İşçi ailelerinden biri numarataj desteği istemiş
12 Eylül 2026 14:09

HÜSEYİN ÖZTÜRK SAVUNMAYI SOSYAL MEDYADAN DA SÜRDÜRDÜ İşçi ailelerinden biri numarataj desteği istemiş

Ravive Kozmetik faciasının dördüncü celsesinde tutukluluk hali sona eren Hüseyin Öztürk işçi ailelerinden birisinin facia sonrası yanına gelerek kaçak binanın ikinci katına KBB’nin numarataj vermesi için destek istediğini öne sürdü

Aktan Uslu Tüm haberleri

Ravive Kozmetik faciasının dördüncü celsesinde tutukluluk hali sona eren Dilovası Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Öztürk sosyal medyadan sürdürdüğü savunmasında kaçak yapıda oturan işçi ailelerinden birisinin facia sonrası yanına gelerek kaçak binanın ikinci katına KBB’nin numarataj vermesi için destek istediğini öne sürdü. Öztürk sosyal medya paylaşımında şu görüşlere yer verdi:

“Tutuklu olarak yargılandığımız davada, 78 günlük tutukluluk sürecinin ardından ilk duruşmamız 08.09.2026 tarihinde gerçekleştirilmiş ve şahsımla ilgili tahliye kararı verilmiştir.

Duruşma sırasında tarafımca yapılan savunmanın, taraf olanların avukatları tarafından, duruşma henüz devam etmekteyken sosyal medya mecralarında belirli bölümleri seçilerek ve parça parça paylaşılması nedeniyle, kamuoyunda savunmamın bütünüyle örtüşmeyen bazı değerlendirmelerin ortaya çıkması üzerine bu açıklamayı yapma gereği doğmuştur.

Savunmamdan cımbızlanarak alınan bazı ifadeler, söylendiği bağlamdan ve savunmanın bütünü içerisindeki anlamından koparıldığında, farklı bir anlam ve algıya yol açabilecek niteliktedir. Oysa bir savunmanın sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi, tek tek cümlelerin veya ifadelerin değil, savunmanın tamamının ve ifadelerin hangi bağlam içerisinde kullanıldığının birlikte ele alınmasını gerektirir.

Bu nedenle, kamuoyunun doğru ve eksiksiz bilgilendirilmesi, yanlış anlamaların ve bağlamından koparılan değerlendirmelerin önüne geçilmesi amacıyla, 08 Eylül 2026 tarihli duruşmada yapmış olduğum genel savunmanın tamamını, herhangi bir bölümünü öne çıkarmadan ve anlam bütünlüğünü bozmadan bilgilerinize sunuyorum:

“ Savunmama başlarken, Dilovası ilçesiyle ilgili olarak bilinçli bir şekilde göz ardı edilen temel bir gerçeği açıkça ortaya koymak istiyorum.

Çünkü bu gerçek bilinmeden, yalnızca yaşanmış olan acı yangın olayı üzerinden Dilovası Belediyesi hakkında oluşturulan algının sağlıklı ve adil değerlendirilmesi mümkün değildir.

Dilovası'nda yaşanan yangın son derece acı bir olaydır. Yanıcı ve parlayıcı kimyasallar ile üretim yapan bir işletmede üretim sırasında bir kıvılcım ile meydana gelen ani patlama ve sonrasında yanıcı ve parlayıcı maddelerin art arda patlaması sonucu yangın çıkmış, bu acı olayda 7 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

Yaşanan bu acı olay, vicdan sahibi herkes açısından büyük bir acı ve yürek sızlatan bir hadisedir. Hele hele vefat eden 7 kişiden 3 tanesinin çocuk yaşta olması bu acıyı daha da artırmıştır. Bu nedenle, yaşanmış olan bu acı olaydan dolayı üzüntülerimi dile getiriyorum.

Olayın meydana geliş sebebinin böyle olduğunu yani ani bir patlama sonucu yangın meydana geldiğini, olay yeri inceleme raporları, bilirkişi raporları ve işletme çalışanlarının ifadelerinden anlıyoruz.

Ancak olay bu şekilde meydana gelmiş olmasına rağmen yani bir patlama sonucu yangın meydana gelmiş olmasına rağmen, yangının hemen ardından bazı çevreler, özellikle bir siyasi partinin Dilovası İlçe Örgütü ve meclis üyeleri tarafından Dilovası Belediyesi üzerinden farklı bir algı oluşturulmaya başlanmıştır.

Özellikle bir siyasi partinin Dilovası İlçe Örgütü ve bazı meclis üyeleri tarafından belediye hakkında çeşitli iddialar ileri sürülmüştür.

Bu iddiaların temelinde ise şu anlayış bulunmaktadır:

“Dilovası Belediyesi bu kaçak yapıyı bilerek yıkmadı, bu kaçak yapıya göz yumdu.”

İşte tam bu noktada, çok iyi bilmelerine rağmen ne yazık ki çıkıp dürüstçe dile getirmedikleri gerçek şudur:

Dilovası'nın kaçak yapı sorunu, bu yangınla veya bu binayla başlamış bir sorun değildir.

Bu sorun yaklaşık 40 yıldır birikerek büyüyen, ilçenin tamamına yayılan, sosyal, ekonomik, hukuki ve idari boyutları bulunan yapısal bir sorundur.

1987 yılında kurulmuş olan Dilovası'nda, ilçe merkezinde bulunan 6 mahallenin tamamına yakını orman alanları üzerine kurulmuştur. Bu mahallelerde bulunan yapıların tamamına yakını kaçak durumdadır.

İlçe merkezindeki diğer mahallelerde bulunan yapıların önemli bir bölümü ise hazine arazileri veya çok hisseli tarlalar üzerine kurulmuştur. Bu yapıların da tamamına yakını kaçak yapı niteliğindedir.

Dolayısıyla Dilovası ilçe merkezinin yaklaşık yüzde 95'i kaçak yapılardan oluşmaktadır.

Bu durum yalnızca vatandaşların yaşadığı yapılarla veya işletmelerle de sınırlı değildir.

İlçe merkezinde bulunan bazı kamu binaları dahi bu sorunla karşı karşıyadır. Soruşturma izni konusunda karar veren Kaymakamlık makamının hizmet verdiği binanın dahi ruhsatsız olduğu, Emniyet Müdürlüğü binası ile Büyükşehir Belediyesi'ne ait itfaiye binasının ve ilçe merkezindeki 34 tane camide dahil çok sayıda kamu yapısının da kaçak yapı statüsünde olduğu bilinen bir gerçektir.

Şimdi şu soruyu sormak gerekir:

Yaklaşık 40 yılda büyüyerek ilçe merkezinin yaklaşık yüzde 95'ini ilgilendiren böyle bir sorunun bütün sorumluluğu bugün tutuklu bulunan dört memurun üzerine nasıl bırakılabilir?

Yangının meydana geldiği yapı bakımından da gerçeğin bütün yönleriyle ortaya konulması gerekir.

Söz konusu yapı hakkında 2021 yılında İmar ve Şehircilik Müdürlüğümüz tarafından kaçak yapı işlemi yapılmış, yıkım kararı alınmış ve kararın uygulanması amacıyla Fen İşleri Müdürlüğü'ne gönderilmiştir.

Ancak burada çok önemli bir husus bulunmaktadır:

Bu yapı, yıkım kararı alınan ilk kaçak yapı değildir.

Aksine, bu yapıdan önce imar ve şehircilik müdürlüğümüzce 122 adet kaçak yapı hakkında yıkım kararı alınmış ve kararlar ilgili birime bildirilmiştir.

Bu yapıdan sonra da 141 adet kaçak yapı hakkında yıkım kararı alınarak ilgili birime bildirilmiştir.

Yalnızca bizim dönemimizde toplam 264 kaçak yapı hakkında yıkım kararı alınmış ve ilgili müdürlüğe bildirilmiştir.

Üstelik bu durum bizim dönemimizle de sınırlı değildir.

Benden önceki İmar ve Şehircilik Müdürleri dönemlerinde ve daha eski dönemlerde de yüzlerce kaçak yapı hakkında benzer şekilde yıkım kararları alınmış ve ilgili birimlere bildirilmiştir.

Dolayısıyla Dilovası Belediyesi'nin kurulduğu 1987 yılından bugüne kadar geçen yaklaşık 40 yıllık süreçte, yıkım kararı alınmış binlerce kaçak yapı dosyası birikmiştir.

Ancak yıllar boyunca hiçbir dönem bu kaçak yapıların hiçbirinin yıkılmaması hatta tek bir tane bile yıkılmaması, sorunun giderek büyümesine ve içinden çıkılması çok daha zor bir hale gelmesine neden olmuştur.

Bugün gelinen noktada, 40 yıllık birikmiş bir sorunun, 40 yıllık bir çaresizliğin hesabının yalnızca dört memura sorulması, ne hukuken ne vicdanen ne de hayatın olağan akışı içerisinde makul bir açıklamaya sahiptir.

“Belediye bu yapıyı yıkmadı, bu yapıya göz yumdu” şeklindeki bir iddianın ortaya konulabilmesi için öncelikle şu soruların cevaplandırılması gerekir:

40 yıldır yıkım kararı bulunan yüzlerce, hatta binlerce kaçak yapı varken neden yalnızca bu yapı üzerinden belediyenin sorumlu tutulması gerekmektedir? Belediye 40 yıl boyunca ilçe Merkezinde hangi binayı yıkabilmiş ki bu kaçak yapıya göz yumsun?

40 yıldır biriken yıkım kararlarının tamamı hangi sırayla ve hangi imkânlarla uygulanacaktır?

İlçe merkezinin yaklaşık yüzde 95'inin kaçak olduğu bir yerde, bir kaçak yapı yıkıldığında aynı durumda bulunan yüzlerce kaçak yapı için ne yapılacaktır?

Hepsini bir anda yıkalım denilirse bunu hangi güç, hangi imkanlarla, hangi sosyal çözümlerle yapabilir. Bu yapıların sahipleri nereye yerleştirilecek, hangi sosyal çözüm üretilecek, hangi ekonomik imkân sağlanacaktır?

Belediye, yıkım kararlarını işlem sırasına göre uygulamaya başlasa dahi, yıllardır bekleyen yüzlerce dosyanın bulunduğu bir ortamda tek bir yapının yıkımının ne zaman gerçekleşeceği sorusu ayrıca değerlendirilmelidir. Sırayla yıkmak istese belki bu yapıya 10 yıl sonra bile sıra gelemeyecek.

Daha da önemlisi, bir binayı yıkmak ile 40 yıllık kaçak yapı sorununu çözmek aynı şey değildir.

Bir yapıyı yıkabilirsiniz.

Ancak o yapının çevresindeki yüzlerce kaçak yapı için çözüm üretmeden, yalnızca bir binanın yıkılmamış olmasını “belediye göz yumdu” şeklinde yorumlamak, ilçenin gerçekliğini görmezden gelmek olur.

Dilovası'nın sorunu yalnızca imar sorunu değildir.

Bu sorun aynı zamanda barınma sorunudur, sosyal sorunudur, ekonomik sorundur, mülkiyet sorunudur ve toplumsal bir sorundur.

İşte bu nedenle 40 yılda oluşmuş bir sorunun hesabını, bugün dört memura yüklemek hakkaniyetli değildir.

Bu durumun ne kadar ağır ve karmaşık olduğunu anlatabilmek için, yangın olayından yaklaşık bir hafta sonra belediyede yaşadığım bir olayı takdirinize sunmak istiyorum.

Yangın olayından yaklaşık bir hafta sonra, belediyedeki makam odamda yönetici arkadaşlarımla toplantı halindeyken güvenlik görevlisi içeri girerek, yangında çocuklarını kaybetmiş bir vatandaşın benimle görüşmek istediğini söyledi.

Yaklaşık 10 yönetici arkadaşımın bulunduğu ortamın kalabalık olması nedeniyle, vatandaşla daha sakin bir yerde görüşmek istedim.

Yanıma, görüşmeye şahit olması amacıyla bir mesai arkadaşımı da alarak vatandaşın bulunduğu odaya geçtim.

Odaya giderken kendi kendime şunu düşündüm:

“Çocuklarını kaybetmiş, hayatının en büyük acısını yaşamış. Şimdi belediyeye hesap sormaya, bağırmaya, çağırmaya, belki de hakaret etmeye geliyor. Evlat acısı var; elbette haklıdır.”

Ancak karşılaştığım tablo bundan tamamen farklıydı.

Kendisine, “Size nasıl yardımcı olabiliriz?” diye sordum.

Çok üzgün ve mahcup bir şekilde şunları söyledi:

“Başkanım, bizim iki katlı bir evimiz var. Bir katını yıllar önce kaçak yaptık, ikinci katını da geçen sene kaçak yaptık. Orada yaşıyoruz. Kaçak olduğu için Büyükşehir'den numarataj dahi alamıyoruz. Bu nedenle elektrik, su ve doğalgaz aboneliği alamıyoruz. Bize yardımcı olmaları için Büyükşehir ile konuşur musunuz?”

Bunu anlatırken hem üzgündü hem de mahcuptu.

Kendisine, geçen hafta çok acı bir olay yaşadığımızı, yaşanan yangın olayı nedeniyle kendisinin  de çocuklarını kaybettiğini, kamuoyunda ise yangının meydana geldiği binanın kaçak olması nedeniyle, “belediye bu binayı yıkmadı , bu binaya göz yumdu” denilerek belediyenin hedef gösterildiğini söyledim.

Bunun üzerine gözleri doldu ve bana:

“Ben hastayım, Varımız yoğumuz bu iki katlı ev. Başkan, başımızı sokacak başka yerimiz yok. Bana bu konuda destek olun” dedi.

İşte Dilovası'nın 40 yıllık gerçeği, 40 yıllık çaresizliği tam olarak budur

Bir tarafta kaçak yapı nedeniyle yıkılması gereken binalar, diğer tarafta ise o binalarda yaşayan ve başka bir barınma imkânı bulunmayan insanlar, hayatlar vardır.

Bir tarafta hukuk vardır.

Diğer tarafta hayatın kendisi vardır.

Bir tarafta yıkım kararları vardır.

Diğer tarafta ilçede yaşayan aileler, çocuklar, hastalar, yaşlılar vardır.

Ve bir gerçek vardır; “ilçe merkezinin yüzde 95 i kaçaktır.” Bu Dilovası İlçe Merkezinin 40 yıllık acı bir gerçeği.

Burada 40 yıllık bir kaos, 40 yıllık bir çaresizliklik vardır.

Şimdi sormak istiyorum:

Böyle bir ilçede, tutuklu bulunan dört memur ne yapabilir?

İlçe merkezinin yaklaşık yüzde 95'inin kaçak olduğu, 40 yıl boyunca binlerce yıkım kararının biriktiği, insanların bu yapılarda yaşadığı ve sorunun sosyal ve ekonomik boyutlarının bulunduğu bir yerde, dört memurdan bütün bu yapısal sorunu çözmesini beklemek ne kadar gerçekçidir?

Bir kaçak yapıyı yıkalım denilirse, çevresindeki yüzlerce yapı ne olacaktır?Nasıl değerlendirilecek? Nasıl yorumlanacak?

Hepsini birden yıkalım denildiğinde, hangi siyasi iradeyle, hangi ekonomik kaynakla, hangi sosyal projeyle ve hangi barınma çözümüyle bunu gerçekleştireceğiz?

İşte asıl mesele budur.

Bu sorunun yalnızca “belediye yıkmadı” cümlesiyle açıklanması, Dilovası'nın 40 yıllık gerçekliğini görmezden gelmektir.

Belediye kaçak yapıyı bilerek yıkmadı, göz yumdu” şeklinde ithamda bulunanların, ellerini vicdanlarına koyarak bu gerçeği de açıkça konuşmaları ve tartışmaları gerekir.

Çünkü bu algının oluşmasına öncülük eden siyasi partinin ilçe örgütü, meclis üyeleri ve onlarla beraber hareket eden aileler Dilovası'nın bu kaçak yapı sorununu çok iyi biliyorlar,

Çünkü,

Kendilerinin, yakınlarının ve akrabalarının ve hemşehrilerinin yaşadığı evlerin, işyerlerinin ve yapıların hepsinin kaçak olduğunu en az bizler kadar bilmektedirler.

Bu gerçek bilindiği halde, 40 yıllık birikmiş bir sorun yalnızca bir binaya ve birkaç memura indirgeniyorsa, burada artık sorunun kendisi değil, soruna ilişkin oluşturulan algı tartışılmalıdır.

Ben kimseyi suçlamak veya yaşanan acıyı siyasi bir tartışmanın konusu haline getirmek istemiyorum.

Tam tersine, hayatını kaybeden 7 vatandaşımızın acısının hiçbir siyasi hesaplaşmanın gölgesinde bırakılmaması gerektiğine inanıyorum.

Ancak adalet yalnızca bir tarafın acısını görmek değildir.

Adalet, bütün gerçekleri aynı anda görebilmektir.

Dilovası'nın 40 yıllık kaçak yapı gerçeğini görmeden, bu yapısal sorunun geçmişten bugüne nasıl biriktiğini değerlendirmeden, yıkım kararlarının nasıl ve hangi şartlarda alındığını ve yıllarca hiçbir şekilde uygulanamadığını incelemeden, bütün sorumluluğu dört memurun üzerine yüklemek adil bir yaklaşım değildir.

Bugün yapılması gereken; suçlu ararken kolay hedefler bulmak değil, gerçeğin tamamını ortaya çıkarmaktır.

Çünkü bu mesele dört memurun omuzlarına sığmayacak kadar büyük, kırk yılın birikimiyle oluşmuş bir meseledir. Bugünün meselesi değil kar topu gibi büyüyerek ve birikerek bugüne kadar gelmiş 40 yıllık bir mesele.

Ve bu gerçek görülmeden verilecek her hüküm, sorunun kendisini değil yalnızca görünen kısmını yargılamış olacaktır.

Ben bu hususu herkesin vicdanlarının takdirine bırakıyorum.

Çünkü bana göre;

Herkes için en belirleyici mahkeme, insanın kendi vicdanıdır.”

Dava konusu kaçak yapının yapıldığı 2021 yılında İmar ve Şehircilik Müdürü olarak görev yapmaktaydım. Dönemin İmar ve Şehircilik Müdürü olarak, o dönemde bana ait olmayan, görev yönetmeliğinde yer almayan bu nedenle hukuken hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağım bir görev nedeni ile şahsıma isnat edilen haksız bir suçlama sebebi ile 2 aydan fazla bir süredir tutuklu bulunmaktayım. Öncelikle bu haksızlığı dile getirerek savunmama başlamak istiyorum.

Cezaevinde geçen ay gazetede bir haber okudum. Vatandaşın bir tanesi suçlu olduğu gerekçesi ile tutuklanıyor. Vatandaş, ben suçlu değilim, bir yanlışlık var demesine rağmen, cezaevine gönderiliyor. Cezaevinde 10 gün yattıktan sonra vatandaşa pardon deniliyor. Bir yanlışlık olmuş, isim soy-isim tespitinde yapılan bir yanlışlık nedeni ile seni suçlu zannetmişiz, kusura bakma, serbestsin.

Benim bu dava dosyasındaki durumum tam da budur. Örneğini verdiğim vatandaş, isim-soyisim tespitinde yapılan bir yanlışlık nedeni ile tutuklanmıştır. Benim olayımda ise görev ve sorumluluk tespitinde yapılmış olan bir yanlış tespit nedeni ile, bana ait olmayan, görev ve çalışma yönetmeliğinde yer almayan, hukuki açıdan hiçbir şekilde sorumlu tutulamayacağım bir iş ve görev nedeni ile şahsıma haksız yere suç isnat edilmiş ve bunun sonucu olarak 2 aydan fazla bir süredir haksız yere tutuklu bulunmaktayım.

Öncelikle bu yanlış tespit kim tarafından yapıldı? Bunu belirtmek istiyorum. Yaşanmış olan yangın olayından hemen sonra, ön inceleme raporu için belediyeye gelen müfettişler; meydana gelmiş yangın olayından dolayı oluşan kamuoyu baskısından olsa gerek, usule uygun olmayan ve eksik olan bir ön inceleme yapmışlardır. Müfettişler tarafından yapılan bu eksik ve usule uygun olmayan ön inceleme neticesinde, şahsım ile ilgili olarak görev ve sorumluluk tespitinde hata yapılmıştır. Çünkü Dilovası Belediye Meclisinin almış olduğu 04 Ekim 2016 tarih ve 67 sayılı belediye meclisi kararı nedeni ile imar ve şehircilik müdürlüğünün kaçak yapıların yıkımı ile ilgili bir görev ve sorumluluğu bulunmamaktadır.Bu husus belediye meclisi tarafından karara bağlanmıştır. 04 Ekim 2016 tarih ve 67 belediye meclisi kararı 10 dakika incelendiğinde, burada ben sanık değil mağdur durumunda olmuş oluyorum. Çünkü belediye meclisi karar almış. Bu karara göre de kaçak yapı yıkım işlemleri benim görev ve sorumluluğumda kalmamaktadır. Ancak gerçek bu şekilde olmasına rağmen ve bu gerçek 04 Ekim 2016 tarih ve 67 belediye meclisi kararı ile sabit iken ben tutuklandım ve yargılanıyorum.

Müfettişler bu hususu dikkate almadan araştırmadan yüzeysel bir inceleme ile şahsım ile ilgili olarak hatalı bir tespit yapmışlardır. Yapılan bu hatalı tespit sonucunda görevim olmayan, görev yönetmeliğimde yer almayan bu nedenle hukuki açıdan sorumlu tutulamayacağım bir görevi bana aitmiş gibi kabul ederek şahsım ile ilgili soruşturma izni verilmesine yönelik bir karar almışlardır. şahsım ile ilgili usule aykırı ve eksik bir ön inceleme yapıldığını ispatı, yine mülkiye teftiş kurulu başkanlığının başka bir raporudur.

Dilovası ilçesinde, yıkım kararı alınmış ancak yıkımı yapılmamış olan başka bir kaçak yapı ile ilgili olarak onaylanan 30 Eylül 2024 tarih ve 2024/267 sayılı ön inceleme raporudur. Dilovası ilçesinde, yıkım kararı alınmış ancak yıkımı yapılmamış başka bir kaçak yapı için 2024 yılında " Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı, Dilovası Belediyesi ile ilgili bir ön inceleme kararı almış ve ön inceleme için Belediyeye müfettişler gelmiştir.

Bu inceleme kararı alınan söz konusu kaçak yapı ile ilgili olarak da İmar ve Şehircilik Müdürlüğümüz yine kaçak yapı tespit işlemlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmiş, kaçak yapı ile ilgili olarak yıkım kararı alınmış ancak kaçak yapının yıkımı gerçekleştirilmemiştir.

Belediyeye gelen müfettişler usule uygun olarak bir ön inceleme yapmışlardır.

Görev yönetmelikleri, görev dağılımları, belediyenin yıllara dayanan genel uygulamaları vs. İncelemişler ve müfettişler hazırladıkları 30 Eylül 2024 tarihli raporlarında yıkım kararı alınmış olan ancak yıkımı yapılmamış olan kaçak yapı ile ilgili olarak söz konusu kaçak yapı yıkımının yapılmamış olması nedeni ile dönemin Belediye Başkanı, dönemin Belediye Başkan Yardımcısı ve dönemin 2 tane görevli yapı kontrol müdürü hakkında soruşturma izni verilmesine karar vermişlerdir. Dönemin İmar ve Şehircilik Müdürü yani şahsım hakkında, kaçak yapı ile ilgili tespit işlemlerini mevzuata uygun bir şekilde yerine getirdiğimden dolayı ve kaçak yapının yıkılması ile ilgili olarak bir görev ve sorumluluğumun olmadığına karar vermişlerdir. Bu rapor dönemin İçişleri Bakanı tarafından onaylanmış ve tarafımıza yangın olayından 1 hafta sonra tebliğ edilmiştir, yani çok yakın tarihe ait bir rapordur.

Müfettişler bu raporlarında kaçak yapının yıkılmaması nedeniyle dönemin Belediye Başkanına bile soruşturma izni verirken kaçak yapının yıkımı ile ilgili olarak görev ve çalışma yönetmeliğimde bana verilmiş bir görev ve sorumluluk bulunmadığından dolayı şahsıma ile ilgili soruşturma izni vermemişlerdir.

Bu durumda, Dilovası ilçesinde 6 ay ara ile yapılmış 2 tane kaçak yapı için Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanmış 2 tane ön inceleme raporu bulunmaktadır.

Bir tanesi dava konusu kaçak yapı için hazırlanmış, bir tanesi de dava konusu kaçak yapıdan 6 ay sonra yapılmış başka bir kaçak yapı için yapılmıştır.

Her iki rapor Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığına ait.

Her iki rapor Dilovası Belediyesi için hazırlanmış.

Her iki raporun konusu aynı, yıkım kararı alınmış kaçak yapı yıkılmaması.

Her iki rapordaki kişi aynı, dönemin görevli İmar ve Şehircilik Müdürü Hüseyin Öztürk

Her iki kaçak yapı için İmar ve Şehircilik Müdürlüğü aynı işlemler yapmış.

Her ikisi de yıkılmamış.

Dönem aynı dönem, iki kaçak yapı arasında 6 ay var.

Burada her şey ile aynı olan iki tane ön incelemede nasıl olur da aynı kişi için birbirine tamamen zıt iki tane karar verilebiliyor. Birinci ön incelemede, kaçak yapının yıkılmamış olması nedeni bir görev ve sorumluluğum bulunmadığı için şahsıma soruşturma izni verilmemişken, ikinci soruşturmada yani yangın olayı için yapılan ön incelemede kaçak yapının yıkılmamış olması nedeni ile soruşturma izni veriliyor. Bu sorunun tek bir cevabı vardır. Müfettişler eksik ve usule aykırı bir ön inceleme yaptı. Dolaysıyla da görev ve sorumluluk tespitinde hata yaptı. 04 Ekim 2016 tarih ve 67 belediye meclisi kararını incelemiş olsalardı, böyle bir görev ve sorumluluğumun olmadığı ortaya çıkacaktı. Hem de meclisin bu kararı aldığı ortaya çıkacaktı.

Ayrıca kaçak yapının yapıldığı dönemde yıkılamamış olmasının daha bağlayıcı başka bir sebebi daha bulunmaktadır.

Dava konusu kaçak yapı 2021 yılında yapılmıştır. Bu dönem, pandemi koşullarının meydana getirdiği olumsuzluklar nedeniyle meydana gelen olumsuz şartların en şiddetli yaşandığı dönemdir. Bu dönemde, pandemiden kaynaklanan olumsuz şartlardan dolayı devlet bir takım yasal düzenlemeler yapmıştır. 3194 sayılı imar Kanununda yapılan geçici 11.madde düzenlemesi ile yapılan yasal düzenleme ile Ağustos 2022 yılından önce yapılmış kaçak yapılara numarataj verilerek mekanasal adres tanıma sistemi (MAKS)’inde bu yapıların tanımlanması, bu yapılara emlak beyanı düzenlenmesi, elektrik, su, doğalgaz abonelikleri verilmesine olanak tanınmıştır. Devlet geçici 11. madde uygulaması ile pandemi koşullarının meydana getirdiği olumsuzluklar nedeni ile Ağustos 2022 yılından önce yapılmış kaçak yapıların fiili olarak kullanılmasının önünü açmıştır. Yasal düzenleme ile bu yapılmışken yani devletin bizzat kendisi yasal düzenleme ile, hiçbir ayırım yapmadan konut-işyeri demeden ağustos 2022 yılından önce yapılmış kaçak yapıların fiili olarak kullanmasının önünü açmıştır. Bu durumda 2021 yılında yapılmış olan dava konusu kaçak yapının o dönemde yıkımı mümkün olmamıştır.”

 

Güncelleme: 12 Eylül 2026 14:12
BENZER HABERLER
X