Katiller bir, katledilenler aynı.
18 Temmuz 2026 08:59

TEK TALEBİMİZ GERÇEK ADALET Katiller bir, katledilenler aynı.

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin beşinci adalet nöbetinde üç hukukçu söz aldı. Kartalkaya davası hukukçularından Avukat Onur Fırat Kaynun, “Katiller bir, katledilenler aynı. Tek bir talebimiz var; gerçek bir adalet istiyoruz” dedi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Haber serisi

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti: 5 – 5

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin önceki pazar gerçekleşen beşinci adalet nöbetinde üç hukukçu söz aldı. Kartalkaya davası hukukçularından Avukat Onur Fırat Kaynun, “Katiller bir, katledilenler aynı. Tek bir talebimiz var; gerçek bir adalet istiyoruz” dedi:

“Kartalkaya’dan Hilmi Ağabeyi dinledik, Gayrettepe’den Emine Ablayı dinledik. Hilmi Ağabey, Kartalkaya ailelerinin  Ankara’ya başlattığı yürüyüşte düzenlediği dövizi getirdi. Bütün katiller ortak derken tam olarak bunu söylüyorduk. Çalışma Bakanlığı, Kültür Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, bütün kamu görevlilerinin burada sorumlulukları olduğunu düşünüyoruz. Gelinen aşamada birkaç alt düzey kamu görevlisini yargılar gibi göstererek ailelere adaleti tecelli ettirdiklerini söylemeye, göstermeye çalışıyorlar.

Bütün ailelerin talepleri tek. Herkes adalet istiyor ve sadece kendileri için istemiyorlar. Kartalkaya'dan yürüyüş başlatanlar kendileri için istemiyor. Gayrettepe'de 15 celsedir duruşmalara gidip gelen, bir arpa boyu yol alamayan aileler kendileri için adalet istemiyor. Hendek ve diğerleri de aynı.

Biz bütün dosyalarda aynı hikâyeyi görüyoruz. Patronların siyasilerle olan ortaklıklarına şahit oluyoruz. Kartalkaya'daki otel patronlarının otellerin koordinasyonunu sağlayan Turizm Geliştirme Ajansında, görevi var. Her gün bakanlarla beraber oturup kalkıyor. Yine burada Dilovası'nda Ali Osman Akat isimli bir kişi meclise dezenfektanlar satıyor, siyasilerle fotoğraf veriyor. Gayrettepe'de de aynı şekilde siyasilerle ortaklıkları çok belli, kendileri dile getiriyorlar. Hatta bizim endişelerimiz mafya gruplarıyla da irtibatları olması.

Bütün dosyalarda aynı şeyi söylüyorlar. Ortada milyonlarca lira kâr eden patronlar var, ‘kâğıt üstünde patronuz’ diyorlar.

Ölenlerin kim olduğunun da hiçbir önemi kalmıyor. Bebekler vefat ediyor; genç kadınlar, kızlar, çocuklar ölüyor ve adalet hiçbir yerde tam olarak tecelli etmiyor.

Bütün katliamlarda hayatını yitiren aileler adına hukuk mücadelemizi hep bir arada sürdüreceğimizi tekrar ediyoruz. Dediğimiz gibi, katiller bir, katledilenler aynı. Tek bir talebimiz var; gerçek bir adalet istiyoruz. Sorumlular kimse gelsinler, yargı önüne çıksınlar. Suçsuz olduklarını düşünüyorlarsa suçsuzluklarını mahkemelerde anlatsınlar, bizim karşımıza çıkıp bizim sorularımıza cevap versinler istiyoruz. Ama Kartalkaya'da da bu sorumluların hiçbirisi yargı önüne getirilmediği için aileler, ‘Onlar buraya gelmiyorsa biz Ankara'ya gidiyoruz." diyorlar.

Burada Dilovası'ndaki aileler, kaçıncı haftadır ‘Gerçek sorumluları görmek istiyoruz. Çalışma Bakanlığı yetkilileri nerede? İki bina yandaki İşkur'daki yetkililer nerede? Bunları görmek istiyoruz’ diyorlar. Çalışma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı hiçbirisine ilişkin bir soruşturma izni henüz yok. Belediyeden verilen soruşturma izninde de yine siyasi ilişkilerle iki kişi, hiçbir yenilik yokken dosyada, bir hafta tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiler ve diğerlerinin davaları da henüz açılmadı.

Son olarak tekrar ediyoruz; biz gerçek adaleti bulana kadar pes etmeyeceğiz. Hepimiz kol kola, hem avukatlar hem yakınlarını kaybeden aileler kol kola adalet arayışlarına devam edecekler.”

Dilovası avukatlarından İlke Samet Batı

Dilovası'nda dosyalarımız devam ediyor. Esas davamız hala Kandıra'da. Bu davanın Kandıra'dan alınıp da Gebze'ye getirilmesiyle ilgili taleplerimizle ilgili hiçbir gelişme olmadı. Aylardır, ‘Bu davayı kamuoyundan, halktan kaçırmayın’ diyoruz ama buna rağmen tek bir hareket dahi yapmadan davayı Kandıra'da, bir cezaevi kampüsünde sıkıştırmakta ısrarcılar. Buradaki ısrarlarını görüyoruz. Aynı ısrara karşı gerek adalet nöbetiyle gerekse her türlü hak arama mekanizmasıyla mücadelemizi sürdürüyoruz.

Bunun dışında esas davayla bağlantılı olarak bu katliamın kamu görevlileri dışındaki ayağında en önemli sanıklardan biri olan bu iş yerinin gizli finansörü, bu iş yerinden haksız çıkar elde eden büyük balina Ali Osman Akat'a karşı yaptığımız suç duyurusuna rağmen bu dosyada hala doğru düzgün bir ilerleme olmadı. Dosyanın savcısı, haftalarca dosya savcı bekledi, bir savcı atandı, aynı savcı o hafta içerisinde yer değiştirdi. Dosyayı biz işleme koyalı 2 aydan fazla oldu, tek bir ilerleme göremedik. Ali Osman Akat'ın cinayetten yargılanması bizim talebimiz ve bu talebimizin hala arkasındayız. Bu talebin gerçekleştirilmesi için ısrarcıyız.

Çünkü biz biliyoruz ki Türkiye'nin ve dünyanın birçok yerindeki iş rejimleri şu şekilde çalışıyor: Kaçak veya yeterince önlemler alınmayan veya küçük, görülmez, görmezden gelinen atölyelerde milyarlık işler döndürülürken bu milyarlık işlerden orayı işletenlere, oranın sahiplerine bir miktar pay verilerek asıl büyük zenginlerin cebine kalıyor bu karlar. 10 tane, 100 tane, 1000 tane benzer işletmeden milyonlar kaldırıyor büyük işverenler, büyük balinalar. Sonra da geliyorlar duruşma salonlarında, bize, ‘Ben büyük balinayım, ne alakam var burayla?’ diyorlar. Sen büyük balina oldun çünkü buradan kar ettin! Sen büyük balina oldun çünkü buradan zengin oldun! Bunu biz biliyoruz, bunu bütün halk biliyor. Burada, bu yalan, bu 7 insana mezar olan iş yerinde Zara'nın, LC Waikiki'nin, Koton'un, DeFacto's, Victoria's Secret'ın ve bir sürü daha büyük firmanın malları yapılıyordu, dolduruluyordu, dağıtılıyordu. Bunu biliyoruz, buna herkes biliyor ama ne hikmetse bu büyük balinalar dönüp de sorumluluklarını kabul etmiyorlar. Biz bu sorumluların da yargılanmasını istiyoruz.

Kamu görevlileri dosyasından geçen haftadan bu haftaya tek bir gelişme olmadı. Buranın baskısıyla, basıncıyla, iradesiyle yıllardır talep ettiğimiz üzere kamu görevlilerinin yargılanmasında bir adım ileri gitmiştik, şimdi bir adım geri gitmeye zorluyorlar bizi. 8 kişi gözaltına alınmıştı ikisini dosyada tek bir değişiklik olmadan tahliye ettiler. Niye tahliye ettiler? Buradaki düzen bu şekilde sürsün diye tahliye ettiler. O düzenin ne getirdiğini Derince’de gördük. Bir işçi kardeşimiz daha katledildi.

Ve kamu görevlileri dosyasında şu an dosya kapsamında görebildiğimiz kadarıyla şöyle bir şey daha yaşanıyor: Bu işçi katliamı dosyalarında bizi toplu veya teker teker katlettikleri bu olaylarda patronlar ve kamu görevlileri hiçbir zaman cinayetten doğrudan yargılanmıyorlar. Onun yerine taksirle öldürmekten, yani kazara, yani fark etmiş olsaydı önlemini alırdı ama fark etmemiş diye kusurları küçültülerek, bu işe kaza, ihmal denilerek yargılanıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Çünkü bu yargılama sonucunda 1 de öldürse, 1000 de öldürse alabileceği en fazla ceza bir müebbet bile etmiyor.

Oysa biz biliyoruz ki bir işçiyi veya 1000 işçiyi veya sayısı belli olmayan işçiyi öldürdükleri zaman bunu kasten yapıyorlar. TCK'da, dünyanın her yerindeki ceza yargılaması sistemlerinde bir insanı öldürmenin suçu bellidir, öldürmenin kasten olduğunun şartları da bellidir. Burada ticari kar elde etmek amacıyla insanların öleceklerini bile bile, ölüm koşullarında çalıştırılması söz konusu.

Türkiye'nin emek rejiminde yılda ortalama 1800 ila 2400 arası işçi ölüyor. İSİG Meclisi'nin verileri bu konuda açık. İSİG Meclisi net bir şekilde söylüyor, bunlar bizim ulaşabildiklerimiz diye. Ama Türkiye'de soykırım denilebilecek seviyede devam eden bir katliam, toplu halde değil teker teker, ayrı ayrı, küçük küçük, bütünün ayrık parçalarıymış gibi yargılanarak ve onlarda bile cinayetten değil, kasten öldürmekten değil, kazara öldürmek, ihmalen öldürmek gibi küçültülerek, sıfatlar küçültülerek yargılamalarla komik hale getiriliyor.

Bizim korkumuz şu ki 4 kişi cinayetten, doğrudan olası kastla cinayetten yargılanmasına rağmen kalan herkesin taksirle yargılanmasından gördüğümüz, yine kamu görevlileri dosyasında gelişmelerde ve evraklarda, suç vasfında gördüğümüz taksirle ölüme sebebiyet verme atıflarından anladığımız şu: Burada, Soma'da olduğu gibi komik, küçük, kısa, az, bazılarının yatarı bile olmayan cezalar verip bunu unutturmaya çalışacaklar. Ama zaten böyle şeyler, bu ülkede bir yılda 2000'den fazla işçinin ölümünü meşrulaştırıyor. Biz bunu kabul edemeyiz. Biz her gün ölmeyi kabul edemeyiz!

Biz ancak bu dava kapsamında bilinçli taksirden değil, taksirden değil, olası kasttan karar kurulduğu takdirde adaletin bulduğumuza inanacağız ve ondan sonra da mücadelemize devam edeceğiz. Bu bilinçli taksirden olası kasta, olası kasttan doğrudan kasta gidecek. Çünkü burada insanları ticari kar uğruna göz göre göre öldürüyorlar. Türkiye'nin her yerinde yapıyorlar bunu.

Ve bu dava kapsamında biz olası kastla yargılama istiyoruz. Kamu görevlilerinden olası kastla ceza almalarını istiyoruz. Yılda 2000 işçinin öldüğü bir ülkede kamu görevlilerinin yapmadıkları görevlerinin sonucunun insanların ölümüne sebebiyet vereceğini bilmesi  olağandır. Bunu bile bile yapmıyorlar görevlerini. Biz bunu biliyoruz, tüm halk bunu biliyor. İnsanların öleceğini bile bile burada alınması gereken önlemlerin alınmasını sağlamayarak bu davada 7 işçinin, ama yılda Türkiye'de en az 2000 işçinin ölümüne sebebiyet veriyorlar.

Adaletin sağlanmasının tek yolu cezaların olması gerektiği gibi uygulanması, yargılamaların en azından olası kastla yapılmasıdır.”

Avukat Saruhan Efe Kadaifçi

"Nöbet eylemimizin beşinci haftasında, geçen hafta anlattığımız operasyonlardaki tahliyeler dışında çok somut bir gelişme yok. Ama duruşmaya çok az kaldı. 21 Temmuz'da üçüncü duruşma olacak. Tahliye edilenler tahliye edildikleriyle kaldı. Dilovası Belediyesi'yle hala kamu görevlileri soruşturması sınırlı. Ali Osman Akat'a yönelik halen bir yeni bir hazırlık yok. Esas duruşmada hala Kandıra Cezaevi'nde görülecek gibi duruyor.

Haklılığımızı ve ne kadar meşru bir mücadele verdiğimizi, bunun Türkiye'deki çalışma rejimiyle alakalı olduğunu Gebze kamuoyu, bizi izleyenler ve burada bulunanlar da biliyor. Soma'dan, Kartalkaya'dan, Hendek'ten, Gayrettepe'den; her yerden yakınlarını kaybedip burada olanlar, hem de bize selamını, dayanışmasını yollayan, hikâyemizin ortak olduğu pek çok insan var.

Ravive Kozmetik’teki katliamda hayatını kaybeden aileler beraber hareket etmeye çalışıp birbirleriyle dayanışmaya çalışırken pek çok değişime, tartışma açmaya öncülük etti. Israrlarıyla, iradeleriyle, nöbeti devam ettirmeleriyle, sorumluların hepsinin üzerine gitmeleriyle çok büyük bir iş yapıyorlar.

Derince’de bir yangın daha oldu. Gecekondudan bozma bir boya fabrikası yandı. Biz en başta geldiğimizden beri şunu söylüyoruz: Bu vaka Kocaeli'yle de sınırlı değil. Kocaeli, Gebze işçi kenti. Meydandan geçen 10 insandan 8’i fabrika işçisidir. Buradaki hikâye sadece Gebze ve tüm Kocaeli değil, tüm Türkiye’nin hikâyesi. Tüm iş cinayeti dosyaları Türkiye'de emeğiyle geçinen insanların, işçi sınıfının ortak hikâyesi.

Ravive’de ve tüm iş cinayetlerinde yalandan bir hukuk uygulanıyor. Bir takım güç ilişkileriyle doğrudan alakalı, kimin ne kadar güçlü olduğuyla, hangi siyasi hesaplaşmayı taşıdığıyla doğrudan alakalı, ikili bir hukuk uygulanıyor.

Patronlar, ‘güçlü’ insanlar. Gücü olan insanlar yargılandığında farklılık oluyor. Adliyelerde kalem memurları o yüzden TikTok videoları çekerek halkı aşağılıyor, boşuna olmuyor. İkili bir hukuk rejimi olduğu için Türkiye'de böyle oluyor. Bir patronların hukuku var. Bir güçlü insanların, güçlü siyasi bağlantıları olan insanların, devlette yeri olan insanların hukuku var. Bir onlara işleyen bir adalet mekanizması var; bir de yoksul, emeğiyle geçinen, emeğiyle geçinirken öldürülen, çocuğu öldürüldüğünde çocuğunun hakkını savunmaya çalışan insanlara uygulanan bir hukuk var.

Şimdi bunu değiştiriyormuş gibi davranıyorlar. Dilovası Belediyesi'nde operasyon yapıyorlar. 8 adam alınıyor, ikisi çıkartılıyor. Neye göre çıkarttılar? Ruhsatta imzası olan adamı 6 gün sonra neye göre çıkardılar? Güç ilişkilerine göre çıkardılar. Dilovası'ndaki güç ilişkilerinde bu insanlar nereye oturuyor? Bizim hesabımız ne? İMES gibi böyle kocaman bir organize sanayi bölgesini sorunsuz nasıl devam ettirebilirizin hesabıyla sekizini alıyor, ikisini salıyorlar.

Biz bu yokmuş gibi mi davranalım? Yokmuş gibi davranamayız. Bu Kocaeli'nde devam edebilir, edecek de. İnsanlar böyle ölmeye devam edecek. Bunu söylüyoruz Derince’de gecekondudan bozma bir boya fabrikası yanıyor, bir işçi hayatını kaybediyor. Orası da kaçak, orası da kaçak.

Muhataplarımız ne yapıyor? Yargı, emniyet, savcılık vesaire gittiğimizde teveccühle yaklaşıyorlar SGK'ya gidiyoruz, SGK görevlileri boynunu büküyor bize. ‘Soruşturma yaptınız mı, açıklayın’ dediğimizde ‘Açıklayamayız’ diyorlar. ‘Boynumuz kıldan ince, bu işin cehennemi var, cenneti var, biz kul hakkına girmeyiz’ diye açıklama yapıyorlar.

Bu nezaketle beraber siz niye bunu önleyemiyorsunuz. Bunun önünde ancak şu durulabilir: ‘Dilovası'nda bir şeyleri etkiliyor olsa da, benim aleyhime olsa da ben bu adamları yargılayacağım’ demelisiniz. Bu kadar açık olmanız lazım.  Olmuyorsunuz, olan şeyi de biz söylediğimizde alınıyorsunuz, güceniyorsunuz.

Bu vakaların tekrarlanmaması için olması gereken tek şey, ‘miş’ gibi davranmamaktır.

Siz bunu hakkıyla yaparsanız, Bakanlığa kadar hakkıyla herkesi yargılarsanız, bu davayı Kandıra’dan Gebze’ye alırsanız sağlarsınız. Şimdi biz bunu istiyoruz, biz bunu sağlayacağız. Devlet bürokrasisi olarak kendi rolünüzü afişe ettikçe, biz buna bastırmaya devam edeceğiz. O yüzden buradayız.

Bunu bunu daha da büyütmek için pek fazla yol arıyoruz. Kartalkaya'yla, Gayrettepe'yle, Hendek'le, Soma'yla birleşebilmek için çabalıyoruz. Çünkü hikâye aynı, durumu güç ilişkileri belirliyor. Bizim ölülerimizin hesabını dahi gücümüzle doğrudan orantılı. Onlar gereğini yapmazsa biz kendimiz gücümüzü oluşturacağız, kendimiz bunun hesabını soracağız.”

Seride dün

Fıtratla işin içinden çıkamazsınız.

Kalanlar için mücadeleye devam

https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/fitratla-icinden-cikamazsiniz-kalanlar-icin-devam/4207.html

 

Seride yarın

Aieleler…

 

 

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 18 Temmuz 2026 09:00
BENZER HABERLER
X