SADECE ÇEVREYLE SINIRLI DEĞİL Kandıra’ya atık depolama tesisi halk sağlığı meselesidir
Yürütmeyi durdurma kararı talebine karşın KBB Meclisi’nde onayı çıkan Kandıra, Akçekese’ye atık depolama tesisi kurulmasına CHP Grubu’nun ret oyu gerekçesini Ozan Yılmaz, “Yalnızca çevresel değil, bir halk sağlığı meselesidir” diye izah etti
Kandıra’da atık tesisine kim niye karşı/taraf: - 1
Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclisi’nin dün gerçekleşen aralık ayı olağan meclis toplantısında 45’nci günrem maddesi..
KBB Meclisi ola ki bir zamanlar Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ne yaptığı benzetme misali “Topal ördek” olsa idi…
Yani muhalefet partilerine üye meclis üyelerinin sayısı, iktidar partisinin/ittifakının üyelerinden fazla olsaydı…
Kandıra’nın Akçekese Mahallesi’ne kurulması tasarlanan atık depolama tesisine ret oyu çıkmıştı.
CHP ve DEM Parti Grupları ile birer üyesiyle İYİ Parti ve Anahtar Partili meclis üyelerinin ret oyu, kararın önüne geçemedi.
İlgili gündem maddesinin oylanmasının ardından salondaki Kandıralı yurttaşların hayli sert tepkisi esnasında onlara söz geçirmeye çalışan KBB Başkanı Tahir Büyükakın bir ara, “Kimse evinin önüne belediyenin çöp konteyneri bırakmasını istemez. Sizleri anlıyorum” diye bir yaklaşım da gösterdi. Ama mesele, apartman önlerine bırakılan çöp konteynerlerinden ibaret değil…
Başkan Büyükakın’ın gündem dışı konuşmalara, “Böyle bir tasarrufta bulunma yetkim var” diyerek önüne set çekip meclis toplantısını sonlandırmasının ardından CHP Grubu’nun ani basın açıklamasında Gebzeli meclis üyesi Ahmet Kadı, her meclis toplantısına ama halkı dinleyerek ama konu üzerinde çalışarak geldiklerini söylemişti.
CHP Grubu adına söz alan Gölcüklü meclis üyesi Ozan Yılmaz’ın itiraz gerekçelerine dair sunumundaki detaylar, o söylemi doğrulattı. Özetle, “Bu yalnızca çevresel bir mesele değildir. Bir halk sağlığı meselesidir” diyen Yılmaz şunları kaydetti:
“Kocaeli’nin bir atık depolama tesisine ihtiyacı olmadığına dair iddiam yok. Ne yazık ki ülkemiz üretimden çok tüketime yönelmiştir ve bu durum atıkların bertarafını zorunlu kılmaktadır.
Tesisin varlığından daha önemlisi, nereye yapılacağıdır. Yanlış yer seçimi gelecek yıllar için de telafisi imkânsız sorunlara yol açacaktır.
Tesisin kurulmak istendiği bölge, karstik kireç taşları üzerindedir. Bu toprak yüksek geçirgendir. Ne yeryüzü ne de yeraltı suyunu durdurmaz.
08 Şubat 2025 tarihli Çalıştay Raporu’nun Orman Masası görüşlerinin yer aldığı 7’nci sayfasında, yağmur suyunun ve atık içinden süzülen sızıntı suyunun yüzeysel akışa geçebileceği açık şekilde belirtilmiştir. Aynı raporun 11’nci sayfasında ise çok daha ciddi bir uyarı var:
Ne kadar güvenli bir tesis kurulursa kurulsun olağanüstü yağışlar, fırtınalar ve atmosferik olaylar karşısında yapı bütünlüğünün bozulması halinde sızıntının yer altına karışması kaçınılmazdır.
Ve bu sızıntı Sarısu Havzasına, yeraltı su kaynaklarına, tarım alanlarına ve sonunda insanların yaşam alanlarına gidecek.
Çalıştay Raporu’nun Tarım ve Hayvancılık Masasının tespitleri şöyle:
Her ne kadar ikinci derece depolama tesisi de olsa buraya gelmesi muhtemel ağır metallerin önce toprağa daha sonra da su kaynaklarına karışarak ekolojik dengeye zarar vereceği muhakkaktır. Bu alanlarda oluşan çevresel faktörler, zehirli gazlar, atık sular tarım alanlarını ve alandaki bitkilerin yetişmesini doğrudan etkileyecektir.
Üstelik proje sahası içinde mera alanı da bulunmaktadır. Bu yalnızca tarımsal üretimi değil, hayvancılığı da doğrudan tehdit eden bir durumdur.
Diğer bir tehlike ise hava kirliliği ve sera gazı etkisidir. Organik atıkların depolanması ve metan gazı üretir. Bilimsel olarak bu tartışmasızdır. Karadeniz üzerinden gelen sert rüzgârlarla birlikte bu gazlar geniş bir alana yayılacak;
Hem insan sağlığını, hem iklimimizi hem de bölgenin hava kalitesini ciddi biçimde etkileyecektir.
Bu yalnızca çevresel bir mesele değildir. Bir halk sağlığı meselesidir.
Bölgesel trafik yükü bakımından da; bu ölçekteki bir tesisin yoğun taşınma trafiği doğuracağı aşikârdır. Kamyon trafiği ile bölgesel yaşam konforu da aynı ölçüde zarar görecektir.
Anayasa’nın ‘Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması’ başlıklı 56’ncı maddesi,
Tarafı olduğumuz Paris İklim Anlaşması’nın beşinci maddesi birinci fıkrası,
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 1 ve 3’ncü maddeleri çok açık şekilde, başta idare olmak üzere herkesin çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesinde yükümlü olduğunu belirtmektedir.
Biz bu yükümlülüklerin tam merkezindeyiz.
Normlar hiyerarşisinde sona doğru gelinirken ilgili yönetmeliği de es geçemeyiz.
Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmeliğin, ‘Yer seçimi’ başlıklı maddesi; yer seçimi yapılırken orman, ağaçlandırma ve koruma altına alınmış alanlara uzaklığın su kaynakları, havzalar, yeraltı su seviyesi ve su akış yönlerinin durumunun jeolojik yapı, hâkim rüzgâr ve yağış durumunun dikkate alınmasını şart koşmaktadır.
Kandıra Kocakaymaz, Pirceler ve Akçakese Mahalleleri arasında kalan proje konumu ise, bu maddede tek tek sıralanan risk unsurlarının neredeyse tamamını barındırmaktadır.
İlgili vatandaşlar, dernekler ve sivil toplum kuruluşları birleşerek olumlu ÇED raporunun iptali için yürütmenin durdurulması talepli dava açmışlardır. Bu kadar hayati bir konuda en azından yürütmeyi durdurma talebinin sonucu beklenmeden adım atmak, geri dönüşü olmayan bir hataya sebep olabilir.
Bu maddeye dair meclis üyelerinin kullanacağı oy Kandıra’da tarımın, çocuklarımızın içeceği suyun ve soluduğumuz havanın geleceğine ilişkindir. Meclis salonunda da kararı endişeyle bekleyen Kandıralılar var. Gelecekleri, alınacak kararın sonuna bağlı. Sizlerden bu bilinç ve sorumlulukla oy kullanmanızı rica ediyorum.”