Meclisinden Aslı Odman
“Burada ailelerle beraber olmak, bana 2008-2019 arasında toplam 11 sene boyunca adalet arayan işçi aileleriyle Galatasaray Meydanı'nda tuttuğumuz Adalet ve Vicdan Nöbeti'ni, Davutpaşa, Ostim, Van gibi toplam 12 tane katliam vakasında ailelerin yan yana olduğu adalet mücadelesinin esasında olağan ölümleri görünür kıldığı süreci hatırlatıyor.
‘Çalışırken ölmek istemiyoruz, çalışırken yavaş ölmek istemiyoruz, çalışken hızlı ölmek istemiyoruz’
ve bunun tek, tek tek imkanı DGD-SEN Başkanı Neslihan'ın dediği gibi örgütlenmek. Örgütlenmek, sendikaların kurulduğu, daha iyi olduğu dönemde, ekonomik ücret ve haklar için sendikacılıkla oluşmuş olabilir ama bugün örgütlenme ve sendikalaşma, yaşam için, hayatta kalmak için oluşuyor.
Türkiye bir isim mezarlığı. Biz milli coğrafyada bu isimleri böyle öğrenmemiştik, değil mi? Soma, Ermenek, Davutpaşa, Dilovası, Kartalkaya, Çorlu, Hendek... Bütün bu isimleri sayabiliriz, her biri birer katliam mahallesi olarak belleğimize yerleşti. Tuzla, Aliğa ilk akla gelenler. Bu kentlerin milli coğrafya, milli tarih içindeki yerleri; büyük katliamları. Bu büyük katliamlarda bugün aileleri canlarını kaybettiği için isimlerini de zikretmek istiyorum:
Şengül, Tuğba, Cansu, Nisanur, Esma, Hanım ve Tuncay.
Dilovası ismiyle özdeşleşen 7 insan esasında üstü örtülen, olağanlaştırılmış ölümleri de görünür kılıyorlar.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin belgelediği gibi Türkiye’de her gün ismini, yaşını, memleketini verebildiğimiz 6 ila 7 işçi ölüyor. Bazen işte büyük kitlesel katliamlar olunca yer isimleriyle iç içe geçiyorlar. Teker teker öldükleri zaman İSİG Meclisi'nde bir akış, bir ölümcül akış haline geliyorlar, aylık raporlarda, senelik raporlarda.
Ama bütün bu ani ölümler bir yandan da meslek hastalıklarından... Yani bugün bu 7 işçi ölmemiş olsaydı, büyük bir ihtimalle o parfüm şişeleme süreci içerisinde maruz kaldığı kimyasallardan, çalışma sürelerinden, işe gelip giderken yaratılan güvencesiz ortamlardan, pestisitlerden, tarım zehirlerinden, asbestinden yavaş yavaş ölüyor olacaklardı ve Türkiye'de bir sene içerisinde en az 20 ila 25 bin işçinin meslek hastalıkları sonucu öldüğünü, en az 300 bin ila 400 bin işçinin de meslek hastalığına kapıldığını biliyoruz.
Ve bütün bu bedel, bütün bu katliam adası, bedenler görünmez kılınıyor. Türkiye'de meslek hastalıklarından ölüm sıfırlanmış durumda. 2013'ten beri istisnai olarak yine cansiperane tek başına mücadele eden ailelerin imkânlarıyla bazen bir iki ölümün meslek hastalığıyla bağlantısı SGK labirentlerinden aşarak bize ulaşabiliyor. Yani savaşır gibi çalışıyoruz.
Hukuk mücadelesi…. Hepimizin aklında sözü var. Bütün hukuk ekibi, sendikalar birliği etrafındakiler bunu mükemmelen götürecekler ama buradaki çıkacak sonuç, bu mücadelenin kazanım olup olmadığı anlamına gelmeyecek. Hukuk mücadelesi bir manivela.
Adalet Arayan İşçi Aileleri'nde de böyle olmuştu. Yani 10 küsur sene sonuna kadar savunulan, kan parası alıp da üstü kapatılmayan, cansiperane çocuklarını ve 1 Mayıs'ta hayatını kaybeden Selim'in annesi Hacer ablanın dediği gibi: "Biz bu nöbeti, siz buradan geçenler, meydandan geçenler bu tarafa geçmeyin diye tutuyoruz" diye yaptılar. Hukuk mücadelesi hem ceza hukuku anlamında tazminat veya kan parası almadan çok iyi takip edilmesine, kamuoyu oluşturmak için doğru bir söylemle nöbetin tutulmasına rağmen büyük bir kazanım olmadı. Ama çok önemli bir emsal ve manivela davası oldu ve hukuk mücadelesinin etrafında bu görünmez kılınmayı kırabilmek ve bugüne getirebildiğimiz bağlantılar, kenetlenmeler kuruldu.
Kapitalist iş yerleri; fabrikalar, tarlalar, üniversiteler, oteller... Birinin iş yeri, diğerinin yolcu olduğu, öğrenci olduğu, kulüpte eğlence aradığı, turist olduğu, konaklayan bir sakin olduğu yerler. Etrafımız yalnızca birileri için tüketici olabilir, bir halk sağlığı veya halk güvenliği meselesi olabilir; her biri birer iş yeri. İşçi sağlığı olmayan hiçbir yerde tüketici olarak veya halk olarak sağlığımız yok. Bu işin başlangıç noktası işçi sağlığı. İşçi sağlığında yaşam sağlığının, savunmanın tek gittiği yer; buna mağdur kalanlar, maruz kalanların kendi örgütlenmesi. O tren de bir iş yeriydi, o otel de bir iş yeriydi.
Ve bu iş yerleri, kâr kastının olduğu yerlerdir. Bize şunu anlatmaya çalışıyorlar: Kaza.
Bugün işçi sağlığı iş güvenliğinin teknik anlatılarında ki çok ciddi bir kâr alanı da; işçi sağlığı iş güvenliği uzmanları sayısı 30 binlerden 160-170 binlere çıktı. Sertifikalar basılıyor, eğitimler verilmiş gibi yapıyorlar, Çalışma Bakanlığı projeler alıyor. Bir sürü kâğıt üstünde iş yapılıyor. Ve bundan sonra daha çok bunlar, işçilerin güvencesiz davranışları; kask taktı takmadı, baret taktı takmadı tartışmasıyla güvencesiz davranış, işçi sağlığı iş güvenliği kültürümüz yok, eğitimimiz yok diye yapılıyor.
Tekrar tekrar lütfen hatırlayalım; iş yerleri, çalışma mahalleri, fabrikalar... Bunlar ister Dilovası'nda olduğu gibi kaçak olsun, ister 3000-5000 kişilik Koç'un, Eczacıbaşı'nın fabrikası olsun, kâr amacının, kâr tamahının olduğu yerlerdir. Kâr tamahının olduğu yerlerde rasyonel bir iş organizasyonu vardır. Rasyonel iş organizasyonunda işçi ölüyorsa, işçi öldürülüyorsa, işçi hasta oluyorsa bu bir kasttır. Bunu bilmemeye imkân yok, bu planlanmıştır. Kâr; işçiyi, makineyi ve doğayı kullanmadan bir kastı da bir araya getirmek demektir. O yüzden bu davada da mevcut ceza kanunu kuralları içerisinde olası kastın savunulması çok önemli bir hat. Bu manivelanın, olağanlaştırılmış ölümlerin geri çekilmesi çok önemli bir hat.
Kendi işçilerinin sağlığına, işçi sağlığı iş güvenliğine sahip çıkmış sendikalarla, bileşenlerinden işçi sağlığının müdahil bilgisini oluşturmaya çalışanlardan oluşan bir platformdu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi. Ve her zaman herhangi bir şekilde hukuk mücadelesi verenlerle yan yana olmaya çalışıyoruz.
Bütün kaybettiklerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Bu nöbetlerimizin görünürlüğü, kendi savunduğumuz çocuklarımızın, yakınlarımızın hayatından çok daha büyük bir şey yapacak. Sesi çıkarılmamış, hakkı savunulmamış her ölüm bir sonrakini çağırıyor. O yüzden verilen mücadele çok önemli.
28 bir İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Günü var. Esasen, Türkiye'de geçerli kılınması için en önemli sloganı: ‘Gidenler için yas tut, kalanlar için mücadele et’tir.
Gidenler hiçbir zaman geri gelmeyeceği için adalet mücadelemiz ileride hem kendi onurumuzu hem de hiçbir zaman bilmeyeceğimiz işçilerin, yavruların, çocukların hayatını kurtaracak. O yüzden gidenler için yas hakkımızı da savunuyoruz. Gidenler için yas tutacağız ve kalanlar için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Seride dün
Gebze Sendikalar Birliği Kandıra’ya akacak
https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/gebze-sendikalar-birligi-kandiraya-akacak/4201.html
Yarın
Hukuki değerlendirmeler