Herkes üç maymunu oynuyor ama herkes işinin ehli
11 Haziran 2026 06:26

14 HAZİRAN’DA NÖBET EYLEMİ BAŞLIYOR Herkes üç maymunu oynuyor ama herkes işinin ehli

Ravive Kozmetik faciasında hayatını kaybeden işçilerin aileleri, 14 Haziran’da nöbet eylemi başlatıyor. Duruşmaları takip eden Bahar Gök, “Herkes ‘görmedim duymadım bilmiyorum’ diyor ama herkes işinin ehli’ dedi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Röportaj serisi – 2

Ravive Kozmetik faciası

08 Kasım 2025’te Dilovası, Ravive Kozmetik’te meydana gelen facianın davası Gebze yerine Kandıra’da, kamuoyundan ırak sürdürülürken Kurban Bayramı öncesine adeta sıkıştırılan ikinci celsede açıklanan ara kararlar ve ara tahliye sonrası yapılan açıklamada, eylem planı yapılacağı belirtilmişti.

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri, 14 Haziran Pazar günü Gebze’de, 15 Temmuz Milli İrade Kent Meydanı’nda nöbet eylemine başlıyor.

Duruşmaları takip eden DEM Parti Emek Komisyonu Eş Sözcüsü ve Gebze İlçe Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Bahar Gök, “Herkes ‘görmedim duymadım bilmiyorum’ diyor ama herkes işinin ehli” dedi. Gök’ün duruşmaya dair gözleme dayalı değerlendirmeleri şöyle:

“İş güvenliği uzmanı getiriyorlar sözde, adam İletişim Fakültesi mezunu. Ben liyakat meselesine sadece mezuniyeti üzerinden bakmıyorum. 30 yıl bir mesleği icra ettiğinde elbette o konuda liyakat sahibi olabilirsin. Kendisi de itfaiyede ve çeşitli eğitimler, sertifikalar almış ama orada bahsettiği bomboş bir enkaz, arazide fotoğraflar üzerinden tespit yapıyor ve sanıkların istediği yönde bir tutanak, rapor hazırlamış oluyor. ‘Buradan oraya koşması kapıdan çıkabilmesi 6 saniye, en fazla 10 saniye’ gibi bir şey söylüyor. Ama o kapının önüne istiflenmemesi gereken malzemeler istifli ve orada labirent gibi bir şey oluşmuş. 10 saniyede çıkması mümkün değil. Bunu muğlak kılarak faciyı işçilere yıkmaya çalışıyor.

Ölen işçilerden Esma Gikan’ın eşi Aytekin Gikan, ‘O saat, öyle çıkması mümkün değil. Çünkü anlık parlama yapmış’ diyor.

Tahminler üzerinden ölen işçiyi suçluyor, Tuncay Yıldız’ın hatası olduğunu söylemeye çalışıyor. ‘Karıştırdığı karıştırıcıyı yere sert bir şekilde çarpmış olabilir. Ondan bir kıvılcım çıkmış olabilir" diyor. Yani şu saate kadar duymadığımız bir şey o.

Tüm işçilerden, yaralı kurtulanlardan da, ‘Karıştırmadan oldu, karıştırırken oldu. Yani o karıştırıcının çıkarılıp da IBC tankın yanına konulduktan sonra oldu’ şeklinde hiçbir ifade yok.

Ama yangın uzmanı raporunda böyle bir şeye yer veriyor ve avukatlara, hâkime bununla ilgili davaya konu olabilecek bir şey sunuyor. Yetkisini de aşıyor. Bir önceki duruşmada getirdikleri işçi, kendisini iş sağlığı ve güvenliği uzmanı olarak adlandırıyor. Verdiği ifadede hâkimin ve avukatların sorduğu sorularda şöyle bir hikâye çıkıyor ortaya:

İlgili kanun maddesinin tamamen hayalet bir kanun maddesi olduğunu iddia ediyor. Adres tespiti yapılamamış, bunu firmaya, Bakanlığa, e-Katip takip sistemine bildirmek zorunda değilmiş. Yani o zaman bu yasa niye var hiçbir zorunluluk yoksa? Bir de, ‘Ben sorumlu müdürüm, benim normalde bu takibi yapmamam lazım ama o gün işte boş kaldım’ gibi bir şey anlatıyor. Yani, ‘İş sağlığı teknikerinin yerine ben gittim yaptım’ diyor. Niye yapıyorsun o zaman? İş güvenliği teknikeri belki gidecek, o adres tespitini yapamadığında sana bildirecek, sen de raporunu tutmasını isteyeceksin.

Avukatları da aynı yönde ifade veriyor. Yani yasayı görmüyor. ‘Benim herhangi bir yükümlülüğüm ve zorunluluğum yok’ diyor. Ama burada bir özen yükümlülüğü ve vicdani sorumluluk var. Firmanın üretimde olduğunu bilmeyebilirsin ama çok riskli, kimyasal depolama var orada. Sen 3 ay bekletemezsin bunu. Bu vicdani bir şeydir. Tespit için ertesi gün gidebilme fırsatın olmayabilir ama gerçekten işini layığıyla, liyakat sahibi olarak severek yapan biriysen ve sorumlu müdür pozisyonundaysan onu o kadar uzatmazsın.

Çünkü senin yapmadığın denetlemeden orada işçilerin her an ölebileceği ihtimalini daha ilk eğitimlerde veriyorlar. Biz fabrikalarda işe giriyoruz, İSG’de bize ilk verilen eğitimlerden biridir. Risk derecelendirmeleri vardır. Hatayı gördüğün anda bildirirsin. ‘En fazla üç iş günü içerisinde denetleme, takip, iyileştirme çalışması yapılmak zorundadır’ denir. İşçiye, üç gün süreli şekilde zorunlu koşarlar bunu. Ki iş güvenliği uzmanlarının sorumluluğu daha yüksektir ve, ‘Benim böyle bir sorumluluğum yok, zorunluluğum yok. Yasalar da böyle diyor’ diyor. Şimdi tamam, yasanın belirlenmediği yerde o zaman ben senin ‘boynunu keseyim’ mesela. Kabul edebilir misin böyle bir şeyi?

Burada herkes, ‘Görmedim, duymadım, bilmiyorum’ diyor ama herkes işinin ehli. İş güvenliği uzmanının; Ali Osman Akat, İsmail Oransal, Altay Ali Oransal, Kurtuluş Oransal'ın, bunların yanında çalışanların, yöneticilik pozisyonunda yapanların isimleri zikrediliyor.

Kurdukları onlarca firmanın her birine hizmet vermiş insanlar. Muhasebecisi, Ali Osman Akat'ın firmalarında çalışmış. Oransalların bütün firmalarının muhasebe işlerini, finansal danışmanlığını yapmış. İSG'ci gene öyle. Güvenlik uzmanı ile geçmişten gelen ilişkileri var. Ölen Tuncay Yıldız bunlarla aynı firmada yetişmiş, aynı teknede yetişmişler, oradan ekmek yemişler. Hepsi aslında işinin ehli ama burada mevzu ne?

Bunlar kadın işçi. Onların burada varlığı, yokluğu çok önemli değil, sadece çalışsınlar. Aç mı kalmışlar, yarın ölecekler mi? Nasıl olsa kocaları, çocukları var. Onlar bir şekilde kendilerine bakarlar. O çalışanlar belki erkek olmuş olsaydı evin reisi, ekmek götüren kişi olarak bakılıp belki bir tık  daha değerli görülecekti diyorum ama sonuçta o patron ve işçi arasında bunun bir garantisi yok. Ama çok görünmezler kadın işçiler burada ve o yüzden çıldırıyoruz böyle. Yani bu kadar pervasızlık, aymazlık, utanmazlık. Aileler her duruşmada bunlara, ‘Başsağlığı dilemeyin bize, acımızı hatırlatmayın, biz elimizde bir top kor aldık, kömür aldık’ diyorlar. O kadar ahlaksızlar ki ısrarla bunu yapıyorlar. Ailelere de yöneliyorlar. İlk duruşmalardan birinde Ali Osman Akat mahkeme heyetine değil ama arada, ‘Göndermeseydiniz o zaman kız çocuklarınızı. Güvenli olarak gönderiyorsunuz oraya ondan sonra bizi..." demişti.

Yani kadınların, yaralı kurtulan kadınların, daha önce orada çalışmış olan kadınların ve ölen işçilerin akrabalarının yaptıkları açıklamaları tamamen işçileri suçlayacak şekilde kullanıyorlar. Bunu da kim yapıyor? Bu devletin Çalışma Bakanlığı'ndan tutalım da bu yasaları uygulamayan tüm bakanlıklar, birimler, özellikle de son yıllardır tepemize çöreklenen anlayışın yarattığı bir tablo var ortada, Türkiye gerçeği var yani.

Sendikalar Kanunu ortada, hiçbir yerde sendikalı örgütlenme yapamıyorsun, atılıyorsun. İş güvenliği tedbiri almak istiyorsun, yasası var, aldırmıyor, maliyet hesabı yapıyor. Çünkü işçinin canı daha ucuz. Hele de kadın işçiysen, hele de çocuk işçiysen, hele de göçmen işçiysen, hele de göçmen kadın işçiysen, göçmen kız çocuğu işçiysen hiçbir şekilde değerin yok ve gözle görünmezsin. Buradaki hikâye tam da bu. Toplumun en alt kesiminde, en yoksul insanlar, ardından gelecek kimse yok. Aileler zaten bu yoksulluk içerisinde getirip kendi elleriyle bırakmışlar buraya. Tırnak içinde, ‘Eti senin kemiği benim’ demişler.

 Ve hepimiz, 13-14 yaşından beri çalışmaya başladık, aynı şeyle karşılaşabilirdik. Bu yanıyla doğrudan ailelerin suçlu olmadığını biliyorum ama bu koşulları yaratan, bu tabloyu yaratan Türkiye'deki sistemin kendisidir. Ve kimse sorumluluğu üstüne almıyor. Yani oradan birkaç kişiye ceza verecekler muhtemelen, onun da düşük olacağını tahmin yürütüyoruz. Olmaması için uğraşıyoruz ve kamuoyu yaratmaya çalışıyoruz. Durum bu.

  • Temmuzdaki celsenin Gebze’ye alınma ihtimali var mı?
  • Öyle bir karar vermedi hâkim. Yine Kandıra'ya gideceğiz.
  • Bir, ‘Büyük balina mevzuu geçmişti?
  • Büyük balinalar kısmı çok iğrençti gerçekten. Hani biz bile orada kendimizi tutamadık. Ya o kadar utanmaz ve o kadar aymaz bir adam ki, yani karşında senin, hadi diyelim gerçekten sorumluluğu var, canı yanmış aileler var. Kömür halinde bedenlerini almışlar yakınlarının. Yani insan vicdanen, ‘Nasıl, sesim basiretli geliyor mu oraya?’ demez yani. İnsanlık dışı bir şey. Sorumluluğunu, her şeyini bir tarafa bıraktım, nasıl bir insan olduğuna dair de bir tablo koyuyor ortaya. Kendisi dışında, öyle bir insanın herhangi bir canlıyı sevebileceğini düşünmemekle varsa eğer sevdikleri, yani ona yapıldığını düşünmesi bile yeterli olur ki, diyorum ya bunu tarif edebilecek kelime yok ya. ‘Nasıl, sesim basiretle geliyor mu?’ şeklinde İlk cümlesi bu oldu. Diğerleri hepsi başsağlığıyla başladı. O kadar kendine güveniyor ki, o kadar böyle dev aynasındalar ki. İkinci celsede biraz daha kuyruğunu kıstırmıştı. ‘Büyük balinayım’ derken arkasındaki gücü işaret ediyor ama muhtemelen uyarı almıştır.

Bir sürü hikaye yazdı; emniyette işkence görmüş, komutandan baskı görmüş, karısına sözlü olarak tacizde bulunulmuş falan. Bunlar olmuş olabilir ama sadece buna sarıldı ve ardından, ‘Ben büyük balinayım’ dedi. ‘Bana yapılıyorsa başkasına daha beteri yapılıyordur’ gibisinden bir mağdur tablosu yaratmaya çalıştı. Bunu tabii ortaya çıkarmak mahkemenin işi ama söylemlerinden açıkçası biz inanmadık. Bunu bir işçiye çok rahat yapabilir o birimler ama bir patrona yaptıklarına ben şu ana kadar hiç şahit olmadım. Bunu kullandıklarına adım kadar eminim sadece. İnşallah beni yalanlayacak bir rapor da çıkmaz ortaya. Yani üslup, tavır çok kötü. Bir de bu adamlar ortaya belki milyon dolarlık cirolar çıkmış olabilir ama bu ikinci celsede, ‘Benim yanımda 250-300 kişi çalışıyordu. İçeri girince 35-40 kişi kaldı. Ben şimdi buradayım. Sanık pozisyonum şöyle; suçluyu kayırma ve yardım suçlamasıyla yargılanıyorum. Bunun da cezası bellidir, tutukluluk kalma süresi belli. Şu an tahliye olmam lazım’ diyor. İstihdam yarattığından söz ediyor. Bununla ilgili işte ülke ekonomisine katkı sunduğunu ama bu mahkemeden doğru yaşadığı mağduriyetten bunun artık olamadığını söylüyor

İlk celsede de sağlık durumunu öne sürmüştü.

Bir de kendisini o kadar dev aynasında görüyorlar ki, artık bu ülkenin komprador burjuvazisiyle yarıştığını falan düşünüyor herhalde. ‘250-300 kişiden 35-40 kişi kaldı’ falan diyor.

Kendi aramızda yaptığımız yorumlarda, ‘En azından yaşıyorlar bu insanlar, kim bilir onlar ne koşullarda çalışıyorlardı’ diyoruz.

Bu davaya hiçbir zaman böyle şey, uzaktan mesafeli bakamayacağız. Kendi duygusal yoğunluklarımız da çok fazla doğal olarak. Orada mükemmel bir senaryo yazmaya çalışılsa da oralar da denetlenmiyor, içinden gelen insanlarız.

Belediye zabıtasına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlı birimlerden denetlemeye geldiğinde, oraya da önceden haber veriliyor kesin. Çünkü aynı insanlar denetlemeye gidip o raporları tutuyor. Orada da, hele ki kadın işçiler varsa koşulların berbat olduğuna adım kadar eminim. 2007 gibi bir tarihten bahsettiler. Tam 20 yıldır bu adamlar bu işleri bu şekilde yürütüyormuş ve kimse dokunmamış, kimse ceza kesmemiş, kimse bunlara üretim yasağı getirmemiş. Fahiş cezalar keserek caydırıcı bir yaptırımda da bulunmamış.

 

  • Bir eylem planından söz ediyorlar?
  • Bayram sonrası itibariyle diğer celseye kadar kamuoyu oluşturmak için bir kampanya benzeri bir süreç oluşturacağız. Ben de olacağım o çalışmanın içerisinde. Ama sadece Dilovası işçi aileleri olarak düşünülmüş bir şey. Onun içerisinde benim de önerilerim var. Çok geniş çaplı bir şey düşünüyoruz.

14 HAZİRAN’DA NÖBETE BAŞLIYORLAR

Dilovası Ravive Kozmetik'te katledilen işçilerin aileleri DEM Parti Gebze İlçe Örgütü ve Birleşik Metal-İş Gebze 1 No’lu Şube’ye konuk oldu. Dilovası Katliamında Hayatını Kaybeden İşçi Aileleri'nin 14 Haziran Pazar günü, 16.00-20.00 saatleri arasında Gebze Kent Meydanı'nda başlatacakları Adalet Nöbeti'ne destek istedi.

DEM Parti Gebze İlçe Örgütü tarafından yapılan sosyal medya paylaşımında, “Tüm halkımızı ailelerle dayanışmaya çağırıyoruz. Katledilen işçilerin aileleri olarak yürüttükleri adalet mücadelesini büyütmek ve tüm sorumluların yargılanarak hak ettikleri cezayı almaları için DEM Parti olarak dayanışacağımızı ifade ettik” görüşlerine yer verildi.

Dilovası İşçi Aileleri’nin instagram sayfasından yapılan paylaşımda, “Bugün heyetimizle Birleşik Metal-İş Gebze 1 No’lu Şubesini ziyaret ederek Şube Başkanı Selçuk Çiftçi ve şube yönetimiyle 14 Haziran Pazar günü Gebze Kent Meydanında başlatacağımız nöbet ve dava süreciyle ilgili birlikte mücadele etmenin olanaklarını konuştuk. Destekleri ve davamızı sahiplendikleri için teşekkür ederiz” denilirken şubeden yapılan açıklamada da, “Önümüzdeki mücadele süreçleri ile ilgili karşılıklı değerlendirmelerde bulunduk. Sorumlular hak ettikleri cezaları bulana kadar dayanışmadan ziyade mücadelelerini tümüyle sahiplendiğimizi belirttik” görüşlerine yer verildi.

Röportajda dün

Dava kadın işçi gerçekliği ve

yoksulluğu üzerinden yürümeli

https://www.gebzeemek.com/haber/emek/dava-kadin-isci-gercekligi-uzerinden-yurumeli/3910.html

Röportajda yarın

HİÇ GİTMİYOR AKLIMDAN

Bayan Akat’ın Louis Vuitton

çantası, altı kadının yaşamı

Güncelleme: 11 Haziran 2026 06:29
BENZER HABERLER
X