ELİF ALÇINKAYA YAZDI Haklarımız ve 8 Mart: İlk kreş Cibali'de kuruldu
Gebze İşçilerin Birliği Derneği Başkanı Elif Alçınkaya, Gebze Emek haber sitesi okurları için yazdı: Kreş hakkını merkeze alarak kadınların haklarını yorumlayan Alçınkaya, Türkiye'de kreşi olduğu bilinen en eski fabrikanın Cibali Tütün Fabrikası olduğunu kaydetti
Konuk Yazar
Elif ALÇINKAYA
Gebze İşçilerin Birliği Derneği Başkanı
8 Mart‘ı bugünün talepleriyle örgütlerken tarihten bugüne hakların nasıl kazanıldığını bilmek önemli. 8 Mart’ın tarihsel ve sınıfsal özünden güç almak bugün kadın işçilerin taleplerini yükseltmesini ve hak alma mücadelesini daha dirençli kılacaktır.
Hakları bilmeme hali hakları savunma ve talep etme durumunu kötürümleştirmiş durumda. Hakların nasıl kazanıldığını bilmemek ise mücadeleyi zayıflatıyor çünkü hakların nasıl kazanılacağına dair bilinç ve beraberinde inanç sorunu ortaya çıkıyor.
Kadın işçilerin hakları, ne durumda dersek elbette eksik elbette yetersiz ama olduğu kadarı işliyor mu biraz bu düzeyden bir yerden tartışmaya başlamak gerekiyor. Sendikalı yerlerde bile işletilmediğine, patrona bir basınç uygulanmadığına tanık olmak sorgulanması gereken bir nokta. Sendikaların bugünkü tablosuyla elbette şaşırmıyorum ama n’apalım durum bu demek de olmuyor.
Aile yılı ilan edilen, çocuk doğurma vaazları verilen günlerin içinden kreş hakkı ve çocuk bakım emeği konuşma zorunluluğunu bizlere dayatıyor. Gebze havzasında birçok işkolunda kadın işçiler yoğun bir şekilde çalışıyor. Yüzlerce kadının çalıştığı fabrikalar var. Bu gerçeklik hemen şu soruyu yankılatmalı: Fabrikalarda neden kreşler yok, OSB’lerde neden kreşler yok?
Yasada kreş hakkımızı eksik bulmama rağmen şu haliyle var: “Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150’den çok kadın çalışanı olan işyerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması, bakımının yapılması, yaş düzeyine göre eğitiminin verilmesi için kreş ve yurt açmalıdır. Emziren çalışanlar için emzirme odaları sağlamalıdır. Eğer ki 250 metreden uzaksa işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür.” Hatta şu iki ek bilgiyi de verelim: “100 ila 150 kadın çalışan varsa emzirme odası sağlamalıdır.” ve “Emzirme odası ve/veya yurt/kreş kurulması için gerekli sayı için çocuğunun annesi ölmüş veya çocuğunun velayeti babaya verilmiş olanlar da dâhil edilir.”
Peki neden uygulanmıyor?
Eğer cezalar yaptırım uygulayıcı düzeyde değil de bir öğretmen ücretinden bile düşük olursa sizce patronlar cezaları ödemek yerine neden kreş açsın ki? Eğer denetim olmazsa patronlar neyin kaygısını duyup yasaları uygulamak zorunda hissetsin ki? Bir de kendimize sormamız gereken yanı var? Biz kreş talebimiz için ne yapıyoruz? Talep ediyor muyuz?
Kreş talebi ve çocuk bakım yükünün kadın üzerinden alınıp toplumsallaşması kadının çalışma yaşamından sosyal, kültürel, siyasal yaşama katılımını sağlamanın önünü açacaktır. Evet, kadın doğurgandır, bu kadına ait biyolojik bir özelliktir. Ama çocuk bakımı kadının kaderi değildir.
Çocuk bakımının toplumsallaşmasının önemli bir halkası olan kreş, tüm fabrikalarda/işyerlerinde ve OSB’lerde 7/24 açık, ücretsiz, nitelikli ve erişilebilir olmalıdır. Ayrıca mahallelerde de kreşler açılmalıdır.
Kreş hakkı yasada ve toplu sözleşmelerde “Kreşler sayı sınırlaması olmadan kadın ve erkek tüm işçilerin çocuklarını kapsamalıdır.” şeklinde düzenlenmelidir. Kreş yükünü yerine getirmeyen kapitalistlere dönük caydırıcı cezalar uygulanmalıdır.
Kreş konulu iki bilgiyi paylaşmak istiyorum:
Türkiye’de kreşi olduğu bilinen en eski fabrika: Cibali Tütün fabrikası
Ekim Devrimi’nden önce çocuk kreşlerinin toplamında 550 olan yatak sayısı 1928’de 62 bin 54’e, 1947’de 764 bin 175’e ulaşmıştır. Devrimden 15 yıl sonra çalışma alanından yaşam alanına kadar yuvalarda/kreşlerde/yurtlarda bakılan çocuk sayısı 4 milyon 200 bin olmuştur.