Meclis’te komisyon kurulmalı
25 Temmuz 2026 16:44

RAVİVE ALELADE BİR İŞLETME DEĞİL Meclis’te komisyon kurulmalı

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin üçüncü celse öncesi gerçekleşen altıncı adalet nöbetinde DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar, Ravive Kozmetik’in ‘alelade’ bir işletme olmadığını belirtip faciaya dair Meclis’te araştırma komisyonu kurulması gerektiğini söyledi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Haber serisi

Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti: 6 – 5

08 Kasım 2025’te Dilovası’nda, Ravive Kozmetik fabrikasındaki faciada hayatını kaybeden işçilerin ailelerinin altıncı adalet nöbeti davanın üçüncü celsesine iki gün kala, gerçekleşmişti. Yarın (26 Temmuz Pazar) nöbet eylemi yok.

Altıncı nöbet eyleminde DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar ile sendikanın ve davanın avukatı Saruhan Efe Kadaifçi tarafından sürece dair geniş değerlendirmede bulunuldu. Başkan Acar,, Ravive Kozmetik’in ‘alelade’ bir işletme olmadığını belirtip faciaya dair Meclis’te araştırma komisyonu kurulması gerektiğini söyledi:

“Rümeysa Taşdemir, Tuğba Taşdemir, Cansu Esatoğlu... 18 yaş altı eğitim hakları ellerinden alınmış, milyonlarca çocuk işçi gibi ailenin geçimine ortak olmak zorunda kalmış ve işçileşmiş çocuklardı. Ravive Kozmetik'te hayatını kaybetmeyen ama yangında yaralanan göçmen çocuk işçiler de vardı. Mahkeme salonlarına gelip, ‘Zabıta orada denetlemekten kaçındı, parfümleri rüşvet olarak aldı ve defolup gitti’ diye açıklama yaptılar.

Şengül Yılmaz, Esma Yıkan, Hanım Güler... Bunlar, yaşadıkları Dilovası'nda yoksullaştırılmış aileler ve aile ekonomisine ya da geçinmeye bir parça katkı olsun diye hızlıca işçileşmiş, sigortası dahi olmadan 800 lira gibi, 600 lira, 500 lira gibi rakamlara çalışmaya 12 saat zorunlu bırakılmış kadın işçilerdi.

Tuncay Yılmaz, evinden kilometrelerce uzakta bir parfüm dolum imalat atölyesine gelerek hayatını devam ettirmek zorunda kalmıştı.

Ravive Kozmetik alelade bir işletme değil. Türkiye'deki emek rejimine, bu cinayet düzenine dair ne konuşuyorsak Dilovası'nda da tam ortasındayız. Kocaeli Valiliğinin, İl ve İlçe Emniyet Müdürlüğünün, Dilovası Kaymakamının, Dilovası Belediyesi yetkililerinin gözü önünde oldu. Göz göre göre, bile isteye, içeride, dışarıda birlikte fotoğraflar verdiler bu işletme faaliyetine devam edebildi.

Duruşmalara dair bas bas aynı şeyi söylüyoruz. Burada göstermelik birkaç tutuklama dışında, çeşit çeşit suçlar ve yargılama biçimleri uydurulması dışında bir şey olmadı. Kaçak binayı yapanı, belediyeye rüşvetle o ruhsatı bağlayanı, kaçak yapının işletmesine devam etmesini sağlayan Güven Demirbaş'ı kategorize ederek bir kısmını tahliye ettiler. Bir kısmını, ‘Kamuoyu basıncı var’ diyerek içeride tutuyorlar, kamuoyu basıncı düştüğü an salacaklarını biliyoruz.

Bilinçli taksirden, yani insan öldürmekten yargılananlar dışarıya bırakılmaya başlandı. Daha ilk duruşmadan yardım yataklıktan içeride olanlardan biri dışarıya bırakıldı, ailelerin gözünün içine baka baka gece yarısı tahliye ettiler bunları.

Kamu görevlilerine ikinci duruşmaya kadar dokunulmadı, iddianame hazırlanmadı. Ve bu kamu görevlileri, ailelerin gözünün içine baka baka, sırıta sırıta hiçbir suçları yokmuş, sorumluluğu yokmuş gibi davranmaya; başka işletmelerde, başka fabrikalarda, iş yerlerinde aynı cinayetleri organize etmeye devam ettiler. Dilovası katliamından sonra onlarca iş cinayetinde işçiler hayatını kaybetmeye devam etti.

Kamu görevlileri yargılanacak’ dedik. Kamu görevlilerine savcılık iddianamesi hazırlanmadı. Acele acele nöbete başlattık. Nöbetin daha ilk haftasında Kaymakam görevden alındı, başka bir yere gönderildi, tayin ettirildi. Duruşmanın savcısı dosyadan çektirildi, başka bir yere gönderildi. Yine buralarda çeşitli kamu görevlilerinin yerlerini değiştirdiler. Vicdan azabıyla, korkuyla tutmak yerine ödül gibi, orada ferahlatacakları tatil bölgelerine gönderdiler.

Bu topraklarda nasıl ki bir öğrenci işçi yurttaş ‘Ben geçinemiyorum’ ya da ‘Ben bu topraklarda noter istemiyorum’ dedi diye evlerinden basılarak gözaltına alınıyorsa, ‘Bu katillerin hepsini evlerinden alacaksınız’ dedik. Türkiye'de ilk defa bu nöbetin ve buradaki dayanışmanın gücüyle beraber sekiz üst düzey belediye yöneticisi operasyonla evinden alındı. Biri, asıl fail olan, daha ifadesi alınır alınmaz serbest bırakıldı. İkisi altı gün sonra bırakıldı. Beşini bu nöbetin ve kamuoyu basıncının, gündeminin sayesinde içeride tutabiliyoruz ama onların bırakılması yakındır.

Biz, ‘Bunlar yetmez’ diyoruz. 20 metre ilerisinde, bir bina yanında İşkur vardı. İşkur personelleri biliyordu orayı. Çalışma Bakanlığı biliyordu, defalarca şikâyet gitti. Cumhurbaşkanlığı biliyordu. Çevre Şehircilik Bakanlığı biliyordu. Ravive’nin ürettiği ürünlerde Sağlık Bakanlığının bandolleri var, Sağlık Bakanlığı bu katliamdan sorumludur, bu katliamın failidir aynı zamanda. Bütün bakanlıklar bunları biliyorlardı. Soruşturma kadar sıçramak zorunda.

Biz SGK'daki kamu görevlilerini tutuklatmak zorundayız. Bu katliamda sorumluluğu olan Bakanlıkları ve birimlerini sorumlu tutamazsak, yargılatamazsak, Dilovası Belediyesi yetkilileri ile sınırlı tutarsak Dilovası ailelerinin söylediği gibi; ‘Bugün bize, yarın size.’

Biz çocuklarımızı geri getiremeyeceğiz ama başka canlar, başka çocuklar hayatını kaybetmesin diye mücadele ediyoruz. Ailelerin söylediği tek şey var: ‘Bizim canımız yandı, başkasının canı yanmasın.’

O yüzden de biz ne zaman unutturursak, biz ne zaman davalara gelip gitmeyi, sahiplenmeyi bırakırsak içeride bir tane katil kalmayacak. Soma, yıllar sonra kamu görevlilerinin dosyası düştü, yargılanmıyorlar. İliç'te 9 madenciyi toprak altında bırakan Kanadalı şirkete ödül gibi teşvik verildi ve siyanürle altın çıkartmaya devam ediyor. Bir tutuklu dahi kalmadı. Sahipsizlik nedeniyle adalet arayan aile sayısı bire düştü. Katiller dışarıda. Hendek'te tutuklu yok. Hendek katliamından sonra Hendek patronu bir seri katile dönüştü. Niğde'de ve diğer bütün işletmelerinde de öldürmeye devam ediyor.

Hepimizin patronları katil, işçinin kanıyla besleniyor, sermayeleri bunla artırılıyor. O yüzden de burada bir direniş mevziisi var, bir mücadele hattı var. Onun için sadece işçi ailelerinin değil; bu dava herkesin davası, bu kavga herkesin kavgası. Ve tek başlarına davayı, kavgayı sürdüremezler. Sahip çıkmak zorundayız. Yoksa teker teker öldürüyorlar. Bu düzen cinayet düzenidir, bu rejim katliam rejimidir. Buna başka isim aramaya gerek yok, başka bir şeyi tartışmaya gerek yok.

Fabrikalardaki işçilerle iş kolu fark etmeksizin yan yana gelmek zorundayız. Bu katliam düzenine, bizi öldüren düzenine ses çıkartmak zorundayız. Başka kafamızı kurcalayacak başka bir şey yoktur. Toprağımızı da, fabrikada canımızı da çökertebiliyorlar. Evimizi başımıza da yıkabiliyorlar. Yan yana gelmek dışında başka şansımız yok.

Aileler duruşma salonunda ne zaman yalnız bulunsa mahkeme heyeti bir kişiyi dışarıya bırakıyor, onları tutuksuz yargılamaya devam ediyor. Aleyna Oransal, ‘hamile’ diye bırakıldı. Şengül Yılmaz ise kızını, 8 aylıkken bebeğini kaybetme riskiyle o acıyla, stresle doğum yaptı. Ceylin'ini haftalardır yaşatmaya çalışıyoruz ama Aleyna Oransal’ın banka hesabı şişkin diye dışarıda hayatına devam edebiliyor. Bunlar bu kadar arsız. Bizim çocuklarımızın 5 kuruşluk değeri yok bunların karşısında. O yüzden o salonlara çakılmak, o salonlarda olmak zorundayız. Sahip çıktığımız her can kendi canımız, başka bir cana sahip çıkmıyoruz.

Kamu görevlileri iddianamesi acil şekilde tamamlanmalı, dosya birleştirilmeli, bütün bakanlıklar, sorumlular hapse tıkılmalı, görevden el çektirilmeli, yargılanmalı. Yargılamıyorsanız katilsiniz, suça ortaksınız demektir. Biz başka Türkçe bilmiyoruz, başka anlayışı da bilmiyoruz.

Mecliste araştırma komisyonu kurulması için ailelerle birlikte milletvekillerinin kapılarında saatlerce randevu bekledik. AKP, MHP kabul etmedi bizi. Yüzlerce vekil koridorlarda dolaşırken randevu vermedi. Oradaki 600 vekile, ‘Katliam araştırılsın, bir araştırma komisyonu kurulsun’ dedik. Kimse dönüp aramadı bizi. Herkes kurulacağına dair söz verdi. Her yıl binlerce işçi iş cinayetlerinden, on binlercesi meslek hastalığından ötürü ölüyor. Bir savaşta ölenlerden fazla insan ölüyor. O yüzden eğer ailelerin yüzüne bakmak, isim isim teşhir edilmek istemiyorsanız Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için acil toplanın, katilleri önümüze getirin.”

Avukat Saruhan Efe Kadaifçi

 

“Dilovası'ndaki insanlar, aileler çok bambaşka bir şey anlatıyorlar Dilovası'na dair. Dilovası'nın her yerinde bu çürümüşlüğün olduğunu ve Türkiye'nin her yerinde de böyle benzer şeyler olabileceğini anlatıyorlar.

Ravive Kozmetik davasındaki sanıkların geçmişe var. Pandeminin hemen öncesinde Kolombiya'dan Türkiye'ye gönderilen 110 kilo kokain paketi takibe takılıyor ve Türkiye'deki yetkililere haber veriyor. Kokain, Ali Osman Akat'ın ve davada pek çok sefer ismi geçen Laktos isimli firmasının o zamanki görevlisi dış ticaret müdürüne geliyor. Dış ticaret müdürü 110 kilo kokainden içeride yatıyor, Ali Osman Akat aynı davadan beraat ediyor.

Akat ailesi bu ülkede 50 yıldır kozmetik sektöründe devasa büyüdü. ‘Balina’ diyorlar kendilerine, evet doğru söylüyor. Gidiyor Meclis'e kolonya satıyor. Koton, Zara gibi markalara fason üretim yaptığına dair dosyada çok net deliller var. ‘Kocaeli Emniyet Müdür Yardımcısı'nı aradım’ diyen, ‘Özgür Özel beni ünlü yaptı, CHP'liler bana muhalif’ diyen Ali Osman Akat ve yeğenleri kozmetik sektöründe böyle bir yangına sebep oluyor.

2021 yılında yıkım kararı alınan bina, yangından iki gün sonra belediyenin tasarrufu ile yıkılıyor. Deliller yok ediliyor.

Ravive Kozmetik yangını sonrası ailelerle tanıştık. Gerek onlar, gerekse çok sayıda Dilovalı tarafından binlerce şey dinledik. Aynı zamanda Dilovası'nın bir ekip tarafından yönetildiğini de duyduk. Bu şaşırtıcı değil. En başından beri Dilovası'nın ilk belediye başkanından beri aynı sosyal çevre tarafından, İMES Organize Sanayi Bölgesi üzerinden bir sürü rant elde edilerek, şu anda da milletvekili olan Cemil Yaman'la da çok yakın ilişkileri olan belediye başkanlarıyla beraber Ramazan Ömeroğlu, Hamza Şayir, önceki dönem belediye başkanlarıyla beraber Dilovası'nı mafyatik bir oligarşi yönetiyor. Bu yangına götüren ihmal zincirlerinin her noktasında bu insanlar da var. Ali Osman Akat tek başına bir balina değil, bir sürü balina var Dilovası'nda.

Dilovası katliamı o yüzden her şeyi açığa çıkartan, Türkiye'deki çalışma rejimini ortaya çıkartan bir olay oldu. O yüzden mücadele ediyoruz. Bu meselenin çözülmesi ancak bu sis perdesinin, dedikodular ağının üzerine gidilmesiyle olur. Tüm sorumluların yargılanması için mücadele ediyoruz ve yavaş yavaş biz bunlarla nasıl mücadele edeceğimizi, neler yapabileceğimizi öğreniyoruz.

Şimdi bu yapı emekliyor, biz emekliyoruz. Böyle bir organizasyon karşısında, Dilovası'nın, Gebze'nin, Türkiye'nin baronları karşısında; emniyete hemen ulaşabilen, hemen yargıyla iletişime geçebilen, hemencecik bu ülkede istediğini yapabilen insanlara karşı nasıl bir mücadele hattı kurabileceğimizi, ölülerimizin hesabını nasıl sorabileceğimizi hep beraber emekleyerek öğreniyoruz.

Biz açık ve mert davranıyoruz, ne yaptığımızı da söylüyoruz.

Bunu buradan ilan ediyoruz. Ailelerle nereye kadar yürüyebilirsek her zaman beraber yürüyeceğiz, her zaman onlarla beraber olacağız, her zaman Hendek'i, Gayrettepe'yi, İliç'i, Soma'yı da katarak, beraber hareket edeceğiz.

Bu ülkede baronlar, suç örgütleri, onlara kendini yaslayan belediyeciler, yereldeki güç ilişkileri, Gebze'nin patronları, mafyaları, bilmem neleri, Dilovası'nın işte milletin sırtından kazanan kodamanları bizi doğru bildiğimizi söylemekten alıkoyacak bir şey yaratamayacaklar. Biz bunu yapacağımızı tekrardan beyan ediyoruz.”

Seride önceki bölüm

Sermaye düzenini doyuramıyoruz

Bu bir sistem sorunudur

https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/bu-bir-sistem-sorunudur/4244.html

Seride 27 Temmuz Pazartesi

Engin Aras ve işçi aileleri

 

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 25 Temmuz 2026 16:46
BENZER HABERLER
X