DEM PARTİ’DEN “YAYLIM ATEŞ” Dosya 'taksir'le kapatılamaz. Sistemin önünde durmalıyız
Dilovası BM’de DEM Parti Grubu faciayı grubun önergesi ile sorguladı. Mehmet Gülek dosyanın, ‘Taksirle ölüm’ gibi hafif sebeple kapatılmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Sabri Uçar düzene, kamuoyunun karşı durması gerektiğini kaydetti
Dilovası’ndaki facia sonrası ilk kez toplanan Dilovası BM’de DEM Parti iki üyesiyle hem mecliste hem sonrasında konuştu. Ortak önerge verdi. Mehmet Gülek dosyanın hafif sebepler gerekçeleriyle kapattırılmasına müsaade etmeyeceklerini belirterek, “Bu dosyanın “taksirle ölüme sebebiyet” gibi hafif maddelerle kapatılmasına izin vermeyeceğiz. Bu olay olası kast kapsamındadır. Çünkü bu bir kaza değildir” dedi. İlçe Eşbaşkanı Sabri Uçar sistemdeki çürümeye dikkat çekip buna kamuoyunun birlikte karşı çıkması gerektiğini söyledi
Belediye meclis toplantısında ilk sözü faciada yengesi Hanım Gülek’i kaybeden Mehmet Gülek aldı. Gülek’in sorularına dünkü haberimizde yer vermiştik.
Gülek konuşmasında söze, “O gün yalnızca 7 can toprağa düşmedi; o gün bu memlekette insan hayatının nasıl ucuzlatıldığının, denetimsizliğin nasıl bir yönetim biçimine dönüştüğünün ve sermaye ile belediye dahil diğer kamu kurumlarının ortak kâr hırsı nasıl çocukları bile öldürebildiğinin fotoğrafı ortaya çıktı. Bu olay bir kaza değildir. Bu olay bir “talihsizlik” hiç değildir. Bu olay açıkça ve tartışmasız biçimde bir iş cinayetidir” diyerek girdi. Özetle şöyle devam etti:
“Bu cinayet bir ihmaller zincirinin, görevini yapmayan kurumların ortak ürünüdür. Maalesef bu kamu kurumlarında istifa eden bir tek kişi yok.
Bu tesis parfüm üretimi ve kimyasal dolum faaliyeti yürütmesine rağmen, mevzuata göre 1. sınıf iş yeri ruhsatı alması gerekirken 3. sınıf ruhsatla çalıştırılmıştır. Bu tek başına bile ağır bir suçtur.
Daha da ağır olan şudur: Bu tesise itfaiye uygunluk raporu olmadan ruhsat verilmiştir. Yanıcı ve patlayıcı maddelerle çalışılan bir yerin itfaiye raporsuz faaliyetine izin verilmesi, sadece idari bir eksiklik değil, doğrudan kamu güvenliğini tehlikeye atan bir karardır.
Bu işletmede: SGK’sız, güvencesiz işçiler çalıştırılmıştır. Hiçbir düzenli iş sağlığı ve güvenliği denetimi yapılmamıştır. Patlamaya karşı hayati öneme sahip elektrik tesisatı denetlenmemiştir. Yangın, gaz, kimyasal ve patlama risklerine dair hiçbir etkin kontrol mekanizması işletilmemiştir. Ve bu tesis kamu kurumlarının ortasında faaliyet yürütmüştür.
Aslında denetlenmiş denetlemeye giden görevliler ellerinde tutanak ile çıkmak yerine özel hazırlanan parfüm kutularıyla çıkmış. İşte bu yüzden sorumluluk yalnızca işletme sahiplerinde değildir.
Burada; Ruhsata onay verenler, denetim yapması gerekirken yapmayanlar, eksikleri görüp tutanak tutmayanlar, kapatma ve faaliyet durdurma yetkisi olup da kullanmayanlar, göz yuman, görmezden gelen, sessiz kalan tüm kamu görevlileri bu ölümün ortağıdır. Bunların başındaki yöneticiler hukuki sonucu beklemeden sorumluluklarının gereğini yerine getirerek derhal istifa etmelidirler.
İhmaller olmasa ve gerekenler yapılsaydı bugün 7 can yaşıyor olacaktı.
Onları koruması gereken sistem, onları ölüme teslim etti.
Türkiye’de bugün işçiler ucuz iş gücü, kadınlar güvencesiz emek, çocuklar ise korunmasız çalışma alanlarının kurbanı haline getirilmiştir. Denetimler kâğıt üzerinde kalmış, cezalar göstermelikleşmiş, sorumlular ise çoğu zaman cezasızlık zırhı ile korunur hale gelmiştir.
Dilovası bu düzenin en ağır bedelini ödeyen ilçelerden biridir.
Bu dosyanın “taksirle ölüme sebebiyet” gibi hafif maddelerle kapatılmasına izin vermeyeceğiz. Bu olay olası kast kapsamındadır. Çünkü bu bir kaza değildir.
Bu aynı zamanda bir kamu yönetimi suçudur. Görevini yapmayan her kurum, uygulamayan her yetkili, bu facianın zincirinde bir halka olarak tarihe geçmiştir.
Ben bugün bu konuşmayı bu kentte bir daha böyle ölümler yaşanmasın diye yapıyorum. Bu meclisin görevi sadece “başsağlığı” dilemek değildir. Bu meclisin görevi gerç eğin üstünü örtmek, sorumluluğu yaymak, suçu küçültmek değil hesap sormaktır. Bugün susarsak, yarın yeni cenazelerde yeniden konuşmak zorunda kalacağız.
Ben buradan tüm yetkili kurumlara, savcılıklara, bakanlıklara, barolara, meslek odalarına, ulusal basına sesleniyorum: Bu dosyanın peşini bırakmayın. Bu dosya kapanırsa, bu ülkede hiçbir işçinin, hiçbir çocuğun can güvenliği kalmaz.
Gülek’in soruları bu linkteki haber içinde: https://tls.tc/ykaci
İstifa bir ceza değil, sorumluluğun ciddiyetini kabul etmenin ve kamu vicdanına saygının bir göstergesidir. Belediyenin tüm bu ihmalleri direk belediye başkanına yazar. Bunları dikkate alarak tekrar soruyorum istifa etmeyi düşünüyor musunuz?”
Dilovası Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu, KBB Meclisi’nin kasım ayı toplantısında Eylem Güleser ve DEM Partili meclis üyelerine özetle, “Meclis üyemiz Güleser diyor ki, ‘Bunlara siz şey yaptınız’ diyor. Bir sürü şeyler söylüyor. Bakın şimdi ben ona ne söyleyeceğim:
Dilovası, 1970’den beri geçmişi olan bir ilçe. Senin oturduğun evin kaçak olduğunu biliyor musun? Yıkacağız. Merak etmeyin. Senin eşinin işlettiği dükkân. Riskli alandır, boşaltılmak yazısı geldi. Bir yıldır boşaltmıyor. Bunu sen biliyor musun? Orada bir olay olsa ne olacağını sen biliyor musun?
Ve eşinin kardeşinin işletmesinde bununla alakalı sıkıntı var. Yine kaçak yapıdır. Bunu biliyor musun? Gerekli tutanaklar gönderildi. Bunu biliyor musun?” demişti.
Eylem Güleser dünkü mecliste Ömeroğlu’na o açıklamaya dair yanıt da verdi. Güleser özetle şunları kaydetti:
“Bugün burada, Kocaeli Büyükşehir Meclisi’nde yaşanan ve ilçemiz adına büyük bir skandala dönüşen talihsiz açıklamalara değinmek zorundayım. Belediye Başkanı öyle bir ifadede bulunmuştur ki, kendi yönettiği ilçenin statüsünü ve itibarını hiçe saymış, hatta kendi meşruiyetini dahi tartışmaya açmıştır.
Bir Belediye Başkanı, kameraların ve kamuoyunun önünde kendi ilçesini “kaçak” ilan ederse bunun sonucu çok ağır olur. O halde soruyorum:
Eğer bu ilçe kaçaksa, bu ilçede yaşayan vatandaşlarımızın seçmen kütükleri de mi kaçaktır? Yıllardır kaçak olduğunu iddia ettiğiniz bir ilçeye nasıl belediye başkanlığı yapıyorsunuz?
Başkanın söylemiyle ilçemizdeki bütün resmi kurumlar suç işlemiş konuma düşmektedir. O zaman yapılan alt ve üstyapı çalışmaları da kaçak mıdır? İSU’nun hizmetleri kaçak mı? PALGAZ kaçak mı? Elektrik kaçak mı? Kaymakamlığımız, emniyetimiz, okullarımız, camilerimiz… Hepsi birden kaçak mı oluyor?
Peki halkımızdan alınan vergiler? Usulsüz mü toplanıyor?
Bu, bir yöneticinin kendi makamını inkâr etmesinin en açık örneğidir. Böyle bir durumda elbette vatandaş sorar: “O zaman sizin makamınızın ne anlamı var?”
İşte biz bu nedenle yıllardır liyakat diyoruz. İşin ehli olmak diyoruz. Çünkü makamının sorumluluğunu bilmeyen bir kişinin bir dakika dahi o koltukta oturmaması gerekir. Kamu adına konuşanların sözlerini defalarca tartması gerekir. Dileğimiz odur ki bir daha bu tür sorumsuz açıklamalarla ilçemizin itibarı zedelenmesin.
Sizleri ciddiyete ve sorumluluğa davet ediyorum.
Bizler siyasetimizi temiz, ahlaklı ve değerlerimize sahip çıkarak yapıyoruz. Üslubumuza her zaman özen gösterdik. Burada bulunan hiçbir arkadaşımıza, ne kendilerine ne ailelerine yönelik tek bir olumsuz sözümüz olmamıştır.
Ancak şunu acı bir şekilde gördük ki siyaseten tükenenler, söyleyecek sözü kalmayanlar; edep ve hayadan bahsederken terbiye sınırlarını aşarak ailelerimize dil uzatmıştır. Bu, içinde bulundukları ruh hâlinin çürümüşlüğünün bir yansımasıdır.
Bir kez daha ifade etmek isterim: Bizim kimseyle şahsi bir sorunumuz yoktur, olamaz. Tüm aileler bizim için değerlidir. Belediye Başkanı da dâhil olmak üzere burada bulunan hiçbir meclis üyesiyle kişisel bir problemimiz yoktur. Fakat bu tür üslubu asla kabul etmeyiz.
Biz, halkımızın bize verdiği sorumluluk gereği sorarız, sorgularız, eleştiririz.
Eğer yöneticiler görevlerini layıkıyla yapmıyorsa bunu söylemek bizim görevimizdir. Ana muhalefet olarak bu sorumluluğu kararlılıkla taşımaya devam edeceğiz.
Buradan bir kez daha Meclis tutanaklarına geçmesi ve tarihe not düşülmesi için sizleri uyarıyoruz. Bir daha böyle büyük acıların yaşanmaması için yerleşim alanlarının içerisinde bulunan tehlikeli üretim ve depolama tesislerine izin verilmemelidir.
Başta Kayapınar mahallemiz olmak üzere, Tavşancıl’daki TOKİ alanının karşısına yapılmak istenen depolama alanları derhal iptal edilmeli ve bu tür çalışmalar ivedilikle sonlandırılmalıdır. Özellikle Kayapınar Mahallesi sakinlerimiz, son yaşanan yangın felaketinden sonra büyük bir tedirginlik yaşamaktadır. Mahallenin içinde inşaatı devam eden yer derhal mühürlenip faaliyetine son verilmelidir. Bu yer kamulaştırılarak mahalle sakinlerinin kullanımına açılmalıdır.
Aynı zamanda, kentsel dönüşüme giren başta Fatih Mahallesi, Cumhuriyet Mahallesi, Mimar Sinan Mahallesi ve Diliskelesi Mahallesi’nin alt kısımları olmak üzere tüm bu bölgeler kentsel dönüşüm sonrası yeşil alan olarak belirlenmeli, orada bulunan irili ufaklı sanayi tesisleri kaldırılmalıdır.”
Dilovası Belediye Meclisi DEM Parti Grubu adına Güleser ve Gülek’in yanı sıra Ayhan Erkan, Ramazan Akboğa, Güler Turgut, Helin Yönden, Bülent Yaman ve Yavuz Yol imzasıyla verilen ortak önergede ise şunlar soruldu:
Basında yer alan bilgilere göre yangının çıktığı binaya Dilovası Belediyesi tarafından daha önce yıkım kararı verildiği iddia edilmektedir.
Söz konusu bina hakkında belediyeniz tarafından verilmiş resmi bir yıkım kararı var mıdır? Varsa bu karar hangi tarihte, hangi gerekçelerle alınmıştır?
Belediye tarafından yıkım kararı alınmışsa, bu karar neden uygulanmamıştır?
Yıkım kararının uygulanmasını engelleyen idari, hukuki veya siyasi herhangi bir süreç yaşanmış mıdır?
Yangının meydana geldiği işletmenin ruhsat durumu nedir?
Bu işyerine işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmiş midir? Eğer ruhsatsız faaliyet yürütüyorsa belediye tarafından daha önce herhangi bir mühürleme, kapatma veya idari yaptırım uygulanmış mıdır?
Kimyasal madde üretimi ve depolanması yapılan işletmeler için mevzuatta yer alan yerleşim yerlerine yakın olmamaa gerekli güvenlik önlemlerine sahip olma yangın merdiveni ve ekipman bulundurma gibi şartlar bilinmektedir.
Belediyenin işbu işletmenin bulunduğu binayı ve faaliyeti hangi tarihlerde denetlemiştir? Denetim yapılmadıysa bunun nedeni nedir?
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre işyerinin CİMER’e defalarca şikayet edildiği, çocuk işçi çalıştırıldığı sigortasız işçi olduğu ve güvenlik önlemlerinin bulunmadığı iddia edilmiştir.
Belediyenize bu işletme hakkında herhangi bir şikâyet, ihbar veya dilekçe ulaşmış mıdır? Ulaştıysa belediyeniz bu şikayetler doğrultusunda hangi işlemleri yapmıştır?
Bu ağır ihmaller zinciri sonucunda 7 insanımızın yaşamını yitirdiği bu olayda belediyenizin sorumluluk alanına giren konular hakkında bir idari soruşturma başlatılmış mıdır?
Başlatıldıysa kapsamı nedir? Başlatılmadıysa gerekçesi nedir?
Basına yansıyan haberlere ve görgü tanıklarının ifadelerine göre, Dilovası Belediyesi zabıta ekiplerinin söz konusu işletmeye zaman zaman denetim adı altında gittikleri, ancak bu ziyaretlerde işyerinden kutu kutu parfüm aldıklarına dair ciddi iddialar bulunmaktadır.
Belediyenizin zabıta personeli ile ilgili bu iddialar hakkında herhangi bir inceleme, soruşturma veya ön araştırma başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa kapsamı nedir? Başlatılmadıysa gerekçesi nedir?
Belediyeniz, bu iddiaların doğruluğunu ortaya çıkarmak adına kamuoyuna açık bir açıklama yapmayı düşünmekte midir?”
Meclis toplantısının hemen ardından Ercan Dalkılıç Kültür Merkezi önündeki basın açıklamasında ise Mehmet Gülek hiçbir sorularına yanıt alamadıklarını belirtip, “Sözünü ettikleri rezerv alanının 100 metre yanında ağır sanayi çalışmalar yapıyor. Halkı zerre düşünmüyorlar. Tek dertleri sermayeyi büyütmek” dedi.
Eylem Güleser; gerek DEM gerekse YRP Grubu olarak geçen ayın ortalarında meclisin olağanüstü toplanması için yaptıkları başvuruya karşılık beklediklerini söyledi. Güleser, “Bize verilen yanıtta belediye başkanının acil durum görmesi halinde meclisin toplanacağı belirtildi. Acil durum bu değilse, nedir acaba?” diye konuştu. Güleser ayrıca özetle şunları kaydetti:
“İki senedir dile getiriyoruz. Yerleşim yeriyle konut arası sanayi olmamalı. Başkan onların kapalı yerler olduğunu belirtip ruhsatını vermiştir. Ama bugün kapalı sistem denilen yerin tabut olduğunu gördük. Onların görmesi için daha kaç can vermeliyiz.
Yangına dair tek soruya cevap vermedi. Açıkçası kendi yetki sınırlarını aşmış, bu ilçeye belediye başkanlığı yapacak vasıfta değil. Söyleyecek sözü tükenmiş, tamamen çürümüş bir sistemin devamcısı olarak halen görevde.
Hala istifa etmiyorsanız neyi bekliyorsunuz? Derhal bırakmalı ve istifa etmelidir.”
DEM Parti Dilovası İlçe Eşbaşkanı Sabri Uçar da Belediye Başkanı Ramazan Ömeroğlu’nun hiçbir soruya yanıt vermeden, kendi ilçesini kaçak ilan etmesine rağmen soruları cevapsız bıraktığını ve meclisi bırakıp kaçtığını söyledi.
Uçar, “Bacasızdır, zararsız dedikleri anlayış o parfüm fabrikasının insanların canına nasıl mal olduğu ortada.
Devamı olan yapılar var. Kayapınar’da da aynı tipte fabrika yapılıyor. Kapalıdır, bacasızdır, mahalleye zararsızdır deniliyor.
Eğer bu ihmaller bu şekilde devam ederse; insanlarımız ve çalışanlarımız, mağduriyet ve açlığa itilirse; çocukların ve düşük fiyatla kadınların çalıştırıldığı bu sistem devam edecektir. Kamuoyu olarak önünde durmalıyız. Kaymakam, belediye başkanı, müdür sorumlu kimse sorumluluklarını sahiplenmeli ve bir nebzede olsa ailelerin yüreğine serpilmelidir” dedi.