ÖZGÜR ŞEHİRLERİ VAR EDECEK… Mervegül’e de söz: Hesap soracağız
Ülkemizdeki son kadın cinayetine bu sefer dava arkadaşlarını kurban veren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Gebze’de Mervegül Bayer için de yetkililerden hesap sorma sözü verdi. Kadınlar için de özgür şehirleri, yerel yönetimlerle var edeceklerini duyurdu
Gebze’de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu / Kadın Meclisleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yürüyüşü ve basın açıklamasında meydana, 8 Mart’tan bir gün önce bu sefer Mersin, Tarsus’taki dava ve mücadele arkadaşları Mervegül Bayer’i kaybetmenin acısıyla çıktı. Darıca’da 03 Ocak’taki kadın cinayetinde hayatını kaybeden Tülay Dağaşan’ın ablası Nuran Kolsuzoğlu’nun da katıldığı basın açıklamasında tüm kadın cinayetlerinden ötürü yetkililerden hesap sorma sözünü, Mervegül Bayer için de verdi.
Osman Yılmaz Mahallesi’ndeki eski trafo meydanından Gebze 15 Temmuz Milli İrade Kent Meydanı’na yürüyen platform üyeleri, “Özgür şehirler, sokaklar, yaşamlar kuracağız” yazılı büyük bez afiş ile birlikte kadın cinayetlerinde hayatlarını kaybedenlerin fotoğraflarını üzerinde taşıdı. Basın açıklaması platform üyesi Pelin Özcan tarafından okunurken Özcan,kadınlar için de özgür şehirleri, yerel yönetimlerle var edeceklerini söyledi. “Asla yalnız yürümeyeceksin”, “Tülay için adalet istiyoruz” ve benzeri sloganlar atılırken basın açıklamasında şunlar kaydedildi:
“Geçtiğimiz 8 Mart’tan bu yana coğrafyamızda tüm canlılar için ama en çok da kadın ve LGBTİQ+lar için yaşam son zamanlarda hiç olmadığı kadar zorlaştı. Mayıs ayındaki genel seçimler sonucunda ülke tarihinin en gerici adayları meclise girdi. Şimdi de yerel seçim öncesi haklarımız yine seçim pazarlığının konusu mu olacak diye beklemeyeceğiz.
Korkma! O pazarlık masalarını biz dağıtacağız. Anayasal işleyişten vazgeçmeyeceğiz, 6284 sayılı kadınları şiddetten koruyan kanuna, Medeni Kanun’a asla dokunamayacaklar.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken Filistin’de, Gazze'de soykırıma varan İsrail saldırıları, Afganistan’da kız çocuklarının okula gidemediği, İran’da başörtüsü dayatmasının kadınların hayatlarına mal olduğu, ülke yönetimlerine otoriter sağcıların geldiği bir karanlık tabloyla çevrelendik. Bu yüzyılda olmaz denilen savaşların koptuğunu görüyoruz. Bu yüzyılda göz göre göre gelen kapitalizmin tüm ekolojik, tahripkar, sömürücü sonuçlarıyla yüzleşiyoruz. Yine zenginler sefasını sürerken kadınlar, LGBTİQ+’lar, geleceğimiz denilen çocuklar, emekçiler köle olmakla, güzelim doğa ve canlılar yok olmakla sınanıyor. Tüm dünyada tüm canlılar için özgürlüğün nefes almak demek olduğunu daha iyi anlıyoruz. 8 Mart’ta ciğerlerimize dolan kirli havanın hesabını sormak için dört bir yandan kadınlar olarak özgürlük bayrağını kaldıracağız. Yaşamlarımızı karanlığa gömüp güneşimize gölge olanlara karşı güneşi biz zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın.
Ülkemizde de durum hiç farklı olmuyor. Farklı düzeylerde sonuçları bizler de yaşıyoruz. Tek adam kendi rejimini sağlamlaştırmak için ortaklarıyla her şeyi yapıyor. Depremin etkileri henüz geçmemişken seçim için tehditler savurmaktan geri durmuyorlar. Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri artarken İstanbul Sözleşmesi’nden imzayı çektikleri gibi şimdi de 6284 sayılı kanunu hedefe koyabiliyorlar. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını dikkate almadıkları, anayasal işleyişin yerle bir edileceği adımları atmaktan milli yargı diye bahsediyorlar. ÇEDES protokolü, gönüllü ablalık abilik gibi bize geçmişi hatırlatan yöntemleri devreye sokuyorlar. Laiklik karşıtı söylemleri söylem olmaktan çıktı. Diyanet eliyle eğitimden sağlığa her alana nüfuz edecek adımlar atıyorlar. En önemlilerinden biri modern medeni haklarımızı barındıran laikliğin teminatı Medeni Kanun’u tartışmaya açıyorlar. Kadınları ailelere hapsetmek isteyip aileyi sürekli yüceltiyorlar. Yerel seçimler yaklaşırken seçildikleri takdirde sorumlulukları sığınak açmak olan adaylar sığınaktan bahsetmiyor. Her mahallede bir kadın danışma birimi yokken her mahalleye irşat büroları açıyorlar. Kendi dini inançları doğrultusunda bir yaşamı toplum mühendisliğine kalkışarak erkeklerin lehine kadınlara dayatıyorlar. LGBİQ+’lara her fırsatta saldırı çığırtkanlığı yapıyorlar. Bunları merkezi yönetimle dayatmaya kalktıkları gibi şimdi de yerel yönetimleri aracılığıyla tüm yaşam alanlarımızı çağdışı fikirleriyle dizayn etmeye kalkacaklar. Evimizden çıktığımızda yürüdüğümüz sokaktan, bulabilirsek dinlenmek için oturduğumuz parka, eğitim aldığımız kampüslere, çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullara kadar her yeri yobaz fikirleriyle donatıp kadınların yaşamlarını dar etme peşindeler.
Sokak röportajlarında hangi kadını çevirip bir soru sorsalar kendinizi güvende hissediyor musunuz diye, hayır yanıtı veriliyor. Öyle ki bizlere özgürlüğü unutturanlar güvenlik diye karşımıza çıkıyor. Siz kadınları korumak için diye başladıkları vaatler kadınları ya eve hapsetmek oluyor ya da başına bir erkek dikmek. Yoksulun kaderi, kadının fıtratı bitmiyor onlar için.
Geçtiğimiz günlerde iki günde 8 kadın cinayeti işlendi. Sevilay Karlı ve Tuba Ateşci’yi boşandıkları erkekler,
Hatun Aslan, Elif Saydam ve Özlem Çankaya’yı boşanmak istedikleri erkekler,
Emine Ülkü Araz ve Nasim Gol Karimi’yi evli oldukları erkekler,
Dilan Özdemir’i babası öldürdü.
Dün (07 Mart), yani biz 8 Mart’ta meydanlara çıkmaya hazırlanırken Mersin’de mücadele arkadaşımız Mervegül Bayer 1 yıl önce boşandığı erkek polis memuru Mustafa Yıldır tarafından sokak ortasında ateşli silahla öldürüldü. Kadınları koruması gerekenler kadınları öldürüyor. Buradan mücadele arkadaşımız Mervegül’e söz veriyoruz: Kadın cinayetlerini durdurmayan yetkililerden hesap soracağız.
Kadınlar için özgürlük boşanmaya, ayrılmaya, dilediğini sevmeye karar verebilmesidir. Arkamıza bakmadan, korkmadan yürüdüğümüz sokaklardır. Laikçe, bir arada yaşayabilmektir. Her mahallede yemekhanelerin, bakım evlerinin, kreşlerin olabilmesidir kadını evden kurtaracak olan özgürlük. Özgürlük, bazen kooperatifçiliğe sıkışmamış bir kadın istihdamı modelleri yaratmakla mümkündür. Özgürlük, kayyım atanır mı korkusu olmadan dilediğimiz adayı seçebilmektir şehirler için.
Korkma! Özgürlük yüreğimizde, bayrağı ellerimizde, gücümüz örgütlülüğümüzde!
Üzerimize bombaların yağmadığı, bir erkek tarafından öldürülmediğimiz, arkamızı kollamadan yürüdüğümüz, dilediğimizde saçlarımızı savurarak koşacağımız özgür sokakları var edeceğiz.
Korkma!
Bize toplu mezar olmayacak, üzerimize yıkılmayacak binaların olduğu, yemyeşil parklarında piknik yapabileceğimiz, kadınların omzuna yüklenmiş her bir işi kamusal hizmete dönüştürecek, kadınlar için de seferber olacak yerel yönetimlerle kadınlar için de özgür şehirleri var edeceğiz.
Korkma!
Tek bir hakkımızı bile kaybetmeden, yeni haklarımızı kazanarak, kendi kararlarımızla eşit ve özgür bir yaşamı var edeceğiz.
Özgür sokaklar, şehirler, yaşamlar kuracağız!
Yaşasın 8 Mart , yaşasın kadınlar.”
FOTO GALERİ
https://www.facebook.com/photo/?fbid=3354779838148424&set=pcb.3354780011481740
İLGİLİ HABER...
TÜLAY DAĞAŞAN’IN ABLASI HAYKIRDI
Neden sorgulamıyoruz, neden susuyoruz
03 Ocak 2024’te boşandığı eşi Şefik Karaali tarafından Darıca’da katledilen Tülay Dağaşan’ın ablası Nuran Kolsuzoğlu, Kadın Cinayetlerini Önleyeceğiz Platformu’nun Gebze’deki 8 Mart açıklamasında, “Sadece Tülay için değil hepsi için buradayız. Neden sorgulamıyoruz, susuyoruz” diye haykırdı