DÖRDÜ KADIN ALTI SENDİKACI KONUŞTU Gebze Sendikalar Birliği Kandıra’ya akacak
Ravive Kozmetik faciasının davasında üçüncü celseye sayılı günler kala ülke geneli eş zamanlı adalet nöbeti eylemi çağrısının ardından GSB’de 21 Temmuz’da Kandıra’da kitlesel açıklama kararı aldı. Pazar günü dördü kadın, altı sendikacı söz aldı, söz verdi
Haber serisi
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti: 5 – 3
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin 21 Temmuz Salı günü Kandıra’da görülecek davanın üçüncü celsesi öncesi son adalet nöbeti, önümüzdeki pazar günü tutulacak. Ailelerin 21 Temmuz’da başlayacak ve birkaç gün süreceği öngörülen üçüncü celse sonrası ne tür bir eylem planında olacağı, o celseden çıkacak ara kararlarla ilişkili.
DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar, 19 Temmuz Pazar günkü nöbet eylemlerinin ülke genelinde, özellikle emek yoğun kentlerde eşzamanlı gerçekleşmesi için çağrıyı nöbet günü yapmış, önceki pazartesi günkü ilgili haberimizde başlıktan konu edinmiştik.
https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/turkiyeye-es-zamanli-nobet-eylemi-cagrisi/4179.html
Neslihan Acar, ayrıca özetle şunları kaydetti:
“Bugün burada Kartalkaya, Gayrettepe aileleri var. Onlarca insan aynı denetimsizlik ve ihmaller yüzünden hayatını kaybetmeye de devam ediyor. Bunun son olmayacağını çok iyi biliyoruz ne yazık ki. Sorumlular yargılanmıyor, katiller elini kolunu sallayarak geziyor. Hendek'teki gibi bir seri katile dönüşüyor patron. Valilik açıklama yapıyor, patronu savunuyor; Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı patronu savunuyor. Buradaki kimse sorumluluk almıyor, günün sonunda ailelere yıkılıyor sorumluluk.
Bu katliamlar sadece işçilerin sorunu değil. Kartalkaya'da tatil, Çorlu'da hızlı tren katliamında görüyoruz. Aileler Ankara’ya adalet yürüyüşü yapıyor. Dilovası'nda adalet nöbeti tutuluyor. Korkunç bir cehennemin içerisine herkes hapsedilmeye çalışılıyor. Denetimsizlik sadece iş yerlerinde değil, bütün yaşam alanlarımızda, bütün hayatımızda. 2024 yılında Artvin’de köylüyü savunurken Reşit Kibar katlediliyor, katili sadece bir tetikçi olarak adlandırılıyor, kamuoyu basıncı düşene kadar orada katil yargılanıyor ve sonrasında ödül gibi cezalar alıp çıkıyor.
Kendimizi, çocuklarımızı, hayatımızı, sevdiklerimizi koruyabilmenin tek bir yolu var. Birleşik, örgütlü mücadele dışında başka seçenek yok. Türkiye'de sesimizi duyan işçilere, emekçilere, kendini güvencesiz hissedenlere, bu alçak düzenin evinde, toprağında, suyuyla, kurduyla, kuşuyla sınadığı herkese çağrımız var. Biz bu dava bitene kadar alanda olmaya, yeni direniş biçimleri bulmaya devam edeceğiz. Bize saldırıları püskürtmenin yolunu ailelerle beraber bulacağız.
Üzerimize gelen saldırı, kuşatma yüksek. Beş kamu görevlisi şu an tutuklu yargılanıyor olabilir ama serbest bırakılacaklarını adımız gibi biliyoruz. Burada aileler bir gün sahipsiz bırakılsa katil oldukları ispatlanmasına rağmen tutuklular serbest bırakılacak.
Bu davadaki mevcut kazanım, kamu görevlilerine operasyon, buradaki sendikalarla birleşik mücadele, Gayrettepe'de sendikaların davayı sahiplenmesi ile oluyor, bir anda gelişmiyor; bu mücadele hattını örgütlemeye çalışıyoruz.
Tüm Türkiye’yi önümüzdeki pazar günü Türkiye'nin her tarafında, adalet nöbetine davet ediyoruz.”
Nakliyat-İş Sendikası Genel Sekreteri ve Gebze Şube Başkanı Erdal Kopal
“Ülkemizin her köşesinde, artık dayanılmaz hale gelen şekilde günde 5-6 iş cinayetinin olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılamadığı, her türlü işçi ve sendika düşmanlığının yapıldığı, bu yetmiyormuş gibi iş yerlerinde alınmayan önlemler yüzünden iş cinayetleriyle yaşamımızı yitirdiğimiz, uçurumdan aşağı yuvarlandığımız bir dönemi yaşıyoruz.
AKP iktidarıyla beraber bu süreç işçi sınıfımız ve emekçi halkımız açısından daha da olumsuz bir şekilde devam ediyor. Gebze Sendikalar Birliği bu sürece eksikleriyle, fazlasıyla, günahıyla, sevabıyla müdahale etmeye, bir dayanışma, ortak bir iradeyle bu mücadeleyi basına, kamuoyuna taşımaya, dayanışma göstermeye çalışıyor, sahiplenmeye çalışıyor. Burada bir avuç insan bu mücadeleyi yürütmeye, sahiplenmeye, götürmeye çalışıyor. Burada çok önemli ve değerli bir emek ve fedakârlık var. Bununla dayanışmak, bu mücadeleyi sahiplenmek gerekir.
Gebze Sendikalar Birliği olarak sendikalarımızla birlikte karar aldık. Duruşma tarihine kadar her hafta bu dayanışmayı devam ettireceğiz. 21 Temmuz’daki üçüncü celsede Kandıra Cezaevi önünde kitlesel bir basın açıklaması yapacağız. Ailelerimizle beraber iş cinayetinin sorumlularının, yargılanmayan sorumlularının, cezalandırılmak istenmeyen sorumlularının cezalandırılmasını, yargılanmasını isteyeceğiz.
Ozan'ın da söylediği gibi, ‘Ölüm adın kalleş olsun.’
Gerçekten böylesine ölümlerin ardından böylesine kuralsız, güvencesiz, haksız ve adaletsiz düzenden hesap sormak zorundayız.
Gebze’de tüm halkımıza çağrı yapıyoruz. Bu ölenler, bu canlarımız daha çocuk denecek yaşta o fabrikalarda çalışmak zorunda bırakılmış ve ölüme sürüklenmişler. Parfüm fabrikasında arkadaşlarımız anlattılar. Bu adaletsizlik, bu haksızlık ne yazık ki patronların doymak bilmez kâr hırsından kaynaklanıyor. İşçilerin sağlığı, patronların kârından daha önemlidir, daha değerlidir. Bu anlayışla, bu mücadeleyle Gebze Sendikalar Birliği olarak her zaman dayanışma içinde olacağız. Para babalarının bu sömürüsüne, soygununa, iş cinayetlerine karşı öfkemizi daha da bileyerek, güçlendirerek mücadelemizi sorumlular yargılanıncaya kadar devam ettirmeliyiz,
Bu davanın Kocaeli Kandıra Cezaevi'ne hapsedilmesini istemiyoruz. Bu davanın ailelerin, kamuoyunun davaları rahatlıkla takip edeceği Gebze Adliyesi'ne taşınmasını derhal istiyoruz.”
BMİS Gebze 1 No’lu Şube Başkanı Selçuk Çifçi:
“Şubemiz adına hem ailelere hem de katılımcılara selamlar diliyorum. Gebze kamuoyuna, halkımızı da dilemek isterdim ama her zamanki gibi kayıtsız kalıyorlar, geçiyorlar, gidiyorlar. 5 haftadır buradayız, ben inanıyorum ki aynı insanlara denk gelmişizdir. Neden burada durduğumuzu bence çok da iyi biliyorlar.
Önce siyasetin neden böyle işlediğine bakmak lazım. Diyarbakır'da Narin adında küçük bir kız çocuğu tecavüze uğrayıp öldürüldü. Seneler geçti üzerinden, hala failler bulunamamıştı. O sıralarda da biz İHA'larla, SİHA'lar ile övünüyorduk. Ama İHA'ların SİHA'ların olduğu ülkede Narin gibi çocukların da tecavüze uğrayıp öldürülmemesi gerektiğini, eğer o yaşanıyorsa da yıllar süren davalarla ailenin süründürülmemesi gerektiğini de bilmek gerekir.
Dört hafta adalet nöbetine geldim. Sözümüzü söyledik her hafta geldiğimizde de kendimizi tekrar ettik; adalet istiyoruz.
Bu ülkede metal işçileri, bütün işçiler olarak ölmeden çalışmak, daha iyi maaş almak için sendikalı olmak istediğimizde atılıyoruz.
Katliamları kamuoyuyla paylaştığımızda, konuştuğumuz cümleler, kelimeler aradan cımbızla çekiliyor, suç unsuru yaratılmaya çalışılıyor.
NATO’nun bir terör örgütü olduğunu, bir savaş örgütü olduğunu söylediğinizde de NATO'cular değil onlara karşı bu sözleri sarf edenler cezaevine gönderiliyor.
Türkiye'deki bütün adaletsizlikler özelinde de her gün, her basın açıklamasında, her duruşumuzda daha fazla kalabalıklaşamıyorsak, sesimizi daha gür çıkaramıyorsak ne adalet beklediğimiz insanları, ne kamu görevlilerini, ne de patronları harekete geçiremeyeceğiz.
Sendikalı olanlar, sendikasız olanların sendikalı olabilmesi için mücadele etmezse 28 bin TL olan asgari ücretin düşüklüğü sorgulanmaz, 30 bin lira alanın yüksek ücretli olduğu sorgulanır. Onun için kimse sendikalı olmasına da güvenmesin. Bir gün bu sendikalar geçmişte olduğu gibi kapatılabilir.
Bugün adalet arayan örgütlerin, bu insanların sesinin kısılması için kanun devreye girebilir, kanun değiştirebilir. Çünkü öğretmenler öldürüldüğünde, diğer öğretmenler onların sesini duyurmak için bu meydana geldiğinde yürüyüşü yasaklanabiliyor. Ama kanun, öğretmeni koruyamamış.
Gücümüzü de bileceğiz, güçsüzlüğümüzü de. Güçsüzlüğümüz, burayı görüp de gelmeyen sizlersiniz. Bir fabrikada sendikasız çalışırken o fabrikayı sendikalı yapmayla uğraşmayıp, sendikalı bir yerde çalışmak için belediyeden, siyasi kurumlardan torpil beklediğiniz için yaşanıyor bunların hepsi. Narin sizin çocuğunuz olmadığı için bakmıyorsunuz Narin davasına. Bunlar sizin çocuğunuz olmadığı için buraya bakmıyorsunuz. Sendikalı olanlar 28 bin liradan daha yüksek ücret aldığı için onu görmüyorsunuz. Eğer küçük işletmelerde çalışıyorsanız sendikaların varlığından bile haberdar değilsiniz. Ödediğiniz vergiden haberdar değilsiniz. Ne zaman ki sistem sizi boğmaya başlıyor, hissediyorsunuz, ondan sonra da isyan ediyorsunuz; bu olmaz.
Bu alanda sesimizi duyup da kafasını bile çevirmeyen sizler, biz bu alanı doldurduğumuzda içimize girmek zorunda kalacaktınız, biz onu yaptığımızda bu ailelerin de adaleti sağlanmış olacak. Ama bu ailelerin adaletinin sağlanması bu ülkeye adil bir düzen getirmeyecek. O NATO'cuların bu ülkeye gelişini yasakladığımızda, NATO'culara hesap sorduğumuzda ve kapitalist sömürü düzeni son bulduğunda ortaya çıkacak. Ve biz de bedeli ne olursa olsun bu toprakları ve ülke siyasetini patron ve sermaye egemenliğinden kurtarana kadar mücadelemize devam edeceğiz.”
Emeklilerle Dayanışma Sendikası Genel Sekreteri Mahinur Şahbaz:
“25 Kasım 2025'ten bu yana yangın devam ediyor çünkü adalet yok, insanlık yerlerde. Buradan geçen, dönüp bakan, bir saniye seyreden sevgili Gebzelilere sesleniyorum: ‘Sanmayın ki bu kuralsızlık, hadsizlik bir gün sizin kapınızı çalmayacak...’
Acınız, acımızdır. Çok iyi biliyoruz ki bir annenin evlat acısı, yaşadığı sürece kendisiyle yaşar, her sabah kalktığında yeniden, yeni duymuş gibidir. Ve bu, ülkenin en ciddi sorunlarından biridir. Sadece çalışırken ölen, öldürülen insanlarımızın değil; emeklilerin, yaşlıların ve toplumun bütün kesimlerinin sorunudur. Bunu idrak etmek zorundayız.
Burada adaletsizlik var, burada vicdansızlık var. Bunun ötesinde çok önemli bir şey var: Kendi yaptığı yasaları çiğneyen, kendinden başkasını insan yerine koymayan bir zihniyet, bir anlayış var. Bu hepimizin sorunu. Bunlara, haksızlığa karşı çıkmayan dilsiz şeytandır diyerek sesleniyoruz.
İlk günden beri takip ediyoruz. Yangın merdiveni yokmuş. Bir iş yerinde çalışma yaşamını denetleyen, düzenleyen Çalışma Bakanlığı değil mi? İşçi sağlığı, iş güvenliği yasalarını uygulatmak, denetlemek sizin göreviniz değil mi? Neden denetlemiyorsunuz? Nedir size engel olan?
Ey işveren! Kârdan zarar etmemek için yangın merdiveni yapmıyorsun. Ey gözü doymaz! Yüz yıl yaşasan; bu işçilerin sırtından, hiç çalışmadan geçinecek para kazandın, vicdansız. Hiçbir kitapta yoktur bu anlayış.
İstanbul Teknik Üniversitesi rapor vermiş. Kolonlar kaçakmış. Ruhsatı belediye veriyor. Dilovası Belediye Başkanı. Burada bir katliam yapıldı. Bu iş kazası değil, iş cinayeti. Ve sen, birinci derecede sorumlusun.
Seçtiğimiz insan bir cinayete ortaklık ettiğine Dilovalılar olarak, Gebzeliler olarak hesap sormuyorsak, yarın bizim kapımızı çalmasını bekliyorsak, geçmiş olsun hepimize.
Engellemek zorundayız. Her şeyimizi alabilirler. Yıllardır yoksulluk şiddeti altında bizi yaşatıyorlar. Üç tarafı deniz, altı zengin, üstü zengin; suyu, güneşi bol bir ülkede yoksulluk şiddetinde yaşıyoruz. Evimize ekmek götürmede sıkıntı çekiyoruz. Bu kadar haksızlık, bu kadar adaletsizlik, haksızlık olmaz demek zorundayız.
Bir yerde bir kişi vadesi yetmeden ölüyorsa orada yaşayan insanlar bunu sorgulamak zorunda. Burada mahalle muhtarı sorumlu, belediye sorumlu, bu ilçeyi yöneten kaymakam sorumlu, ili yöneten vali sorumlu. Ve hiç utanmadan, sıkılmadan, vicdanı rahatsız olmadan yastığa nasıl başını koyuyor o Sosyal Güvenlik Kurumu yöneticileri? Öldükten sonra müfettiş yolluyorlar. Yazıklar olsun diyoruz ve bununla kalmayacak. Yaşattığınız acıları çekmeden göçmeyin bu dünyadan diyoruz. Ve bunu yaşamanız için yasal haklarımızı kullanarak, sizin yapıp askıya aldığınız yasaları kullanarak ve takipçisi olarak hesabını soracağız. Her şeyi elimizden alabilirsiniz ama insan olmamızı engelleyemezsiniz. Bu gerçekten bir insanlık mücadelesidir, insanlık kavgasıdır. Bunu böyle bilmek zorundayız.
Acınız, acımızdır. Mutlaka ki hesabı sorulacak. Hiçbir şey bizleri yıldıramayacak.
Bu yıl içerisinde 34 çocuk çalışırken ölmüş. Çocuklar bizim bugünümüz, geleceğimiz. Eğer bizler kim olursak olalım, kime oy verirsek verelim bu ülkeyi geleceğe taşıyamıyorsak, yerin altında, üstünde bütün değerlerimize sahip çıkamıyorsak ihanet içindeyizdir. Bu suça ortak olmayalım diyoruz.”
Birgül Özkan – Smart Solar çalışanı
“Adalet nöbetinin beşincisindeyiz ve burada olmaktan onur, gurur duyuyoruz. Çünkü insan olarak önceliğimiz, onurumuz; ayaklar altına alınan onurumuzu kurtarmak için buradayız.
BMİS Gebze 1 No'lu Şubede, şubeye bağlı olarak örgütlenmiş durumdayız. Neden örgütlendik? Çünkü, ‘Taraf olmazsan bertaraf olursun. Örgütlü olmazsan yine bertaraf olursun’u hayatımızın her aşamasında birebir yaşayarak öğrendik. Türkiye'nin dört bir yanında ve burada da olduğu gibi; adalet çadırları, adalet yürüyüşleri, adalet nöbetleri bir ülkenin adaletinin yüz karasıdır. Çünkü adaletin gerektiği gibi işlemediğinin göstergesidir. Çünkü adaletin kişilere göre işlediğinin göstergesidir. Adalet kişilere göre değil; halklara, insanlara, herkese göre zamanında uygulandığında adalettir.
Bizim sistemden beklediğimiz, adaletin en kısa sürede, kimselere gerek kalmadan kendi kendine işler hale gelerek olması gerektiği gibi tecelli etmesidir. Yaşadığım sürece bir anne, bir kadın, bir işçi, bir emekçi olarak nerede bir adalet çadırı, nerede bir adalet nöbeti, nerede bir adalet yürüyüşü gördüğümde orada olacağım.
Biz şu an burada sadece bu Dilovası katliamının, o vefat eden güzel insanlarımızın cezalarının, hak edenlerin cezalarının verilmesi için bulunmuyoruz. Fakat şurada yürüyorsunuz, yarın sizin de başınıza bir şey gelebilir. Biz orada da olacağız. Ayşe'yi, Mehmet'yi, Ahmet'i tanımam; ben adaleti tanırım, ben insanı tanırım, ben özgürlüğü tanırım, ben merhameti tanırım, ben vicdanı tanırım, ben ekmeği tanırım. Sizden de ricam lütfen nerede bir adalet çadırı görürseniz, nerede bir adalet yürüyüşü görürseniz bir ses olun, bir nefes olun, iki saniye oturun. Hiçbir şey kaybetmezsiniz. Bu adalet hepimize lazım. Unutmayın.”
Dev Yapı-İş Genel Eğitim Sekreteri Derya Ulu
“İnşaat sektörü de çok fazla iş cinayetinin yaşandığı bir alan. Bu iş cinayetleri tesadüf değil. Bir patronun kişisel olarak kötülüğünden kaynaklanmıyor. Tamamen sistematik, tamamen bilinçli, işçilerin kanı üzerinden yükseltilen bir zenginlik var.
Bugün burada Dilovası aileleri temsil ediliyor ama bütün işçiler adına haklarımızı soruyoruz. Yaşam koşullarımızı, çalışma koşullarımızı sorguluyoruz.
Buradaki mücadele de sınıf mücadelesinin bir parçasıdır. Bir tarafta işçi sınıfı var, bir tarafta bu zenginliklerden pay alan, zenginleşmiş kodamanlar var. Ya birlikte mücadele ederek, örgütlenerek, bir araya gelerek hesabını sorup haklarımıza kavuşuruz ya da yine işverenlerin insafına bırakılmış çalışma koşulları içerisinde yaşam bize dayatılacak.
Kadınların çalışma yaşamına katılmasını savunuyoruz. Ama kadınlar iş koşullarına katılırken cinayetlerde öldürülsünler diye katılmıyor. Sınıf mücadelesinin bir parçası olarak da iş yaşamlarında yerimizi alacağız.
Bizler işçi sınıfının bir parçası olarak Dilovası ailelerinin yanındayız. Bu mücadele bütün işçi sınıfının kazanımlarını simgeleyen bir mücadeledir. Tek başına Dilovası ailelerinin yürüttüğü bir mücadele değil, hepimizin mücadelesidir. Hukuk aracılığıyla ikinci kez ailelerin cezalandırılması, hukukun uzatılması, sürüncemeye bırakılması, oradan oraya gönderilmesi işçi sınıfının kabul edeceği bir şey değildir. Bu mücadele işçi sınıfının bu yükselen zenginliklerde kendine kendine düşen hakkı alma, talep etme mücadelesidir. Bu mücadeleyi selamlıyor ve destekliyoruz.”
Seride dün
Valiye, KBB başkanına soruldu
Bir Dilovası, iki Derince, üç neresi?
https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/bir-dilovasi-iki-derince-ucuncu-nerede/4197.html
Seride yarın
Hukukçular ve sivil toplum