Kabahat su tabancasında  değil: Bırakın, çiçek sulasın
28 Temmuz 2026 06:32

EKRAN EBEVEYN KONTROLÜNDE OLMALI Kabahat su tabancasında değil: Bırakın, çiçek sulasın

Her tür şiddet eğiliminde bazı televizyon dizilerinin de etkisi olduğunu kaydeden Klinik Psikolog Dilan Gönüldaş, ekranın ebeveyn kontrolünde olması gerektiğini ve kabahatin oyuncak su tabancasında aranmaması gerektiğini söyledi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Klinik Psikolog Dilan Gönüldaş

ile seri röportaj – 3 

Gerek ülkemiz gerek bölgemizde 2025-2026 eğitim öğretim yılı birbirinden acı hadiseler ile tamamlandı.

11 Nisan 2026’da İstanbul Çekmeköy’de Öğretmen Fatma Nur Çelik’in lise öğrencisi F.S.B tarafından bıçaklanarak öldürülmesi ve aynı vakada iki kişinin yaralanması;

14 Nisan 2026’da Şanlıurfa’nın Siverek İlçesi’nde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde okulun eski öğrencisi Ömer Ket’in pompalı tüfekle saldırarak 16 kişiyi yaralaması;

15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ın Oniki Şubat İlçesi’nde üstelik öğretmen anne ve polis babanın 14 yaşındaki çocukları İsa Aras Mersinli’nin silahlı saldırıyla biri öğretmen 12 kişiyi öldürmesi ve 13 kişiyi yaralaması…

Her üçü ve daha öncekileri Gebze’de de eğitim camiasını ayaklandırıp günlerce eğitimi durdururken, eğitim sendikalarının açıklamalarının çoğunda televizyonlardaki şiddet içerikli, mafyavari yaşamı adeta kutsayan dizilir de gerekçe gösterilmiş ve yayın yasağı istenmişti.

Yine gerek bölgemiz gerek ülkemizde çok sayıda çocuğun katili, ne yazık ki çocuklar.

Ya akran zorbalığı dahil her tür şiddetin marifetmiş gibi sosyal medyadan paylaşılma halleri…

Kimi çevrelere göre ise çocukluk çağında çocuklara oyuncak tabanca dahi almak riskli.

Klinik Psikolog Dilan Gönüldaş ile bugün sonlandırdığımız süre röportajda, o sorulara yanıt aradık.

Gerek akran zorbalığı gerekse her yaştan insanların her tür şiddet eğiliminde bazı televizyon dizilerinin de etkisi olduğunu kaydeden Psikolog Dilan Gönüldaş, ekranın ebeveyn kontrolünde olması gerektiğini ve kabahatin oyuncak su tabancasında aranmaması gerektiğini söyledi

  • Günümüz yakıcı sorunlarından biri, bölgemizde de yaşanan çocuk katili çocuklar. Ya da fiziksel bir şiddette, akran zorbalığında uygulayıcıların bunu sosyal medyadan marifetmiş gibi paylaşması. Her ikisinde de bazı televizyon dizilerinin etkili olduğu söyleniyor. Bu teşhis ve tespitlere katılıyor musunuz?
  • Evet, kesinlikle katılıyorum. Çünkü şöyle de bir durum var: İzlediğimiz içerikler kesinlikle bizi etkiliyorlar. Özellikle çocuklar; gördüklerini normalleştirme konusunda çok hızlı bir şekilde hareket edebiliyorlar ve zihinleri çok hızlı bir şekilde çalışabiliyor. Gördüklerini çok hızlı bir şekilde normalleştirebiliyor. Burada güç kavramı çok çok kıymetli. Çocuk ekranda veya o filmde asan kesen, insanları öldüren, zarar veren kişiyi güçlü olarak algılayıp konumlandırdığırda risk büyüyor. Maalesef ki bu kişiler dizilerde hep başroldeler; hep güçlüler, paraları var, adamları var, istediklerini yapabiliyorlar, ceza almıyorlar gibi birtakım örüntülere sahipler. Özellikle ergenler güç kavramını bunun üzerinden şekillendiriyor: ‘Ben de arkadaşlarımı iyi bir şekilde döversem, kabadayılık taslarsam, 7 birine zarar verirsem herkes benden korkar ve ben de güçlü olurum’.
  • Burada güç kavramının çocuğun, ergenin zihninde yerleştiği nokta zarar verme oluyor. Tabi ki izlediği içeriklerin bu yönde olması çocukların zihnini çok fazla etkiliyor. Onun için ekran maruziyetinin ebeveyn kontrolünde olması ve çocukların mümkün olduğunca bu tarz içeriklere maruz kalmaması çok çok kıymetli.
  • Oyuncak dahi olsa silahın, hatta su tabancasının dahi çocuğu ileride gerçek silah kullanmaya etken olacağına dair bir tespit, görüş de var. Katılıyor musunuz?
  • Katılmıyorum, ben oyuncaklara bu şekilde anlamlar atfetmenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Çocuk gelişimine baktığımızda her duygu gibi öfke de çocuğun kucaklaması ve nasıl baş edeceği sağlıklı bir şekilde öğrenmesi, hissetmesi gereken normal bir duygu. Küçük bir çocuğa baktığımızda; annesi ‘Yemekten önce çikolata yenmez’ demiştir. Öğretmeni, ‘Yerine otur’ demiştir ve çocuk bu esnada öfkeyi hisseder. Çocuğun hayatında da öfkelenebileceği birçok alan var. Ama biz çocuğa, ‘Öğretmene, anneye bağırılmaz. Kardeşine vurulmaz. Onu oraya atamazsın’ dediğimiz ve öğrettiğimizde çocuğun öfkesini bir şekilde dışarı çıkarabileceği bütün alanları yok ediyoruz. Ve çocuğun elinden bir de birazcık daha o gücünü gösterebileceği, içinden öfkesini atabileceği ve bununla birlikte de eğlenebileceği oyuncakları da aldığımızda, bunları yasakladığımızda çocuğun öfkesini sağlıklı bir şekilde dışarı atabileceği tüm alanları kapatmış oluyoruz. Dışarı çıkarılamayan, bastırılan bütün duygular bir yerde patlayacaktır, olmadık bir yerde olmadık davranışlarla kendini gösterecektir. Onun için bu tarz oyuncaklar çocukların oyun odalarında olabilirler, aileler de bu oyunlara bu oyuncaklarla çocuklarına eşlik edebilirler. Burada çizmemiz gereken sınır şudur: ‘Su tabancasıyla oynayabilirsin ama ben istemeden beni ıslatamazsın" veya ‘Su tabancasıyla oynayabilirsin ama evimizdeki televizyona su sıkamazsın çünkü o bozulabilecek elektronik bir eşya. Ama sen istersen su tabancasıyla çiçeklerimizi sulayabilirsin veya ben de hazır olduğumda birlikte bir su savaşı yapabiliriz’ diyebiliriz. Çocuğa bir sınır çizme ve o sınır içerisinde o duyguyu, öfkesini ya da işte diğer duygusal ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir alan açmış oluruz. Oradaki o sınır çizme çok çok değerli. Ne çocuğun eline su tabancası verip evin her tarafında istediği gibi oynayabileceği bir alan açalım ne de, ‘Bu yasak, bu cıs, bu ayıplı, bunu kullanamazsın’ Çocuğa oyuncak tabanca almazsak çocuk elini tabanca yapacak ya da gidecek Legolarla tabanca yapacak ve o ihtiyacını zaten orada doyurmaya çalışacak. Bu kadar yasaklamanın ya da bunları bir öcüymüş, çok kötü oyuncaklarmış gibi göstermenin sağlıklı olduğunu düşünmüyorum.
  • Ayıp ve günah diye cinsellik dâhil bastırılan tüm duygular, bir gün bir yerde illaki patlar mı?
  • Önceki sorularınızda da değindiğim gibi bastırılan duygular kesinlikle ve bence psikolojik sağlığımız, ruh sağlığımız açısından en riskli olan durumlar. Çünkü bazen öyle oluyor ki insanın kendisi bile o ihtiyacını, o duyguyu fark etmiyor. Burada tabii ki toplumsal normların da çok fazla etkisi var. Bazı duygular sanki toplum tarafından hissedilmesi yasaklanmış gibi bizim kültürümüzde. Ya da bazı cinsiyetlere özgü, ‘Erkekler ağlamaz’, ‘Erkekler üzülmez’, ‘Erkek adamsın sen’ gibi kalıplarımız da var. Oysa erkekler de üzülür, ağlar, babalar da ağlar. Bunlar aslında hepimizin normalleştirmesi, hissetmesi gereken; hepimizin hissetmeye hakkı olan duygular ve durumlar. Ama bunların yasaklanması, tabulaştırılması birtakım problemleri de beraberinde getiriyor.

Bölgemizde de yaşanmış ve okullardaki rehber öğretmenlerimiz sayesinde açığa çıkmış kimi hadiseler zemininde, okullarda rehber öğretmenlerin psikolojideki önemi nedir? 

Rehber öğretmenlerin, okul sistemi içerisindeki rollerinin ve görevlerinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ama bir taraftan da en azından şahit olduğum kadarıyla şunu söyleyebilirim ki artık okullar ve sınıf mevcutları çok çok kalabalıklaştı. Bu durumda rehber öğretmenler de öğrencileri tanımakta, onlara zaman ayırmakta çok yetersiz kalıyorlar. Okul ve sınıf mevcutlarıyla orantılı olarak onları takip edebilecekleri, onlara birebir zaman ayırabilecekleri kadar rehber öğretmen kadroları olmuyor okullarda. Rehber öğretmenlerin kimi noktalarda yeteri kadar vakit ayıramadıkları durumlar da yaşanabiliyor. Ama rehber öğretmenlerin tespit ettikleri durumlar, öğrencileri, çocukları gözlemlemeleri kesinlikle çok kıymetli. Çünkü sınıf öğretmenleri ve diğer dal öğretmenlerinin asıl görevi çocuklara ders içeriklerini öğretmek. Geri kalan davranış problemleri, duygusal problemler, çocukların yaşadığı birtakım farklı zorlanmaları tespit etme, ihtiyaç halinde uzmanlara aktarma, uygun yönlendirmeler konusunda rehber öğretmenler çok kilit bir noktada rol oynuyorlar. Ben kendi adıma rehber öğretmenlerden de oldukça yoğun bir şekilde başvuru alıyorum ya da aileler, ‘Rehber öğretmenimiz bizimle şu durumu paylaştı, çocuğumuzda şunu gözlemlemiş, böyle bir zorlanması varmış, onun için biz sizden destek almak istiyoruz’ gibi durumlarla sıklıkla başvuru yapanlar oluyor. Gönül ister ki her çocuğun okulda güven duyduğu, sevdiği bağ kurabileceği bir rehber öğretmeni olsun, ki ben o şanslı çocuklardandım. Ve çocuğun ihtiyacı olduğunda rehber öğretmenler de uygun yönlendirmeleri yapabilse, okulda olması gereken uygun destekleri sunabilse kesinlikle çok çok faydalı olur.

 

Seride dün

Ekran bağımlılığı ve akran zorbalığı ergenlik öncesi erken çağa indi

https://www.gebzeemek.com/haber/saglik/ekran-bagimliligi-ve-akran-zorbaligi-ergenlik-oncesi-erken-caga-indi/4273.html

 

  

 

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 28 Temmuz 2026 06:39
BENZER HABERLER
X