Sonuçlara  göre planlama yapılabilir.
15 Şubat 2024 07:00

BİNALARIMIZDA GÜÇLENDİRME, YENİLEME ZOR Sonuçlara göre planlama yapılabilir.

KOÜ’den Akademisyen Serkan Engin; KBB, KOÜ ve İMO işbirliğinde, il geneli bina taramasını değerlendirdi. Güçlendirme ve yenilemenin maliyetten ötürü zor olduğunu belirtip, “Tedavi değil önceliği esas aldık. Sonuçlarına göre planlama yapılabilir” dedi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Kocaeli Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Serkan Engin, TMMOB Gebze ve GTO işbirliğindeki “1 yılın ardından şubat depremlerine bakış” panelinde sözlerine 100’e yakın katılımcıya teşekkür ederek ve “Böyle böyle çoğalacağız diye umut ediyorum” diyerek başladı. Engin,  “Kahramanmaraş depremlerinde neler yaşadık, bundan sonra ne yapmalıyız?” başlığı altında sunumda bulundu. Engin, duygusal bir millet olarak afet sonrası dayanışma ve yardımlaşmaya yöneldiğimizi, bir süre sonra ise depremi unutup yolumuza devam ettiğimizi kaydetti.

Pazarcık ve Elbistan’da art arda yaşanan iki depremdeki kayıplarımıza dair AFAD verileri üzerinden istatistikleri aktaran Engin, “Depremin ekonomik etkisine bakacak olursak; toplamda 1955 trilyon TL kaybımız var. Ancak can kayıplarımızın yetişme maliyetlerini de koyarsak rakam çok daha yüksek” dedi.

50 BİN 783 ÖLÜ DENDİ AMA!

6 Şubat depremlerinin ne ilk ne de son olduğunu belirtip 1900’den bugüne resmi rakamlara göre 134 bin 41 yurttaşımızı depremlerde kaybettiğimizi belirten Engin, “1999 Kocaeli depremini yaşadım. 19 binin üzerinde vefat vardı ama gerçekte bu sayının çok daha fazla olduğunu tahmin ediyoruz” diye konuştu. Engin, 50 bin 783 can kaybı olduğu açıklanan Maraş depreminde, ölü sayısının daha yüksek olduğuna dair kuşkusunu özetle şöyle özetledi:

KİMLİĞİ TESPİT EDİLEMEYENLER

CENAZESİNİ KENDİ DEFNEDENLER

“Verisiz konuşmuyorum ama Maraş’ta depremzedelere gittiğimizde Kocaeli Adliyesi’nden bir zabıt kâtibi arkadaşımız da Kahramanmaraş Adliyesi’nde idi. Orada kaldığı süre boyunca 12 bin kişi için soruşturma dosyası açmışlar, 3 bin kişinin de kimliğini tespit edemediklerinden, açamamışlardı. Dolayısıyla 15 bin kişi. Bir kısım insanların da kayıp olduğunu söylüyorlardı çünkü yakınlarının bulunmadığını söyleyen pek çok kişi vardı. Sayısını bilemiyorum ama 1-2 bin diyelim. Bir de o günlerde cenazesini kendisi alıp defnedenleri düşünürsek bir şehir için takribi için, 20 bin diyebiliriz. 11 şehir var ama hepsinde bu kadar kayıp olmadı. Kayıp olan 4-5 ili ele alırsak, 100 bin civarında rakam belki söylenebilir. Resmi rakam değil ama bölgeden izlenim, gözlemimizde durum bu.”

BİRİNCİ ÖNCELİĞİMİZ DEPREMİN ETKİLERİ OLMALI

1900’lerden günümüzü 134 bin can kaybının istatistiksel vergi gibi geçtiğini belirtip, “Hepimiz bir veriyiz ve kendi dünyamızda, etrafımızdakileri düşünelim. Bunun aslında nasıl büyük bir kayıp olduğunun farkına varabiliriz diye düşünüyorum. Türkiye için uyarlarsak maddi kayıpların çok daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Elbette kişinin sevdiği birisini kaybetmesi parayla ölçülebilecek bir şey değil. Ancak 6 Şubat depremleri için zarar hesabını yaşadığımız tüm depremler için yaparsak ekonomik, sosyolojik, psikolojik açıdan ülkemiz için en önemli ve öncelikli konunun deprem ve bunun yaratacağı etkiler olduğunu apaçık görüyoruz. Birinci önceliğimiz bu olmalı. Çünkü deprem olduğunda her şeyimiz tamamen etkileniyor” dedi.

TRAFİK VE İŞ KAZALARINDAKİ KAYIPLAR

Bu kadar can kaybı ve hasarın sadece deprem olayı üzerinden tartışmanın doğru olmadığını öne süren Engin şöyle devam etti: “Axa Sigorta Yol ve Güvenliği Anket ve Raporu’ndan alınmış bir veriye göre OECD ülkelerindeki trafik kazalarında vefat eden kişi sayısı bakımından Türkiye listenin üstünde değil ama altında da değiliz. Bulgaristan, Danimarka ve Yunanistan birazcık yukarıda ama biz de azımsanamayacak noktadayız. Kurallar belli, ‘Hatalı sollama yapmayın’ deniliyor. Hız yapılmasın deniyor. Kurallar çok açık olmasına rağmen bu ölümler maalesef meydana geliyor.

OECD ülkelerinde trafik kazalarında değişim oranına bakıyoruz. Burada biz öndeyiz çünkü diğer ülkelerde bu kazalardaki oranlar azalırken bizde ve Yunanistan’da artıyor. Biz daha yukarıdayız.

İş sağlığı ve güvenliği de çalışmıştım. 2012’de yayınlanan iş güvenliğiyle ilgili kanun Dünya ölçeğinde ILO’ya göre çok iyi bir kanun. Ama baktığımızda, AB ülkeleri arasında, her 100 bin kişi başına düşen ölüm oranında yüzde 5.36 ile açık ara öndeyiz.”

BİZDE ÜRETİM, CANDAN ÖNCE GELİYOR

Engin sunumunun sonunda, İSG’ye dair yöneltilen bir soruya ise özetle şu yanıtı verdi: “Cumhuriyet dönemi İSG mevzuatını incelemeye çalıştım. Mevzuata rağmen maalesef iş kazaları oluyor. Maaşını patrondan alan İSG uzmanının, risk gördüğünde işi durdurma durumu yok. Yapı denetim kanununda da patronunuz size para veriyordu denetleme falan olmuyordu, şimdi o düzeltildi.

Bizde imalatın aksamaması can güvenliğinden önce geliyor. Evet, fabrikada işçi sendikalıysa kaza azalabilir. Ülke olarak, uygun davranmadığımız ortada. Dünya ölçeğinde rekabette işverenlerimiz enerjiden maliyeti düşüremez, çünkü dışa bağımlıyız. Teknolojimiz, mevcudun tekrarı. Bizde maliyeti düşürecek sadece işçilik kalıyor ve iş güvenliği de maliyetin artması demek.”

DEPREMİN BÜYÜKLÜĞÜNÜN

ARKASINA SIĞINILAMAZ

1992’den 2023’e deprem fotoğrafları gösterip aradan yıllar geçse dahi yıkılma biçimlerinin benzerliğine dikkat çeken Engin, “Bir yerde sorun yok mu? Hâlbuki ‘Bizim binalarımız daha iyi yapılıyor’ demiyor muydunuz? ‘Çeşitli sebeplerle’, diyoruz” dedi. 6 Şubat depremlerinde, depremin büyüklüğünün arkasına sığınmanın doğru tavır olmadığını belirtip Elbistan, Adıyaman Gölbaşı, Kahramanmaraş, Gaziantep Nurdağı’ndan fotoğraflar gösterdi. Engin şöyle devam etti:  

İŞÇİLİK, MALZEME, TASARIM

KUSURLARIMIZ VAR

“Hepsini toparlarsak; göçme ve hasar sebeplerinde kişiye bağlı; çeşitli işçilik problemleri ve imalat kusurları var. Hâlbuki inşaat maliyetini değiştirmeden, işçilik süresini biraz uzatarak da kusurları ortadan kaldırabiliriz. Malzeme kusurlarında sıvılaşma ve diğer deprem etkenlerini sayabiliriz. Bu anlattıklarımdan hareketle, ‘Deprem çok yüksekti. Yıkım ondan oldu’ diyemeyiz. Bizim işçilik, malzeme ve tasarım kusurlarımız da vardı.

Şimdi elimizde olana odaklanalım, elimizde olmayana yapacak bir şey yok. Depremin olmasını engelleyemeyiz ama buna ilişkin önlemler alabiliriz. Can kaybına sebep olan kusurları ortadan kaldırabiliriz. İlave hiçbir bilgi öğrenmesek bile bütün hasarları ortadan kaldırabilmek için mevcut bilgimiz yeterli.

BU BİR KÜLTÜR MESELESİ

Neden bunu yapmıyor veya yapamıyoruz? Bizde, birilerini veya yönetmeliği suçlamak kolay. Bir yere bir şey ihale etmeyi çok seviyoruz çünkü bir şekilde vicdanımız rahatlatıyoruz. Aslında neden yapmadığımızı ve yapamadığımızı iş ve trafik kazası verilerinden görebiliriz. Bu bir kültür meselesi. Kaderciliği bırakıp eğer teknik olarak bir şeyler yapabileceğimize inanır ve buna kaynak ayırırsak o zaman önleme dair, bunların hepsini yapabiliriz.

Dünya standardında deprem yönetmeliğimiz olduğunu düşünüyorum. ‘Neden sonuç bu’ diye kendimizi sorgulayabiliriz.

1999 depremi olduğunda, üçüncü sınıf öğrencisiydim.  ‘Bir şey değişir’ dedim. Yönetmelikler değişti. Hazır beton kullanımı zorunlu hale geldi. Parsel bazlı zemin etütlerine geçildi. 2001’de yapı denetim kanunu yürürlüğe girdi. Sonra ülke çapında yayılmaya başladı. Bunlar görece olarak yapılarımızı daha iyi hale getirmeye başladı ama yetmedi, yetmiyor.

YENİDEN GÜÇLENDİRME ÇOK MALİYETLİ

 

Yönetmelikler iyileşiyor ama grafikte sorun var. Ülkemiz yapıların yarısına yakını 2000 öncesi inşa edildi. Ve TÜİK verilerine göre nüfusun yarısına yakını bu yapılarda yaşıyor. Yönetmelikler değişiyor ama binalarımız yerinde durmaya devam ediyor. Bir şey yapmalıyız. Aynı acıların yaşanmaması için yapı stokumuzda yürürlükteki yönetmelik koşullarını sağlama yollarına gidilmeli, kontrolleri ile güçlendirmesi yapılmalıdır. Ancak mevcut bir binanın önce ne durumda olduğunun kontrol edilmesi ve yeniden güçlendirilmesi oldukça maliyetli. Yapı stokumuz ile çarptığınızda buna hiçbir ülkenin gücünün yetmeyeceğini de tahmin edebiliriz.”

EL ELE VERİRSEK BİR ŞEYLER OLUR

Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve İMO Kocaeli Şubesi arasında imzalanan protokol sonrası ilimiz geneli bina tarama çalışmasının bu zeminde; önce İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet ardından KBB Başkanı Tahir Büyükakın ile bir araya gelinen toplantılarda türediğini anlatan Engin bir takım görseller üzerinden katılımcılarla küçük bir test yaptı. Ardından, “Ezberciliği bırakalım. Kuralına uyarsak, hepsi olur ama kurallara uymayı seven toplum değiliz. Konu sadece ve tek başına ‘siyasetçilere’, ‘hocalara’, ‘vatandaşa’ bırakılacak konu değil. Hep birlikte el ele verirsek bir şey olur” dedi.

TEDAVİ DEĞİL, ÖNCELİK

Bina taramalarında performans sistemi üzerinden puanlamaya gidildiğini; ‘Taşıyıcı sistem’, ‘Yapısal sistem’, ‘Yumuşak kat’ gibi başlıklarda değerlendirme yapıldığını kaydeden Engin tehlike bölgesi tanımlamasında zemin durumunun göz önüne alındığını söyledi. İnşaat mühendislerinin sahada yaptığı çalışmaya Kocaeli Üniversitesi’nin de mahalle bazlı grafikler ile katkıda bulunduğunu kaydeden Engin, tedavinin değil önceliğin ön planda tutulduğunu söyledi. Puanlamada da ‘Riskli yapılar’ değil ‘Öncelikli yapılar’ tanımlamasını tercih ettiklerini belirtip ilimizde;

1999 – 2002 arası yapılan binalarda

Çok yüksek önceliklerin yüzde 1, yüksek önceliklerin yüzde 9.8, orta önceliklerin yüzde 29;

1999 öncesi yapılan binalarda

Çok yüksek önceliklerin yüzde 1.6, yüksek önceliklerin yüzde 11, orta önceliklerin yüzde 30 oranında söyledi.

İlçelere göre sıralamada Kandıra’nın son sırada aldığını belirtip bu ilçemizde deprem etkisinin azlığıyla birlikte daha az katlı binaları sonuca yansıdığını kaydeden Engin özetle şöyle devam etti:

CEHALET MUTLULUKTUR!

“Bunları ne yapacağız! Güzel bir şey yapmaya çalıştık. Herkesin katkısı oldu. Envanter sonuçlarına göre planlama, yapılabilir. Bir afet anında nereye ne gerekli olabileceğini planlamada, afet yönetimi içinde kullanabiliriz. Nerede olduğunuzu bilirseniz, nereye gideceğinizi bilirsiniz.

Maraş depremlerinden 10 saat sonrasına kadar binalara dair arayıp soran oldu. Şimdi arayan yok. Önemli değil ama insanlar ‘cehalet mutluluktur’ diye bazı şeyleri bilmemeye yeğledi.

Bir şeyler yapabiliriz ama işimiz zor. Apartmanlardaki dönüşümde tüm kat maliklerinin onayı yüzde 50 + 1’e indirildi ama insanlar ekonomik gerekçeyle ‘yapamıyorum’ diyebilir. En iyimser rakamla bir dairenin maliyeti, 1 milyon TL.

Güçlendirmede ise yine en düşük tahminle, 200 bin TL maliyet var. Buna bir de taşınma, güçlendirme sürecinde kira gibi rakamları ekleyin, 300 bin lira. Normal vatandaşın ne kadarı bu parayı ödeyebilir. Diyelim ki parayı bulduk, nerede ikamet edilecekler?

İl genelinde 3 ila 5 kat arası imar izni var. Yenilenmesi gerektiği düşünülen binalar 4 ila 7 kat arası.

Her şeye rağmen umutsuz olmayalım. Bizi de sadece deprem olunca çağırıp dinlerler.

Soma Maden faciası sonrası o madenlerde niye çalıştıkları sorulan bir işçi, “Grizu patlaması bir ihtimal, açlık garanti” demişti.

Deprem bir ihtimal. Binadan çıkınca soğukta kalmak garanti.

Bir deprem daha olursa aynı acıları yaşayacağımızı öngörüyorum ama umutsuz değilim. Bu anlamda; Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin çalışması önemli adımdır.”

 

Güncelleme: 15 Şubat 2024 07:04
BENZER HABERLER
X