Sadece Bingöl’ün değil Türkiye’nin sorunu Bitki ve su yok olacak. Kanser patlayacak
Bingöl’de Kaynarpınar Köyünde yapılmak istenen JES, Dilovası’nda protesto edildi. Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu’ndan Ahmet Yıldız, “Engel olunmazsa yeraltı suları kalmayacak, her evden birden fazla kanser hastası çıkacak! Sadece Bingöl’ün değil Türkiye’nin meselesidir” dedi
“Engel olunmazsa bitki yok olacak, yaşam bitecek, yeraltı suları kalmayacak, her evden birden fazla kanser hastası çıkacak! Böylesi kırımı olan, tahribatı yüksek olan bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu tüm insanlığın duyması ve bizlere yardım etmesi gerekiyor. Engel olunmazsa bugün Kaynarpınar'ı, bugünün Kaynarpınar'ı yarının Germencik'i olacak! Vartosu Gümüşköy olacak! Karlıova'sı Gerence Olacak! Adım başı JES santralleri kurulacak! Kiğı'sı, Çöpler Altın Madeni gibi bir facia yaşayacak!”
Bingöl’ün Karlıova İlçesine bağlı Kaynarpınar Köyünde yapılmak istenen Jeotermal Enerji Santrali dün akşam Dilovası Bingöllüler Derneği tarafından düzenlenen basın açıklaması ile protesto edilirken nihai basın açıklaması Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu adına Ahmet Yıldız tarafından okundu ve durumun vahameti özetle yukarıdaki gibi izah edildi. Ayrıca Muş ve Tunceli’de halkın tepki gösterdiği benzerleri de protesto edildi.
Basın açıklamasında ilk sunumu geçen dönemin ilk başlarında bir tartışma sonrası açığa alınan Dilovası Belediye Meclisi eski üyesi Metin Dalgalı yaptı. Dalgalı, “Son dönemlerde Bingöl, Varto ve Tunceli bölgesinde ciddi bir enkaz, ciddi bir yıkım, talan söz konusu. Bizler Dilovası'nda yaşayan Bingöllüler, doğduğumuz topraklardaki yaşanan vahşete "dur" diyoruz.Munzur Vadisi'nde, Bingöl Peri Vadisi'nde, Varto'da gerçekleşen yanlış uygulamaları kabul etmiyoruz” deyip ilk sözü Dilovası Bingöllüler Derneği Başkanı Nevzat Telli’ye verdi.
Kaynarpınar’da yapılmak istenen jeotermal sondaj çalışmalarının bölge halkında ciddi endişelere neden olduğunu kaydeden Telli, “Ancak son olarak jeotermal şirket yetkilileri ve iş makinelerinin, Jandarma eşliğinde köye girmek istemesi ve köylümüzün buna karşı tepki göstermesi, konunun yalnızca bir enerji ve yatırım meselesi olmadığını göstermiştir.
Burada açıkça ifade ediyoruz ki; köylü kendi toprağında kendisini yabancı hissetmeyecektir. Bir vatandaşın yaşadığı köyde suyun, suyunun, toprağının meselesini ve geleceğinin ne olacağını sormak sorma hakkı vardır. Köylülerin endişelerini dile getirmesi engellenmemeli, tam tersine dinlenmeli ve dikkate alınmalıdır.
Biz jeotermal enerjisine karşı değiliz, biz yatırım düşmanı değiliz, bilime ve teknolojiye karşı değiliz. Ancak insanın yaşam alanı söz konusu olduğunda önce insan ve çevre güvenliği gelmelidir.
Toprağımıza, suyumuza ve geleceğimize ne olacağını bilmek istiyoruz. Bu talep son derece makul ve meşrudur. Buradan Bingöl Valimize, Karlıova Kaymakamımıza, ilgili kamu kurumlarına, projeyi yürüten şirketlere çağrımızdır: Kaynarpınar, Liçik halkını dinleyin, süreci şeffaflaştırın!
Tüm baskı ve zorluklara rağmen kendi yaşam alanlarını savunarak mücadeleyi sürdüren Kaynarpınar köylümüze ve destek olan bütün hemşehrilerimize teşekkür ediyoruz. Bugüne kadar gösterdikleri kararlılık, cesaret, emek, duyarlılık bizler için son derece değerlidir. Bu mücadeleyi yalnızca bir köy mücadelesi olarak görmüyoruz. Liçik’te verilen mücadele toprağına, suyuna, geleceğine sahip çıkan herkesin ortak mücadelesidir.
Biz Dilovası Bingöllüler Derneği olarak bu mücadelenin yanında olduğumuzu ve sürecin takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Liçik yalnız değildir! Kaynarpınar yalnız değildir! Peri Vadisi yalnız değildir! Bingöl toprağı, suyu ve insanı yalnız değildir” dedi.
Telli’nin ardından Dilovası Ekoloji ve Sağlık Derneği (EKOSDER) Başkanı İsmail Sami söz aldı.
Başkan Sami, “Yıllardır göçlerin yaşandığı terör ile acıyla gözyaşıyla evlerini yurtlarını terk etmiş insanlarımızın tamda umutları filizlenmişken elin İngiliz firmasının gelip köylerimizi talan etmesine havamızı suyumuzu çevremizi doğamızı katletmesine asla ve asla müsaade etmeyeceğiz. Devletimiz yüzyılın açılımını yaparak bölgede barışı, huzuru, güveni yeniden tesis etmiştir. Katkısı olan devlet büyüklerimize şükranlarımızı sunuyoruz” dedi.
Son bir yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya 3 milyonu aşkın turist geldiğine dikkat çeken Sami, “Binlerce aile köylerine geri dönmektedir. Bu bölge açısından çok iç açıcı bir durumdur. Bunu göz ardı edip İngiliz firmaları ve içerdeki devlet millet doğa çevre düşmanı işbirlikçi hainlere yol vermeyeceğimizi deklare ediyor. Bu minvalde bölgede ve Türkiye'nin dört bir tarafında mücadele eden kıymetli insanlarımıza selam diyor direnişe devam diyoruz” diye konuştu.
Peri Suyu Platformu Sözcüsü Ahmet Yıldız konuşmasında söze üzerindeki selamları ileterek ve Peri Vadisi Çevre Platformu Sözcüsü Ekrem Alan’ın mesajını okuyarak başladı. Ardından basın açıklamasını okudu.
Son zamanlarda Doğu Anadolu coğrafyasında, özellikle Bingöl ve Muş illerini kapsayan, adı konulmamış bir uluslararası sermaye kuşatması olduğunu kaydeden Yıldız, “Bu sömürgeci, kapitalist zihniyetin yıllarca Afrika'yı, Ortadoğu'yu, Sahra altı ülkelerini nasıl sömürdüklerini çok iyi biliyoruz. Unutulmamalıdır ki sömürü, vahşi kapitalizmin en çok başvurduğu bir yöntemdir.
Afrika'yı, Orta Doğu'yu, Sahra altı ülkelerini talan eden, kaynaklarını sömürüp halkı açlık, sefalet ve yokluk içinde ölüme terk eden bu zihniyetin bugün yönlerini bizim topraklarımıza, gözlerini bizim kaynaklarımıza dikmeleri tesadüf değildir.
Bu açgözlü sömürgeci zihniyetin ve bunlara kol kanat geren yerel iş birlikçi hainlerin bakir topraklarımıza yaptıkları saldırıları geri püskürtmek için birkaç zamandır bölgede adeta bir savaş halindeyiz” dedi.
Para gücüyle elde ettikleri imtiyazlar ve sahte çetelerle kanun tanımaz şekilde davranan bu işgalcilerin ne insana karşı ne de doğaya karşı en ufak bir hassasiyetleri bulunmadığını öne süren Yıldız, “Tek düşündükleri paralarına daha fazla para, sermayelerine daha fazla sermaye katmaktır.
Yaşanan bu gelişmeler karşısında bizler, Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu ve bölge halkları olarak tepkilerimizi dile getirmekte, kanunsuz uygulamaların yerinde cezalandırılması için hem yargı yoluna başvurmakta hem de sahada onlara karşı gerekli örgütlü mücadelemizi veriyoruz.
Uluslararası sermaye ve yerel iş birlikçilerin bölgeye yönelik artan iştahlarıyla yıkım ve talana hemen geçmelerinden hiçbir ahlaki değer, söz konusu bulunmadıklarını geçen 2 yıllık süre içinde fazlasıyla görmüş bulunmaktayız.
Denizaşırı ülkelerden ülkemize gelen zihniyetin elbette bölge halklarına bir fayda getirmeyeceklerini iyi biliyoruz.
Küresel sermayenin bizlere dayattığı bu zorba eylemler karşısında kimi zaman zorlansak da ve bazen hazırlıksız yakalansak bile, sonrasında her adımda onları nasıl püskürttüğümüzü içimizde bölgenin nabzını yakından takip edenler biliyor ve görüyor” dedi. Yıldız ayrıca özetle şunları kaydetti:
“Bu bölgede yaşananları kısaca paylaşmak gerekirse; 2005 yılında Kaynarpınar köyünde seracılık ve kaplıcalar için termal su arama bahanesiyle bir sondaj kuyusu açılmış, ancak bu kuyunun 70-80 metre derinliğinden çok 2000-3000 metre derinliğe ulaşacak şekilde hazırlanması, etrafı ve kuyu genişliği çalışmaları, ayrıca hafriyatın buna göre çıkarılması bizleri, yani halkı sorgulamaya itmiştir.
Bunun sonucunda yaptığımız araştırmalar, açılan kuyunun aslında çalışma ruhsatı üzerinde işlenen bilgiler doğrultusunda olmadığını, durumun o kadar da masumane olmadığını ortaya koymuştur.
Böylelikle kendini gizleyen, "Biz işin içinde değiliz, bu işi yürüten x şirketidir" yalanlarıyla halkı oyalamaya çalışan yerli işletme kurban madenciliğin aslında yabancı şirketle yakın iş birliği yaptığı platform avukatlarımızın marifetiyle ortaya çıkmıştır.
Platform avukatımızın aracılığıyla zaman kaybetmeden sondaj çalışmalarının durdurulması için yerel ve derece mahkemelerine başvurulmuş, en sonunda Danıştay'a kadar taşınmıştır. Danıştay yapılan işlemin hukuksuzluğu dolayısıyla itirazımızı kabul görmüş, dosyayı Erzurum Bölge İdare Mahkemesi'ne iade etmiştir. Kazanılan bu davanın zaferi elde edilince bölgede bir huzur oluşmaya başlamıştır.
Ancak Bingöl İdare Mahkemesi'nin konuyla hiçbir ilişkisi olmamasına rağmen çıkarttığı kararla kolluk kuvvetleri eşliğinde bölgeye hareket edilmiş ve bölgede bölge bir kez daha ateş çemberi altına alınmıştır.
Olayın püskürtülmesi amacıyla yönetim kurulu üyelerimiz bir kez daha harekete geçerek olay mahalline gidilmiş, köy kadınlarımız dozer ve kepçelerin önüne oturarak "Sondaj alanına iş makinelerini sokmayacağız! Siz ancak cesedimizi çiğnersiniz" denilerek oturma eylemi yapılmıştır. Gün içinde ilin valisi olmak üzere birçok milletvekili ve üst düzey yetkililer aranmış, sadece 4 gün erteleme kararı verilmiştir.
Bölge halkı, siyasiler, STK'lar, barolar, avukatlar, ekoloji dernekleri, platformlar, yöre dernekleri, aktivistler ses yükseltmez, karşı çıkmaz ise bunlar yine geri gelecek.
Yine bizleri karşılarında görecekler ama ancak cesetlerimizi çiğneyerek emellerine ulaşabilecekler.
Bölgenin coğrafi yapısı göz önünde bulundurulursa, yapılacak bir jeotermal enerji santralinin enerji üretecek yerin 2000-3000 metre derinliğinde çıkaracağı 200-300 santigrat derecedeki sıcaklıktaki su, gaz ve buharlardan oluşan ağır metal ve kimyasalların bileşimi olan kaynak akışlarının birleşiminde oluşan bu sondaj sonucu yeryüzüne taşınan bu kimyasal sıvıların devasa makinelerle sıkıştırılarak enerjiye çevrilmesi zaten güçlü bir gürültüye sahip olacağından, Peri Vadisi'nin iki sıradağ arasındaki derinliklerde kurulması durumunda sıradağların arasına sıkışacak olan ses 3 katına, 4 katına kadar katlanarak büyük gürültüye sebep olacak.
Kimyasallar ve yoğunlaştırılmayan boğucu, patlayıcı, zehirli gazların çevre üzerinde çok ciddi etkileri olduğunu resmi kaynaklarca doğrulanmış bulunmaktayız.
Belki de bölgede olabilecek en büyük felaketlerden birine buradan bakmalıyız. Peri Vadisi'nin jeolojik yapısına bakacak olursak kıvrımlı ve derin bir vadi. Tabanında Fırat Nehri'ne kadar uzanan bir çay akmaktadır. Böylelikle bu çay aslında Fırat Nehri'nin en uzun kolunu oluşturmaktadır. Bu çay ise Peri Çayı'dır.
200-230 santigrat derecedeki sıcaklıktaki su, gaz ve buharların oluşan ağır metallerin çaya karışmasıyla çay yok olacak. İçindeki sucul ekosistemi yok olacak. Böyle büyük bir tahribatı ne bölge kaldırır ne de ülke. Bu sebepten sorun sadece bölgenin sorunu değil, ülkenin sorunudur.
Buradan yetkililere sesleniyoruz: Böylesi ekokırıma sebep olacak, geniş çapta tahribat yaratacak bu tehlikeyi görmelisiniz! Bölgeyi birkaç paragözün ve de sömürgencinin insafına terk etmemelisiniz!
Engel olunmazsa bitki yok olacak, yaşam bitecek, yeraltı suları kalmayacak, her evden birden fazla kanser hastası çıkacak! Böylesi kırımı olan, tahribatı yüksek olan bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu tüm insanlığın duyması ve bizlere yardım etmesi gerekiyor.
Engel olunmazsa bugün Kaynarpınar'ı, bugünün Kaynarpınar'ı yarının Germencik'i olacak! Vartosu Gümüşköy olacak! Karlıova'sı Gerence Olacak! Adım başı JES santralleri kurulacak! Kiğı'sı, Çöpler Altın Madeni gibi bir facia yaşayacak!
Evet, burada bir kez daha yüksek sesle haykırıyoruz: Jeotermal santral istemiyoruz! Jeotermal enerji santraline hayır!”
Yeniden Refah Partisi Dilovası İlçe Başkanı Mehmet Özay, Eylem Güleser’in de aralarında bulunduğu Dilovası Belediye Meclis Üyeleri, Dilovası Bingöllüler Derneğinin eski başkanları Metin Dilmen ve Dilovası Belediyesi Muhtarlık İşleri Müdürü Ercan Güneş, önceki dönem Dilovası Belediye Meclisi AKP Üyesi Celal Çelik’in de katıldığı eylemde Kaynarpınar Köyünde yapılmak istenen tesis sloganlar ve dövizlerle de eleştirildi. Bir arada çektirilen fotoğraf ile açıklama sona erdi.