PKK bir Ankara partisidir
12 Ağustos 2026 04:09

Konuk Yazar Ahmet Kalaycı PKK bir Ankara partisidir

Kırsalda savaşan bir terör örgütünün Başkentteki siyasal genetiğinin tarihsel eleştirisi

**

Türkiye'de PKK hakkında konuşmanın iki kolay yolu vardır.

Birincisi, örgütün bütün tarihini “terör” kelimesinin içine sıkıştırıp, onun nasıl ortaya çıktığını sormamaktır.

İkincisi, aynı tarihi “devrimci mücadele” romantizminin içine yerleştirip, örgütün kendi şiddetini, otoriterliğini ve iç iktidar ilişkilerini sorgulamamaktır.

Birinci yaklaşım tarihi güvenlik raporuna indirger.

İkinci yaklaşım ise tarihi örgüt propagandasına.

Oysa tarih ikisinden de daha karmaşıktır.

Bir örgütün terör eylemleri gerçekleştirmiş olması, onun nasıl ortaya çıktığı sorusunu ortadan kaldırmaz.

Tersine, tam da bu soruyu daha önemli hale getirir.

Çünkü hiçbir örgüt boşlukta doğmaz.

Örgütler;

insanlardan,

fikirlerden,

kurumlardan,

sınıfsal ilişkilerden,

siyasal çatışmalardan,

devlet politikalarından,

uluslararası dengelerden

ve bütün bunların birbirleriyle kesiştiği tarihsel süreçlerden oluşur.

PKK'nın dağdaki silahlı tarihini anlamak için bu nedenle yalnızca dağa bakmak yetmez.

Başlangıçta Ankara'ya bakmak gerekir.

Çünkü PKK'nın kuruluşunu yalnızca 26–27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde gerçekleşen toplantıyla açıklamak, örgütsel kuruluş anını siyasal oluşum sürecinin tamamı sanmak olur.

Fis, kuruluşun görünür hale geldiği yerdir.

Fakat Fis'e giden siyasal yolun önemli bir bölümü başka bir yerde döşenmiştir:

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi.

1970'lerin öğrenci hareketleri.

Türkiye radikal solu.

Kürt siyasal arayışları.

Marksizm-Leninizm.

Devletin güvenlik aygıtı.

Bürokrasi.

İstihbarat.

Ve bütün bunların aynı siyasal coğrafyada birbirine temas ettiği bir dönem.

Dolayısıyla bu yazının iddiası basit ama rahatsız edicidir:

PKK'nın örgütsel kuruluşu Fis'te gerçekleşmiş olabilir; fakat siyasal genetiğinin önemli bir bölümü Ankara'da şekillenmiştir.

Bu nedenle “PKK Bir Ankara Partisidir” derken coğrafi bir kuruluş adresinden söz etmiyorum.

Bir siyasal oluşum alanından söz ediyorum.

Daha da önemlisi, burada “Ankara”yı yalnızca devletin başkenti olarak değil, 1970'lerde Türkiye'nin radikal siyasal hareketlerinin, Kürt siyasal arayışlarının, üniversite gençliğinin ve devletin güvenlik mekanizmalarının aynı tarihsel sahnede karşı karşıya geldiği bir siyasal laboratuvar olarak ele alıyorum.

Ve tam burada asıl soru ortaya çıkıyor:

PKK'yı kim kurdu?

Bu soru fazla kolaydır.

Daha zor soru şudur:

PKK’yı mümkün kılan tarihsel ilişki ağı nasıl oluştu?

Çünkü tarih, yalnızca örgütlerin kendi anlattıkları kuruluş hikâyelerinden ibaret değildir.

Tarih;

kimlerin kimlerle tanıştığını,

hangi fikirlerin nereden taşındığını,

hangi kurumların hangi aktörleri izlediğini,

hangi siyasal çevrelerin birbirleriyle kesiştiğini,

hangi ilişkilerin ittifaka, hangilerinin çatışmaya dönüştüğünü

ve bütün bunların sonunda hangi örgütsel yapıların ortaya çıktığını da araştırmak zorundadır.

İşte bu nedenle bu yazı ne PKK'nın resmi anlatısını tekrarlayacak ne de devletin resmi anlatısını yeterli kabul edecektir.

Sorun daha derindedir:

Bir terör örgütü nasıl tarihsel olarak mümkün hale gelir?

Ve daha da önemlisi:

Bir örgüt, kendisini doğuran tarihsel koşulların ötesine geçerek nasıl kendi başına bir iktidar mekanizmasına dönüşür?

Bu iki soru arasındaki mesafe, PKK tarihinin eleştirel olarak yazılması gereken asıl alandır.

PKK DAĞDA BAŞLAMADI

Bugünkü hafızada PKK denildiğinde akla ilk olarak dağ gelir.

Gerilla.

Silah.

Kandil.

Bekaa.

Suriye.

Sınır.

Fakat örgütün kurucu kadrosunun siyasal şekillenmesine baktığımızda ilk önemli coğrafyalardan biri dağ değil, Ankara'dır.

Abdullah Öcalan, 1970 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandıktan sonra bir yıl sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne geçti. Ankara'daki öğrencilik yıllarında DDKO çevresiyle ilişki kurdu; Mahir Çayan'ın THKP-C hareketiyle ilgilendi ve TİİKP tarafından yayımlanan “Şafak Bildirisi”ni dağıtması nedeniyle 1972 yılında tutuklandı.

Bu ayrıntılar önemlidir.

Çünkü Öcalan'ın siyasal oluşumu boşlukta gerçekleşmedi.

1970'lerin Ankara'sı, Türkiye'nin radikal siyasetinin en yoğun laboratuvarlarından biriydi.

Öcalan burada yalnızca Kürt meselesiyle karşılaşmadı.

Türk radikal solu ile karşılaştı.

Marksizm-Leninizm ile karşılaştı.

Öğrenci hareketleriyle karşılaştı.

Devletin güvenlik refleksiyle karşılaştı.

Ve bütün bunların Kürt meselesiyle nasıl kesişebileceğini deneyimledi.

Bu nedenle PKK'nın tarihini yalnızca “Kürt milliyetçiliğinin silahlı doğuşu” olarak anlatmak eksiktir.

PKK'nın ilk siyasal genetiğinde:

Kürt meselesi + Türkiye radikal solu + Ankara

üçlüsü vardır.

ANKARA GRUBU: FİS’TEN ÖNCEKİ SİYASİ ÇEKİRDEK

Öcalan'ın Ankara'daki öğrencilik yıllarında çevresinde oluşan kadro daha sonra “Ankara Grubu” olarak anıldı.

Bu çevrede Cemil Bayık, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan, Mustafa Karasu, Rıza Altun ve Kesire Yıldırım gibi isimler bulunuyordu.

Bu ayrıntı bize çok önemli bir şey söylüyor:

PKK'nın kurucu kadrosu önce bir siyasal ilişki ağı olarak oluştu.

Örgüt daha sonra geldi.

Parti adı daha sonra geldi.

Silahlı mücadele daha sonra geldi.

Uluslararasılaşma daha sonra geldi.

Yani tarihsel süreç tersinden okunmamalıdır.

Önce:

insanlar → fikirler → ilişkiler → örgütlenme

vardı.

Sonra:

parti → silahlı mücadele → uluslararası ağ

geldi.

İşte “Ankara Partisi” kavramı tam olarak bu nedenle önemlidir.

PKK'nın kuruluş kongresi Fis'te yapılmış olabilir.

Ama onu oraya götüren siyasal ilişkilerin önemli bir bölümü Ankara'da kurulmuştur.

MESELE SADECE ANKARA DEĞİL: ANKARA’NIN İKİ YÜZÜ

Fakat Ankara'yı yalnızca devrimci hareketlerin şehri olarak okumak da başka bir eksiklik yaratır.

Çünkü aynı şehirde iki farklı dünya vardı.

Bir tarafta:

öğrenci hareketleri, sosyalistler, Kürt siyasal çevreleri ve devrimci örgütler.

Diğer tarafta:

devlet, bürokrasi, güvenlik kurumları ve istihbarat.

Yani aynı siyasal coğrafyada hem devletin merkezi hem de devlete karşı mücadele eden hareketlerin örgütlendiği alan bulunuyordu.

Türkiye'nin 1970'lerini anlamanın anahtarlarından biri de budur.

Devlet ile toplum birbirinden tamamen kopuk iki dünya değildi.

Tam tersine, sürekli birbirlerine temas eden, birbirlerini izleyen, birbirlerinden etkilenen ve birbirlerine karşı konumlanan yapılar söz konusuydu.

Bu nedenle PKK'nın kuruluşunu incelerken şu soruyu sormak meşrudur:

Bu siyasal çevreler hangi kurumlarla, hangi kişilerle ve hangi ilişkiler üzerinden kesişiyordu?

Bu soruyu sormak komplo kurmak değildir.

Tam tersine, siyasetin gerçek örgütlenme biçimini araştırmaktır.

KESİRE YILDIRIM VE MİT BAĞLANTISI İDDİASI

İşte bu noktada Kesire Yıldırım meselesi önem kazanıyor.

Abdullah Öcalan, 24 Mayıs 1978'de Kesire Yıldırım ile Ankara Gençlik Parkı Nikâh Salonu'nda evlendi. Kesire Yıldırım daha sonra PKK'nın kuruluş kadrosunda yer aldı ve 1986 yılına kadar Merkez Komite üyeliği yaptı.

1988'de ise Öcalan'a karşı çıkarak onu “diktatör” olmakla suçladı ve örgütten ayrıldı.

Fakat bu biyografik hikâyenin daha az konuşulan bir başka boyutu vardır.

Kesire Yıldırım'ın babası Ali Yıldırım'ın MİT çalışanı olduğuna ilişkin iddialar bulunmaktadır.

Bu iddia yalnızca anonim internet söylentilerinde yer alan bir ifade değildir.

Hakan Ördek'in Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü Güvenlik Bilimleri Anabilim Dalı'nda hazırladığı 2014 tarihli yüksek lisans tezinde bu iddiaya yer verilmektedir.

Ördek'in PKK Terör Örgütünün Çocukları Kullanma Usul ve Yöntemlerinin Analizi başlıklı çalışmasının 39. sayfasına yapılan atıfta, Kesire Yıldırım'ın babası Ali Yıldırım'ın MİT çalışanı olduğuna ilişkin iddia aktarılmaktadır.

Aynı kaynak çizgisinde Kesire Yıldırım'ın babasının MİT için çalışmış olmasının, Kesire'nin de istihbarat bağlantılı olabileceği yönünde örgüt içinde şüphe doğurduğu anlatılmaktadır.

Burada yapılması gereken şey bu bilgiyi bir slogan haline getirmek değil, tarihsel bir araştırma sorusuna dönüştürmektir.

Çünkü soru artık şudur:

PKK'nın kurucu kadrosunda yer alan bir kişinin ailesindeki istihbarat bağlantısı iddiası, örgütün kuruluş çevresinin tarihsel analizi açısından ne ifade etmektedir?

Bu soru araştırılmalıdır.

Arşivlerle.

İstihbarat tarihiyle.

Dönemin devlet kayıtlarıyla.

Örgüt içi belgelerle.

Tanıklıklarla.

Ve mümkün olduğu ölçüde bağımsız kaynaklarla.

Çünkü burada mesele yalnızca Ali Yıldırım değildir.

Mesele, devlet ile devlete karşı örgütlenen siyasal hareketler arasındaki temas alanlarının ne kadar görünür olduğudur.

KOMPLO DEĞİL İLİŞKİ HARİTASI

Burada önemli bir metodolojik ayrım yapmak gerekiyor.

“Ali Yıldırım'ın MİT bağlantısı iddiası vardır” demek başka bir şeydir.

“Bu nedenle PKK MİT tarafından kurulmuştur” demek başka bir şey.

Birincisi araştırılabilir bir tarihsel iddiadır.

İkincisi ise ayrıca kanıtlanması gereken nedensel bir sonuçtur.

Fakat asıl mesele zaten ikinci cümle değildir.

Asıl mesele daha derindir:

PKK'nın kuruluş sürecindeki aktörler hangi ilişki ağlarının içinden çıktı?

Çünkü modern siyasal hareketler tek çizgili örgütlenmeler değildir.

İnsanlar birden fazla çevreyle temas eder.

Öğrenciler farklı örgütleri izler.

Aktivistler farklı ideolojiler arasında hareket eder.

Devlet kurumları siyasal hareketleri izler.

İstihbarat örgütleri nüfuz etmeye çalışabilir.

Örgütler kendi içlerinde tasfiyeler yaşar.

İttifaklar kurulur.

İttifaklar bozulur.

İnsanlar örgütlerden ayrılır.

Ve bütün bu ilişkiler, tarihsel sürecin kendisini oluşturur.

Dolayısıyla yapılması gereken şey “komplo” kelimesiyle araştırmayı kapatmak değil;

ilişkiler ağını açmaktır.

FİS KÖYÜ: SON DEĞİL BAŞLANGICIN GÖRÜNÜR OLDUĞU NOKTA

26–27 Kasım 1978'de Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde yapılan toplantı, PKK'nın kendi tarih anlatısında kuruluş kongresi olarak kabul edilir.

Toplantıya Abdullah Öcalan'ın yanı sıra Cemil Bayık, Şahin Sönmez, Hayri Durmuş, Baki Karer, Mehmet Turan, Mehmet Cahit Şener, Ferzende Tağaç, Kesire Yıldırım, Ali Haydar Kaytan, Mazlum Doğan, Hüseyin Topgüder, Ali Gündüz, Sakine Cansız ve Duran Kalkan gibi isimler katıldı.

Abdullah Öcalan genel sekreter seçildi.

Burada artık Ankara'daki siyasal çekirdek örgütsel biçim kazanıyordu.

Bu nedenle Fis'i başlangıç noktası olarak değil, önceki siyasal sürecin örgütsel kristalleşme noktası olarak okumak daha açıklayıcıdır.

Başka bir ifadeyle:

Fis'te PKK doğmadı; Ankara'da şekillenen siyasal bir çekirdek Fis'te partiye dönüştü.

Bu ayrım küçük görünür.

Ama tarihsel açıdan belirleyicidir.

MARKSİST LENİNİST PARTİ Mİ? KÜRT ULUSAL HAREKETİ Mİ?

PKK'nın kuruluşundaki ikinci büyük çelişki burada ortaya çıkar.

Örgüt kendisini Marksist-Leninist bir devrimci yapı olarak tanımlıyordu.

Uzun süreli halk savaşı stratejisi benimsendi.

Klasik Marksist-Leninist örgütlenme modeli olan:

parti – ordu – cephe

yapısı esas alındı.

Fakat bu sınıfsal devrimci model, Türkiye'nin Kürt meselesiyle birleştiğinde farklı bir siyasal karakter kazandı.

Çünkü örgütün temel toplumsal mobilizasyon alanı giderek Kürt ulusal meselesi oldu.

İşte Türkiye solunun tarihsel trajedilerinden biri burada başlar.

Türk solu, Kürt meselesini uzun süre ikincil bir mesele olarak gördü.

Kürt hareketinin önemli bir bölümü ise sınıf meselesini giderek ulusal özgürlük perspektifinin içine yerleştirdi.

Böylece aynı tarihsel sol gelenekten gelen iki siyasal damar birbirinden uzaklaştı.

Biri:

sınıf

dedi.

Diğeri:

kimlik ve ulusal özgürlük.

Oysa gerçek Türkiye tarihi bize şunu söylüyordu:

Bu iki mesele birbirinden ayrı değildi.

KIVILCIMLI BURADA NEDEN ÖNEMLİDİR?

Hikmet Kıvılcımlı'nın tarih anlayışı, Türkiye'yi Avrupa'nın hazır tarihsel şablonlarına yerleştirmek yerine kendi özgül toplumsal gelişimi içinde anlamaya çalışıyordu.

Bu nedenle Kıvılcımlı'dan bugün alınabilecek en önemli derslerden biri şudur:

Bir hareketi yalnızca kendi ideolojik sloganlarıyla değil, onu üreten tarihsel ilişkilerle açıklamak.

PKK'ya da böyle bakmalıyız.

Marksist-Leninistti.”

Evet.

Kürt ulusal hareketiydi.”

Evet.

Silahlı mücadele yürüttü.”

Evet.

Devletle çatıştı.”

Evet.

Fakat bunların hiçbiri tek başına yeterli değildir.

Çünkü tarih bunların hepsinin aynı anda gerçekleştiği süreçtir.

PKK’NIN KURULUŞU AYNI ZAMANDA TÜRKİYE SOLUNUN YENİLGİSİDİR

Burada daha sert bir sol eleştiri yapmak gerekiyor.

PKK'nın yükselişini yalnızca PKK'nın başarısı olarak okumak eksiktir.

Aynı zamanda Türkiye sosyalist hareketinin başarısızlığının bir göstergesidir.

Çünkü Türkiye solu, Kürt meselesini kendi demokratik ve sınıfsal programının merkezine zamanında yerleştiremedi.

Sonuçta ortaya iki ayrı siyasal alan çıktı:

Türk solu

ve

Kürt solu.

Oysa sınıf mücadelesinin gerçek zemini bu ayrımı aşabilirdi.

İşçi Türk olabilir.

Kürt olabilir.

Alevi olabilir.

Sünni olabilir.

Ama sömürüldüğünde aynı ekonomik mekanizmanın içinde bulunabilir.

Kıvılcımlı'nın tarihsel materyalizmini bugüne taşımanın anlamı tam burada ortaya çıkar:

Kimlikleri inkâr etmeden sınıfı yeniden merkeze almak.

SİLAHLI MÜCADELE DEVRİMCİ SİYASETİN ÖNÜNE GEÇTİĞİNDE

PKK'nın tarihindeki en ağır eleştiri de burada yapılmalıdır.

Bir halkın kimliğinin tanınması için mücadele etmek başka bir şeydir.

Siyasal hedeflere ulaşmak için sivillere yönelik şiddeti veya silahlı zorun araçsallaştırılması başka bir şey.

1979'da Mehmet Celal Bucak'a yönelik silahlı saldırı, PKK'nın kendisini kamuoyuna duyurduğu erken dönem eylemlerinden biri oldu. Saldırıda Bucak'ın kayınpederi ve dokuz yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetti; Bucak ve bazı akrabaları yaralandı.

Bu olay, örgütün daha ilk döneminde siyasal mesajını silahlı ve sansasyonel eylem üzerinden kurduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Burada devrimci romantizm sona ermelidir.

Çünkü bir çocuğun ölümü hiçbir siyasal hedef tarafından devrimci bir başarıya dönüştürülemez.

Bir halkın özgürlük talebi meşru olabilir.

Devletin uygulamaları ağır biçimde eleştirilebilir.

Ama sivillerin yaşamını değersizleştiren yöntem, hangi ideolojik gerekçeyle açıklanırsa açıklansın özgürleştirici değildir.

DEMİRTAŞ’IN TARİHSEL KIRILMASI

Selahattin Demirtaş'ın önemi tam burada ortaya çıkar.

Demirtaş çizgisinin en önemli dönüşümü, Kürt siyasetinin meşruiyetini silahlı mücadeleden değil, demokratik siyasetten üretmeye çalışmasıdır.

Bu, basit bir taktik değişiklik değildir.

Bir paradigma değişikliğidir.

Gerilla:

emir verir.

Demokratik siyaset:

ikna eder.

Gerilla:

itaat ister.

Demokrasi:

çoğulluğu kabul etmek zorundadır.

Gerilla:

komuta zinciri kurar.

Demokrasi:

kurumlar ve yurttaşlar arasında müzakere kurar.

Bu nedenle silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş, yalnızca “silah bırakma” değildir.

Siyasetin yeniden keşfidir.

Demirtaş'ın demokratik siyaset ve barışı temel yol olarak vurgulayan yaklaşımı bu açıdan yalnızca Kürt siyaseti açısından değil, Türkiye solunun geleceği açısından da önemlidir.

Çünkü gerçek soru şudur:

Bir hareket silahın sağladığı örgütsel disiplini demokratik siyasetin çoğulluğuna dönüştürebilir mi?

ÖCALAN’DAN DEMİRTAŞ’A: LİDERLİK BİÇİMİNİN DÖNÜŞÜMÜ

Burada iki farklı siyasal model ortaya çıkar.

Öcalan modeli:

örgüt → disiplin → merkezileşme → silahlı mücadele

Demirtaş modeli:

toplum → temsil → müzakere → demokratik siyaset

Bu iki modeli birbirinin basit devamı olarak görmek mümkün değildir.

Aralarında tarihsel bir kırılma vardır.

Ve bu kırılma Kürt siyasetinin geleceği açısından belirleyicidir.

Çünkü eğer siyaset demokratikleşecekse, yalnızca devletin dönüşmesi yetmez.

Siyasal hareketlerin kendileri de dönüşmek zorundadır.

Devletin otoriterliği eleştirilirken örgüt içindeki otoriterlik de eleştirilebilir olmalıdır.

Devletin şiddeti eleştirilirken örgütsel şiddet de eleştirilebilir olmalıdır.

İşte demokratik solun sınavı budur:

Eleştiriyi yalnızca karşı tarafa değil, kendi tarihine de yöneltebilmek.

SÜREÇ YASASI TAM BURADA DEVREYE GİRİYOR

Bugünkü “Süreç Yasası” tartışmasını yalnızca:

Kim tahliye olacak?

Kim yargılanacak?

Kim affedilecek?

sorularına indirgemek büyük resmi kaçırmaktır.

Asıl mesele:

Silahlı bir tarihsel yapının demokratik ve hukuki bir sürece nasıl dönüştürüleceğidir.

Bu bir koordinasyon problemidir.

Silahın bırakılması:

olaydır.

Ama silahın bırakıldığının doğrulanması:

süreçtir.

Örgütün çözülmesi:

olaydır.

Eski örgütsel ağların demokratik siyasete dönüşmesi:

süreçtir.

Bir kanunun çıkarılması:

olaydır.

Yeni hukuki düzenin kurumlar tarafından uygulanması:

süreçtir.

Dolayısıyla gerçek barış yalnızca bir “event” değildir.

Bir state transition'dır.

Ve bu geçişin başarılı olabilmesi için:

silah → doğrulama → hukuk → siyasal temsil → toplumsal yeniden bütünleşme

zincirinin kurulması gerekir.

ASIL MESELE: DEVLET DE DEĞİŞECEK Mİ?

Burada yalnızca PKK'yı sorgulamak yetmez.

Devleti de sorgulamak gerekir.

Eğer örgüte:

“Silah bırak.”

deniyorsa devletin de kendisine:

“Ben hangi siyasal ve hukuki düzeni değiştireceğim?”

diye sorması gerekir.

Çünkü barış yalnızca silahlı aktörün dönüşümü değildir.

Devletin de dönüşümüdür.

Yurttaşlık hukukunun güçlendirilmesi.

Eşit siyasal temsil.

Yerel demokrasi.

Hukukun üstünlüğü.

İfade özgürlüğü.

Kültürel haklar.

Yargı bağımsızlığı.

Bunlar olmadan silahın bırakılması yalnızca çatışmanın biçimini değiştirir.

Kalıcı barış ise:

çatışmanın nedenlerini azaltmak zorundadır.

“PKK BİR ANKARA PARTİSİDİR” CÜMLESİNİN GERÇEK ANLAMI

Şimdi başlığa geri dönelim.

PKK Bir Ankara Partisidir.

Bu cümle:

“PKK Ankara'da kurulmuştur.”

demek değildir.

Bu cümle:

“PKK'yı devlet kurmuştur.”

da demek değildir.

Daha önemli bir şey söylüyor:

PKK'nın siyasal genetiği Ankara'da şekillenen Türkiye'nin 1970'lerindeki radikal siyasal ekosistemden koparılamaz.

Öcalan Ankara'da siyasal olarak şekillendi.

Kurucu kadronun önemli bölümü Ankara'daki ilişkiler içinde bir araya geldi.

Kürt meselesi Türkiye radikal solu ile Ankara'da kesişti.

Aynı Ankara devletin merkezidir.

Aynı Ankara bürokrasinin merkezidir.

Aynı Ankara güvenlik ve istihbarat mekanizmalarının merkezidir.

Ve Kesire Yıldırım'ın babası Ali Yıldırım'ın MİT bağlantısına ilişkin iddia, bu karmaşık tarihsel alanın araştırılması gereken parçalarından biridir.

Bütün bunlar birlikte düşünüldüğünde asıl soru:

“PKK'yı kim kurdu?”

değildir.

Asıl soru: PKK’yı mümkün kılan tarihsel ilişki ağı nasıl oluştu?

DEVRİMCİ SOLUN BUGÜN SORMASI GEREKEN SORU

Belki de Türkiye solunun önündeki en büyük mesele budur.

PKK'yı savunmak kolay.

PKK'yı lanetlemek de kolay.

Devleti savunmak kolay.

Devleti lanetlemek de kolay.

Zor olan:

tarihin tamamına bakmaktır.

Devletin baskısını görmek.

Ama örgütsel şiddeti de görmek.

Kürt halkının haklarını savunmak.

Ama Kürt toplumunun kendi içindeki çoğulluğu da savunmak.

Türk işçisinin sınıf sorununu görmek.

Ama Kürt kimliğinin inkârını da reddetmek.

Silahın bırakılmasını desteklemek.

Ama barış karşılığında demokratik hakların pazarlık edilmesine karşı çıkmak.

İşte eleştirel sol burada başlar.

NETİCE: DAĞDAN TOPLUMA

PKK'nın gerçek tarihsel dönüşümü, yalnızca silahların susması değildir.

Silahın yerine siyasetin geçmesidir.

Örgütün yerine toplumun geçmesidir.

Komuta zincirinin yerine hukuk düzeninin geçmesidir.

Gizli ilişkilerin yerine şeffaf kurumların geçmesidir.

Kimlik savaşının yerine eşit yurttaşlığın geçmesidir.

Ve devlet güvenliğinin yerine demokratik güvenliğin geçmesidir.

Hikmet Kıvılcımlı bize tarihin kişilerin biyografisinden daha büyük olduğunu hatırlatıyor.

Selahattin Demirtaş'ın demokratik siyaset vurgusu ise geleceğin silahın değil siyasetin alanında kurulabileceğini gösteriyor.

Bu iki yaklaşımı birlikte düşündüğümüzde ortaya romantik olmayan, devletçi olmayan, örgütçü olmayan bir sol çıkıyor:

Tarihi inkâr etmeyen bir sol.

Kendi geçmişini eleştirmekten korkmayan bir sol.

Kürt meselesini inkâr etmeyen ama silahlı siyaseti de kutsamayan bir sol.

Ve belki de bugün Türkiye'nin ihtiyacı tam olarak budur:

Dağın devrimi değil, toplumun demokratik dönüşümü.

Çünkü gerçek devrim, bir örgütün iktidara gelmesi değildir.

İnsanların kendi hayatları üzerinde yeniden söz sahibi olabilmesidir.

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 12 Ağustos 2026 04:15
YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Sonay 23:18 - 15 Ağustos 2026

Muhteşem bir yazı olmuş tebrik ederim.Olaylara rasyonel tarihi bakış açısı ile bakmak bugün en çok ihtiyacımız olan şey.Ancak bu meseleyi uluslararası bir düzlemden eksik konuşamayız.Bunu da bekliyorum sizden

0 Beğenmedim
BENZER HABERLER
X