"DENETİME GELİYORUM" DİYEN AMİR OLMUŞ Tesadüfe bak: Coşkun'un Coşkunlar’la alakası yokmuş
Ravive Kozmetik faciası sonrası ailelerin direnişi rejimi her yerde teşhir ediyor. Hendek’te patlayan fabrika ile Arif Yunus Coşkun’un ilgisi yokmuş. Hendek’teki fabrikaya “ihbarla” denetime gelen polis, emeklilik sonrası güvenlik amileri olmuş
Haber serisi
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri Adalet Nöbeti: 6 - 3
Sakarya yerel basınında; medyabar.com haber sitesindeki
29 Haziran 2026 tarih ve “Coşkunlar’ın havai fişek fabrikasında bir işçinin öldüğü patlamada iki tutuklu. Fabrika sahibinden ‘Hendek’teki fabrikayla alakam yok’ açıklaması başlıklı habere göre;
Yertaş Patlayıcı Maddeler Havai Fişek Gıda İnşaat İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin sahibi Sakaryalı iş adamı Arif Yunus Coşkun da son olayla ilgili sosyal medya hesaplarından bir paylaşım yaptı.
Niğde'deki olayın Sakarya Hendek'teki fabrikaya ilişkilendirilmesine karşı çıkan Coşkun açıklamasında,
“Kamuoyunda sıkça dile getirilen bir başka yanlış anlaşılmayı da düzeltmek isteriz. Sakarya'da yıllar önce yaşanan havai fişek fabrikası kazası nedeniyle işletmemizin o fabrikayla aynı olduğu yönünde yorumlar yapılmaktadır. Söz konusu işletme bana ait değildir. Aile bağlarımız bulunsa da ticari, hukuki ve idari olarak herhangi bir ortaklığım veya işletme bağlantım bulunmamaktadır” dedi.
Ravive Kozmetik faciası sonrası dünkü üçüncü celsede de tutuklu sanıklardan Ali Osman Akat ile yeğenleri Altay Ali Oransal ve İsmail Oransal ile müdafi avukatları tüm sorumluluğun tutukluluğu sürerken kalp krizinden ölen Kurtuluş Oransal, kusurun faciada hayatını kaybeden Tuncay Yıldız da olduğunu;
Rahmetlilerin yargılanamayacak olmakla birlikte üzücü ölümlerin kusur ve fail gerçeğini değiştirmeyeceğini söyleyip tahliyelerini istedi.
3 Temmuz 2020 günü Sakarya Hendek Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası'ndaki iş cinayetinde hayatını kaybeden 7 işçiden biri olan, 26 yaşındaki Halis Yılmaz'ın babası Muammer Yılmaz,
Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin 14 Haziran’daki ilk nöbetine katılmıştı. Yılmaz önceki pazar günkü altıncı nöbete de katıldı ve konuştu:
“Ben özellikle detaylı açıklıyorum. Bizim dava, olay 6 yıl bitti, 7. yılına geçti. 6 yıldır bir kamu görevlisine suç duyurusu yapılmadı! Dosya şu an Yargıtay Genel Kurulu'nda. Birtakım cezalar verildi, İstinaf Mahkemesi onayladı. Yargıtay 12. Ceza Dairesi kısmen onadı, kısmen bozdu. Dosyamız yeniden görüldü. Yerel mahkeme kararında direndi, tekrar dosya aynı şekliyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gitti.
Bizim Yargıtay'ın onayladığı büyük patronlardan biri sağlık sorunlarından dolayı tutuksuz yargılandı. Ama patlamadan, katliamdan 3 ay sonra, ‘sağlık sorunu’ olan bir adam yeni bir şirket kurdu…
(Ravive Kozmetik davasının dünkü celsesinde de Ali Osman Akat, beş ayrı sağlık sorunu olduğunu sıraladı. Devlete 750 milyon dolar vergi ödediğini söyledi. Serbest bırakılırsa bir sene içinde tüm borçlarını ödeyip önce kötüye giden işlerini düzelteceğini, ardından1.5 milyar dolar vergi ödeyecek kadar ticaret hacmi sağlayacağını söyledi.)
…Bunları da geçtik; 25 Ocak 2025 tarihinde Sakarya İnfaz Savcılığı'ndan cezası onandı, yakalaması çıktı. 19 Temmuz 2026'dayız, bu vatandaş hala yakalanamadı! Tahminen 80 yaşına geldi. Bu adamın yurt dışı yasağı var. Yaşından dolayı bazı ihtiyaçlarını kendi göreceğini de düşünemiyorum. Ama ne hikmetse bu adam yakalanamıyor. Sakarya'nın önde gelen ailelerinden biri... Yakalanamıyor! Bu da Sakarya Emniyeti'nin ayıbı olsun.
Dosyamızda da patlamanın nedeni; kaçak yapı, usulsüz üretim, kaçak barut üretimi...
Aynı zamanda mağdurlarından birinin de ifadesi var; bu barutun da pazarlanmaya çalışıldığını söylüyor.
2007'de fabrika kuruluyor. 2007-2014 arası fabrikaya raportör olarak gelen polis memuru, 2014’te emekli olduktan sonra fabrikaya güvenlik amiri oluyor. Hadi benim canım yandı, iftira atıyorum.
Sanıklar. ceza alanlar. Hepsi: 'Bu güvenlik amiri, emekli polis memuru Fikret Çuvalcıoğlu denetleme olacağını bize 2-3 gün öncesinden haber veriyor. Biz de kimyagerler olarak, genel... çalışan ustabaşıları olarak gerekli yerleri kapatıyorduk, malzemeleri azaltıyorduk, işçileri o gün ya evlerine gönderiyorduk ya da başka birimlere kaydırıyorduk…
(Ravive Kozmetik davasında da ve meydandaki eylemlerde de; Devleti temsilen polisin kayıt yaptığı ortamlarda, mahkeme huzurunda, adıyla sanıyla tanıklar ve işçi aileleri fabrikaya denetime gelen zabıtanın koli koli parfümle ayrıldığını söyledi. Somut ve aleni rüşvet ihbarına rağmen Dilovası Belediyesinden henüz bir açıklama veya rüşvetle suçlanan zabıtalara dair bilinen bir iç soruşturma yok.)
… Ya bu duruşma salonunda söylendi! Ben iftira atıyorum, amenna, tamam, ben iftira atıyorum... Ya ceza alan 7 sanık bunun aynısını söyledi! Ceza alan 7 sanık! Ve mahkeme heyeti bu vatandaş hakkında suç duyurusunda bile bulunmadı.
Ve ayrıca kamu görevlileri... 6 yıl oldu ya! Bir fabrikada kaçak barut üretiliyorsa, denetim olacağı zaman fabrikanın bir bölgesi kapatılıyorsa ve o 7 kişiden 5'i de o bölgede öldü, o havzada öldü... Suç duyurusu yapmayan kamu görevlilerini soruşturmaya değer bir şey değil mi? Ya size soruyorum, değer bir şey değil mi?
Dilovası da aynı! Soma da aynı! Aladağ yurt yangınında da aynı! 12 tane kız çocuğu ölmüş, 40 kilo etin peşine düştüler Aladağ'da! Kusura bakmayın, biz bu toplumsal davaların hepsini takip ediyoruz artık. Bizi durduramazsınız. İktidar, siyasiler, milletvekilleri, Adalet Bakanı; sesimizi duyun artık ya! Sesimizi duyun artık, duyun artık!
Adalet, tek bir kişiye, tek bir şeye has bir şey değil. 84 milyonun hakimi, savcısısınız siz ya! 84 milyonun! Bizler canımızı verdik ya. Ben 26 yaşında evladımı verdim! Ben onun 18 Mart'ta kemiğini ellerimle topladım! Ben bugün torun torba sahibi olmayı bekliyordum. Herkes torununu torbasını seviyor. En baştaki Cumhurbaşkanı'ndan tut, en aşağı kimse bilmem belediye başkanına kadar. Bizim ne günahımız var? Yeter artık ya, yeter! Yeter, Adalet Bakanı duyacaksan duy! Yeter, bizi indireceksiniz meydanlara. Ankara'ya doğru geleceğiz artık, geleceğiz artık biz.
Burada tekrar aile, arkadaşlarıma, ablalarıma, kardeşlerime başsağlığı diliyorum. Bu yol uzun bir yol. Biz 6 senedir böyle çekiyoruz. Ben şu an adalet aramak için Sakarya'da şu topluluğu toplayamadığım için buraya geldim.
Gebze halkı! İki dakikanızı ayırın. gelin, dinleyin, bu ailelere ses verin. Bugün bize olan yarın size olur! Ben de ‘başıma gelmez böyle bir şey' diyordum. Ama başıma gelince anladım; ne kadar hukuksuzluk, ne kadar adaletsiz bir şey olduğunu anladım.
Allah rızası için iki dakikanızı verin, bu aileleri dinleyin, bizleri dinleyin. Bugün bizim ise, başımıza gelen yarın sizin başınıza da gelecek. Allah göstermesin. Türkiye'de hukuk, adalet kişiye göre, makama göre, mevkiye göre, siyasi görüşe göre işlemeye başladı. Kim ne anlarsa anlasın. Türkiye'nin tek bir gündemi bir kişi değil, bir parti değil. 600 milletvekiline sesleniyorum: Bizi duyun artık ya, duyun!
BARAN SEYHAN’A ÖZEL TEŞEKKÜR
Buradan bu tür davalara, bu tür davalara destek veren sendikalara, partilere, milletvekili arkadaşlarımıza... Burada ismini sayamadığımız, belki bu davada fazla görünmemiştir ama özellikle ben bir kişiye burada şey yapacağım: Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi Üyesi Baran Seyhan abi. Bütün davalarda vardır, sizler pek görememişsinizdir ama gerek şahıs olarak gerek parti olarak 6 yıldır bunu birebir yaşadım. Buradaki bu davalarda da gördüm, başka davalarda da... Yani bütün arkadaşlarımız geliyor. O gün geliyor, bir iki gün, bir gün gelemiyor. Ama destek veren arkadaşlara çok teşekkür ederim. Sakarya'da da özellikle şunu söyleyeyim: İktidar partisine mensup veya ittifaka mensup bir tane parti milletvekilini göremedik, bir tane STK'yı göremedik. Yani isim vermeye gerek yok, göremedik yani.”
Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Şube Başkanı Sema Olkun Kopal;
“Ne yazık ki ülkemizde para babalarının, sömürü düzeninin bekçisi olan bir siyasi iktidar var. Bunun için çok uzağa gitmeye gerek yok; işte az evvel Hendek katliamında oğlunu kaybeden kardeşimiz konuştu.
Yine daha önceki gün Gölcük'te 14 yaşında bir çocuğumuz, işsiz olan babasına inşaatta onunla birlikte çalışıp yardım etmek için gittiği inşaattan düşerek yaşamını kaybetti.
Kartalkaya Grand Hotel'de 34'ü çocuk, 78 insanımız, biliyorsunuz, 2025 yılında yanarak yaşamını kaybetti. Ve bugün onlar da kamu görevlilerinin yargılanabilmesi için bir adalet yürüyüşü yaptılar. Bu adalet yürüyüşünde yürüyenlerden biri Danıştay 9. Daire Başkanı! Yani adalet bir gün herkese lazım oluyor ve ne yazık ki bugün yargı, siyasi iktidarın sopası haline gelmiş durumda. Adalet dağıtan bir yargıdan uzaklaşmış, sadece bir sopaya dönüşmüş durumda.
Ve bugün işte ne yapıyoruz? Bütün deliller açıkça ortadayken, şüpheye ihtimal verecek, şüphe bırakacak hiçbir şey yokken... 3 katlı bir bina, acil çıkış kapısı yok, yangın merdiveni yok. Binanın kendisi zaten kaçak! Böyle bir binada tehlikeli iş yapılıyor. 3 çocuğumuz katlediliyor burada yaşanan patlamada. Ve iki tane de 65 yaşından vatandaş insanımız var. Ve bu yangın sonucunda kat kat oluşan, aslında ülkemizin içinde bulunduğu durumunu da çok net gösteriyor.
Çocuklarımız çalışıyor, çocukluğunu yaşayamıyor. Çocuktan işçi olur mu? Olmaz! İşçilikle çocukluk yan yana gelir mi? Gelmez, gelmemeli! Ama işte geliyor ve ekim ayının 26'sında daha ilk 7 ayında 17 çocuğumuz can verdi, çalışırken can verdi!
Kadınlar, emeklilerimiz çalışıyor! 65 yaşında insanlarımız 23 bin lira aylığa, açlık sınırı olan 45 bin liranın altında ücrete mahkûm olduğu için çalışmak zorunda kalıyor.
Tamam, çalıştılar; ama görüyorsunuz işte, ölüyorlar! CİMER'e, ilgili kurumlara defalarca şikâyet edilmelerine rağmen hiçbir denetim, hiçbir yaptırım uygulanmıyor. Yani bu insanlarımız göz göre göre katlediliyor. Katliama engel olunmadığı gibi, katledilen insanlarımızın adaleti de yerini bulmuyor.
Biz bu davaların, tüm kamuoyunun, burada acılar içinde daha yasını tutamamış ailelerin rahatça ulaşabilmesi için Gebze Adliyesi'nde yapılmasını istiyoruz. Bu talebimizi bir kez daha yineliyoruz.
Bu haksızlıklar, bu zulümler, bu adaletsizlikler her yerde. Mühendislere de bütün sektörlerde baskı yapılıyor. Danimarka menşeili bir firma, kendi ülkesinde yapamadığı şeyi Türkiye'ye geliyor, ‘Mühendisler için taban ücret belirleyemez odalar, bu taban ücreti vermeyeceğim" diyor. Kendi mühendisine zaten hakkını vermiyor ama tüm Türkiye'deki gıda mühendisliğini buna mahkûm etmek istiyor. Dava açıyor, yürütmeyi durdurma kararları aldırıyor ve biz de buna karşı mücadele ediyoruz.
Ülkemizde adaleti ancak mücadele ederek sağlayabiliyoruz. Başka hiçbir şekilde, her şey ortadayken dahi adaletin sağlanması mümkün olmuyor. Ve şu anda para babalarının iktidarının fedakârlığını yapan, para babalarına hizmet eden, sömürü düzeninin bekçiliğini yapan bir siyasi iktidardan dolayı tüm halkımız acılar içerisinde. O yüzden Dilovası katliamından başlamak üzere her yerde, her alanda mücadeleye devam diyoruz.”
Cihan BÜYÜKDAĞ / UİD-DER Emek Araştırmaları - Uzman
“Bugün bu meydanda olduğu gibi, Türkiye'nin pek çok meydanında işçi aileleri adalet talebiyle oturuyorlar, direniyorlar, haykırıyorlar. Bizler kendi çalıştığımız iş yerlerimizden de çok iyi biliyoruz ki iş cinayetleri, iş kazalarının tamamı önlenebilir, engellenebilir. İş cinayetleri, işçi cinayetleri kaza ya da kader değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınması için yıllardır fabrikalarda mücadele ediyoruz. Bu nedenle UİD-DER'li işçiler olarak siz ailelerin öfkesini, acısını yüreğimizde hissediyoruz. Adalet talebinizi ve mücadelenizi yürekten destekliyoruz. Dilovası ve diğer katliamların hesabı sorulmadan adaletin hiçbirimize gelmesi mümkün değildir. TÜİK verilerine göre 2024 yılında Türkiye'de 733 bin iş kazası meydana geldi. Bu, koca bir kent nüfusunun karanlığa gömülmesi anlamına geliyor. Bu kazalarda en küçüğü 13 yaşında olmak üzere, en büyüğü 79 yaşında olan bir işçi kardeşimiz hayatını kaybetti. Bu tablo bize gösteriyor ki Türkiye Yüzyılı dedikleri aslında işçi ve emekçiler için cehennemin ta kendisidir.
Bu tabloyu değiştirmek biz işçilerin mücadelesi ile mümkündür. Bu mücadele kendimize, sevdiklerimize, ailelerimize sahip çıkma mücadelesidir. Biz burada adalet mücadelesindeyiz. Türkiye'de işçiler, çiftçiler, emekliler, gençler, esnaflar, kadınlar, öğretmenler, sağlık çalışanları, Aleviler, Kürtler adalet mücadelesinde. Ormanına, deresine, toprağına, suyuna sahip çıkanlar adalet mücadelesinde. Emperyalist savaşa, soykırıma, göçlere, katliamlara karşı çıkanlar adalet mücadelesinde. Biliyoruz ki kapitalist sömürü ve kötülük düzeninde adalet yok, bizim için mücadeleden de başka bir yol yok. Bizler de buradan tüm işçi kardeşlerimizi iş yerlerimizde, sendikalarımızda, meslek örgütlerimizde, mahallelerimizde mücadeleye, meydanlarda birlik olmaya, dayanışmaya çağırıyoruz. UİD-DER adına bir kez daha hepinizi dayanışma duygularımızla selamlıyoruz.”
Songül Özdemir (SODAP Temsilcisi):
“Bugün burada yalnızca bir dayanışma ziyaretinde bulunmuyoruz. Dilovası'nda yaşanan katliamın hesabının sorulması, gerçek sorumluların açığa çıkarılması ve adaletin sağlanma talebini büyütmek için bir aradayız. SODAP olarak biliyoruz ki emekçilerin, yoksulların ve ezilenlerin yaşamı sermayenin kâr hırsına feda edildiği sürece, bu ülkede katliamlar kader değil, düzenin bir sonucu olmaya devam edecektir. Adalet yalnızca mahkeme salonlarında verilecek kararla değil; halkın, örgütlü mücadelesiyle, gerçeğin üzerinin örtülmesine izin vermeyenlerin kararlılığıyla kazanılacaktır. Adalet nöbetini sürdüren ailelerin ve mücadele eden herkesin yanındayız. Bu acıyı unutturmayacağız, sorumluların cezasız kalmasına izin vermeyiz. Yaşamı, emeği ve onurunu savunmaya, adalet mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz. Bir kez daha yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor, yakınlarına ve mücadeleyi sürdüren herkese dayanışma duygularımızı iletiyoruz. Adalet sağlanana kadar bu mücadele hepimizin ortak mücadelesidir.”
Seride dün
Bu katliam aynadır. Nasıl ölünürün resmidir
https://www.gebzeemek.com/haber/guncel/bu-katliam-aynadir-nasil-olunurun-resmidir-/4227.html
Seride yarın
Gebze Sendikalar Birliği Sözcüsü ve BMİS Gebze 2 No’lu Şube Başkanı Necmettin Aydın
BMİS Gebze 1 No’lu Şube Sekreteri Faruk Kaya