CAS’tan Uzuner: Kamu sanatı hep tehdit gördü
17 Kasım 2025 10:32

GEBZE’DE DE SAHNE ALMIŞLARDI CAS’tan Uzuner: Kamu sanatı hep tehdit gördü

İki Efendinin Uşağı adlı oyunla Gebze’de de sahne alan CAS tiyatro topluluğu yönetmeni Muhammet Uzuner, “Kamu yöneticileri sanatı hep bir tehdit gibi gördü; sanata hiçbir zaman inanmadılar, inanmak istemediler” dedi

Aktan Uslu Tüm haberleri

2023’ün kasım ayında İki Efendinin Uşağı adlı oyunla Gebze’de BİLKAR’ın etkinliğinde de sahne alan Cihangir Atölye Sahnesi’nden CAS tiyatro topluluğu yönetmeni Muhammet Uzuner, Sanat Meclisi’nin Sanatta Hak İhlalleri / Ekim 2025 raporuna da yansıyan şekilde, içinde bulundukları durumu kamuoyu ile paylaştı:

“Biz ticari olmayan bağımsız tiyatrolar olarak devlete ve sermayeye rağmen tiyatro yapıyoruz. Belediyeler, salonlarını zaten halihazırda büyük ve ticari salonlarda sahnelenen oyunlara veriyor. Böyle yapmasının nedeni de salonların doluluk oranını temel kriter olarak alması. Oysa bölgenin seyircisini değişik tiyatro oyunlarıyla ve gruplarıyla tanıştıran bir vizyonu olmalı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi oyun satın alarak bir adım atıyor ama bu da seyircide ‘bedava tiyatro’ alışkanlığı yaratıyor. Devlet, sanatın toplumsal bir zorunluluk olduğunu hâlâ kavrayabilmiş değil. Ödediğimiz vergiler engel olarak geri dönüyor. Ne yazık ki Türkiye’de kültür ve sanat politikası ya yok ya da bilinçli biçimde oluşturulmuyor. Kamu yöneticileri sanatı hep bir tehdit gibi gördü; sanata hiçbir zaman inanmadılar, inanmak istemediler. Özellikle son dönemde bunun en ağır hâlini yaşıyoruz.”

Sanat Meclisi’nin yeni raporunun sonuç bildirgesinde şu ifadeler yer aldı: “Sanat alanı yeni sezona zorlu koşullarla başladı. Sanata baskı ve saldırılar sürerken öte yandan da ekonomik koşullar sanat üretiminin önüne dikiliverdi. Geçmiş zamanlarda sanat insanları stüdyo, gösteri alanı yokluğundan yakınırdı. Günümüzde ise herşey var ama fiyatlar halkın tabiriyle el yakıyor. Tiyatrolar bu yıl bilet fiyatlarını belirlerken izleyicilerin durumunu tartıştılar. Bir tiyatronun ayakta kalabilmesi için en az bin liradan bilet satması gerekiyor… Ama izleyicinin kişi başına tiyatroya verecek bin lirası ne yazık ki yok. Salon kiraları oyuncu, dekor, kostüm, ulaşım derken salon dolusu izleyici sahne dolusu sanatçıyı yaşatamıyor. Sanata yapılan politik baskılara ağır ekonomik baskılar da eklenmiş durumda… Ve iktidar, sanatsız bir toplum manzarasını neredeyse yaratmış durumda.”

Sonu gelmeyecek gibi duran bir “son” olarak

 Ekim ayı yeni sanat yapıtları ve sanat alanına baskı ve saldırılarla perdeyi açtı. İşte Ekim 2025  de sanat alanının başına gelenler:

 

  • Ülkenin politik atmosferini mizahla birleştiren komedyen ve stand-up sanatçıları, “Tehdit altındayız, direniyoruz” diyorlar. Komedyen Özgür Turhan, “Cübbeli Ahmet Hoca ile ilgili hakaret davasında ifade vereceğim; Galatasaray’ın şahsıma açtığı dava nedeniyle imza vermeye gidiyorum 9 aydır…” Komedyenler Özge Özel ise, “Yaptığım şaka nedeniyle beni canımla tehdit eden adam hakkında çıkacak uzaklaştırma kararını bekliyorum bir buçuk senedir. Canımızla, özgürlüğümüzle, her şeyimizle tehdit altındayız, nereye kadar direnebildiğimizi göreceğiz” diyor. Tiyatro ve stand-up sanatçısı Egemen Şimşek, sahnedeki ifadelerinin ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği’ suçlamasıyla tutuklandı. ‘Soğuk Savaş’ adlı YouTube kanalında programcı Boğaç Soydemir ve Enes Akgündüz, ifadelerinin ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği’ gerekçesiyle tutuklandı.

**

Rapor harici:

Ünlü sunucu Armağan Çağlayan, sanatçı İzel Çelik’i ağırladığı bir programında “Gebze’de büyüdüm. Ama Türkiye’de daha sevimsiz başka ilçe yoktur” ifadelerini kullanınca ilçede sosyal medya linçine uğradı. Gebzeliler’e hakaret ettiği ve aşaladığı iddiası ile hedef gösterildi…

https://www.gebzeemek.com/yazar/aktan-uslu/gebzenin-sevimsiz-gundemlerinde-neredesiniz/1919.html

**

Rapordan…

 

  • Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame doğrultusunda Bursa DT Müdürü Sezai Yılmaz ve Adana DT Müdürü Efe Ünsal hakkında tiyatro sanatçısı Hülya Keli’yi “hürriyetinden yoksun bıraktıkları” suçlaması ile dava açıldı. Kamera kayıtlarına göre hazırlanan iddianamede, “Efe Ünsal ile Sezai Yılmaz’ın, Keli’yi rızası bulunmamasına rağmen odanın içine çekerek odadan çıkmasını engellemek suretiyle hukuka aykırı olarak bir yerden gitmek hürriyetinden yoksun bıraktıkları, yaklaşık 5 dakika kadar müştekiyi odada tuttuktan sonra herhangi bir zarar vermekten bıraktıkları, bu şekilde şüphelilerin iştirak halinde üzerlerine atılı cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri anlaşılmakladır” denildi. Olayın ardından Bursa DT Müdürü Sezai Yılmaz görevden alınmadı. Adana Devlet Tiyatrosu Müdürü Efe Ünsal ise Keli’nin ailesi Adana’da olduğu için Ankara’da görevlendirildi.
  • Kültür Emekçileri Sendikası, Ankara Devlet Tiyatrosu'nda kadın sanatçılara uygulanan mobbing ve baskıya karşı bir açıklama yaptı: "Devlet Tiyatroları, özellikle Ankara Devlet Tiyatrosu’ndaki bazı kadın sanatçılara genel müdürlük tarafından baskı ve mobbing uygulanmaktadır. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, cezalandırma politikası uygulayarak olayların içinden çıkılamaz hale gelmesine sebep olmuştur. Bu hak ihlallerini protesto ediyoruz."

 

  • Demir kapılar birbirine çarpıyor, ayak sesleri duyuluyor, ışık açılıyor, kapanıyor ve ayak sesleri devam ediyor. Bu günün her saati tekrarlanıyor…” Gardiyanların mahpusları saat başı yaşayıp yaşamadıklarını kontrol ettikleri yerler kuyu tipi cezaevleri. Çünkü gerek fiziki yapısı gerekse de sosyal planlamasıyla, herhangi bir insanın yaşamını sürdürebilmesi neredeyse imkânsız. Grup Yorum gitaristi Rezzan Şengül, en çok şikâyetin geldiği kuyu tipi Kırşehir S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan tahliye olan son isim. Mahpusların içeride geçirdiği bir günün bile nasıl bir psikolojik işkenceye dönüştüğünü böyle anlatıyor ve ekliyor: "Kontrol dedikleri bir uygulama var. Günün her saat başı tekrarlanıyor. Karanlık olduğu için hücrenin ışığını yakıyor. Gardiyanlar mahpusun nefes almaya devam ettiğini görene, yaşadığına ikna olana kadar bakıyor. Uyuyorsa kişinin uyanıp dönmesi gerekiyor. Aksi takdirde kapıya vuruyor. Sizi uyandırıp hareket etmeye zorluyor. Bu gün aydınlanana kadar sürüyor. Bu bile insanın kendi başına bu hücrelerde yaşayamayacağının, kendine zarar verme ihtimalinin son derece yüksek olduğunun göstergesi. Ben bir müzisyenim, hakkımda ‘sakıncalı’ denilen herhangi bir durum yok. Beni de hiçbir zaman yan hücrede bulunan arkadaşımla birlikte çıkarmadılar. Mahpusun görebileceği tek yüz gardiyan yüzüydü elektronik sistemle artık bu da mümkün değil. İnsana, insan yüzünü yasaklayan bir sistem inşa edilmiş oluyor. İnsanı büsbütün yalnızlaştırıp kendini güçsüz ve kimliksiz hissetmesini, teslim olmasını amaçlayan bir sistem olarak karşımızda duruyor. Hiçbir insani yani olmadığı gibi bir işkencedir ve insanlık suçudur."

 

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konvoyu için trafiğin kapatılmasına itiraz ettiği gerekçesiyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklanan Eda Saraç, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izlemek istediği tiyatro oyunu için yola çıktı ancak güvenlik bariyerleri nedeniyle alana alınmadı. Elinde biletini ve kimliğini göstermesine rağmen engellenen Saraç: "Alternatif bir yol olup olmadığını kontrol etmek için Ordu Evi’ne girdim. Döndüğümde bir kadın polis üzerime atladı, yere düştüm. Yerde tekmelendiğim sırada bacaklarım ve vücudumda lezyonlar oluştu. Ters kelepçeyle 40 dakika bekletildim” dedi. Gözaltına alınan Saraç, çıkarıldığı mahkemece “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.

 

  • Kültür ve sanat emekçileri; ülkede derinleşen ekonomik kriz, yoksullaşma, iptal edilen ya da yasaklanan etkinlikler, daralan iş piyasası gibi zorluklar nedeniyle türlü sorunlar yaşıyor. Oyuncular Sendikası’ndan Cem Yiğit Üzümoğlu, pek çok oyuncunun genel politik ahval içerisinde ‘sivrilen kişi’ gibi görünme korkusu yaşadığını belirtti: “Kısıtlı çalışma imkânı bulan yüzlerce oyuncu için ‘ya başıma bir şey gelirse’ endişesi ve örgütlenmenin iktidarlar tarafından olumsuz yapılarla ilişkilendirilmesi oyuncuların örgütlenmeden kaçınmalarının sebepleri. Sesimizi sağduyu, sabır ve metanetle duyurmamız gerekiyor. Sansüre, baskıya ve mücadele edeceğimiz her şey için birlikte hareket etmek önemli. Aynı sorunları hepimiz yaşıyoruz, benim başıma gelen şeyin endişesini diğer meslektaşım içinde taşıyor. Yalnız olmadığımızı görmemiz için birlik olmalıyız.” Sinema, Reklam, Dizi ve TV Programı Çalışanları Sendikası Genel Sekreteri Damla Kırkali ise, “Dijital platform projelerinin artmasıyla ekip ve ekipman bulmanın zor olduğu yakın geçmişten hemen sonra bir anda geldiğimiz noktada, keskin bir düşüş gösteren iş hacmi sektörü etkiledi. Bu da, sektör çalışanlarında hayatta kalma refleksinin, örgütlenmenin ve hak temelli çalışma koşulları için mücadele etmenin önüne geçmesine neden oluyor. Sigortalılık, sözleşmeli çalışma, çalışma süreleri ve iş güvenliği gibi konular yapımcılar tarafından azalan iş imkânları ve enflasyon gerekçesiyle iyice ihmal ediliyor. Ortak hareketin sendikal alanda ne denli güçlü olduğunu, üretim üzerinde büyük etki yarattığını Amerika’daki grevlerden görüyoruz. İçinde olduğumuz zorlu koşulların üstesinden gelmek adına Güncel Çalışma İlkeleri Rehberi ve Taban Ücret çalışmalarımızı yoğunlaştırdık” dedi. Müzik ve Görsel Sanatlar Sendikası Genel Başkanı Fatih Özakoğlu da, “Müzik ve eğlence sektöründe geçici istihdama dayanan çalışma modeli sanatçıların yaşadığı güvencesizliği besliyor. Kültür sanat emekçilerinin maruz kaldıkları güvencesiz çalışma ve yaşam koşullarından kurtulmasının yolu bir araya gelmek ve ortak taleplerle emek mücadelesinin taşlarını döşemekten geçiyor. Güçlü bir örgütlenme geleneği yaratabilirsek iktidarın kolaylıkla baskı uygulayamayacağı bir dayanışmanın koşullarını da yaratabiliriz” diye konuştu.
Güncelleme: 17 Kasım 2025 10:35
BENZER HABERLER
X