Sendika işçinin sigortasıdır. Okulda tek sorun temizlik olsa
12 Haziran 2026 11:39

DOĞAN VE ŞAHİN’LE SORU CEVAP Sendika işçinin sigortasıdır. Okulda tek sorun temizlik olsa

Saadet ve DEVA’nın Ankara milletvekilleri Mesut Doğan ve İdris Şahin, dünkü basın toplantısının ikinci bölümünde soruları yanıtladı. Şahin. “Sendikal haklar işçinin sigortasıdır”; Şahin, “Okullardaki tek sorun temizlik olsa” dedi

Aktan Uslu Tüm haberleri

Saadet Partisi, Deva Partisi ve Gelecek Parti’nin TBMM’de ortak meclis grubu amacıyla kurdukları Yeni Yol Partisi’nin bugün (12 Haziran Cuma) İzmit’te gerçekleştireceği Türkiye Buluşmaları etkinliğinden bir gün önce dünkü Gebze temasları, basın toplantısı ile başladı. Her iki milletvekili süreç ve etkinliğe dair değerlendirmelerinin ardından soruları yanıtladı. Doğan ve Şahin’e yerele dair olası Gebze ili ve Gebze’nin hak ettiği hizmeti alıp almadığı, Gebze ve Kocaeli yerelini de etkileyen sendikal örgütlenmeler önündeki engeller ve okullarda eğitim dönemi bitmeden temizlikçilerin görevine son verilmesi, genelden ise CHP’deki mutlak butlan süreci, Yeni Yol Grubu’nun iktidar olasılığı ve seçmen duruşları, terörsüz Türkiye,  yurttaş Fatoş Pınar Türker’e çıplak arama, Azeraycan’da yaşananların Türkiye’de yaşanma olasılığı, monarşiden mi Cumhuriyetten mi yana oldukları gibi sorular yöneltildi.

Bu bölümde özetle DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin;

“Türkiye Buluşmaları Hareketi, sadece muhalefet partilerini değil siyasetin tüm bileşenlerini kapsıyor. Asıl uyarmak istediğimiz kesim, iktidarın bunca yanlışlarına rağmen hala orada çakılı duran vatandaşlarımıza bir farkındalık yaratabilmek. Saadet Partisi başından itibaren mevcut iktidar partisine muhalif bir duruş sergiledi ve muhalefet etti ama Deva Partisi'nin kurucuları arasında başta Sayın Genel Başkanımız olmak kaydıyla ben de dahil olmak üzere pek çok arkadaşımız iktidarın ilk yıllarında AK Parti'yle birlikte olduk. O "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." diye yola çıkıldığı dönemde adalet için, kalkınma için, temiz toplum için, şeffaf bir yönetim için millete gittiğimiz süreç içerisinde biz iktidarın içerisinde yer alan isimlerdik. O yüzden, öncelikli olarak bu yol yürüyüşünde yıllarca AK Parti'ye gönül vermiş olan vatandaşlarımızı ve seçmenlerimizi yanımızda görmek istiyoruz. Seçimlerde yüzde 50+1’i bulmak ve bunun için de 60 milyon seçmenin tamamına gitmek ve onların gönlüne girmek gibi bir mecburiyetimiz var.

Cumhuriyet Halk Partisi'ni bir bütün olarak görüyoruz. Daha önce yapmış olduğumuz yazışmalar da Cumhuriyet Halk Partisi'nin tüzel kişiliğiyle gerçekleşmişti. Aile içerisinde sıkıntıları olabilir Cumhuriyet Halk Partisi'nin ama biz onları bir ve beraber görmek istiyoruz. Her ne olursa olsun, bizim bu arkadaşlara karşı yaklaşımımız öncelikle parlamenter sistem, sonrasında demokrasiye sahip çıkma arzusu. Bizim desteğimiz bir siyasi partiye değil, biz demokrasiye destek oluyoruz. Siyasi partilerinin yargı eliyle dizayn edilmesine karşı çıktığımız için öncelikle can çekişen demokrasimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz.

Bizim duruşumuz son derece net. Yani, şunu çok rahatlıkla ifade edebilirim ki anayasanın ikinci maddesinde demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti vurgusu var ve biz bu vurguya sonuna kadar katılıyoruz ama birileri gibi de buradaki tanımları algılarken kendimize göre tanım yapmıyoruz. Din ve vicdan özgürlüğünün sağlam bir şekilde yaşatıldığı bir tanım olarak görüyoruz. Bu ülke bence 200 yıldır cumhuriyet ve demokrasi yolunda yol yürüyor.

Şu an itibariyle de içeride hürriyetinden kısıtlı arkadaşların demokrasi ve adalet noktasındaki hassasiyetleri nasıl zirvedeyse, yarın bir başkasına aynı eylem gerçekleştiğinde de bu hassasiyeti taşımasını arzu ediyoruz.

Şu anda tek parti çatısı altında bile farklı farklı siyaset yapanlar var, işte görüyorsunuz ana muhalefeti. Bazen olmuyor, zorlamayla olmuyor. Aynı kandan, aynı candan oluyorsunuz, parti programlarınız birbiriyle birebir örtüşüyor ama aynı çatı altında siyaset yapmak mümkün olmuyor. Bu sistemde zorunlu olarak yan yana gelmek mümkün oluyor.

Gönül ülkenin yarınlarında buluşmak ister. Dünün kavgalarını geride bırakıp inşallah yarının Türkiye’sinde buluşacağız. Birleşmek için de gayret sarf ediyoruz.

Bayram nedeniyle farklı illere gittim. Aslına bakarsanız çok dinamik bir muhalefet var şu anda tabanda ve sahada. Vatandaş artık yorgun iktidardan bıkmış. ‘Güzel şeyler yaptılar, bak haklarını teslim edelim. Ama yoruldular. Artık güç yozlaştırdı, mutlak güç de tamamen yoldan çıkardı’ diyorlar.

Meclis Genel Kurulu'nda AK Parti sıralarına dönerek, ‘Garibin gurebanın sofrasından kalkıp geldik, onların hayır duasıyla iş başına geldik’ diyorsunuz ama onları unuttunuz. Artık sadece zenginlerle iş tutuyorsunuz. Şu an itibariyle iktidarın iki kesimle ilişkisi çok iyi. Bir, kendisine bağımlı hale getirdiği bir kitle oluşturdu. İkincisi de yukarıdaki paralılar. Yüzde 2,5'luk büyümeye bir bakıyorsunuz, sadece ve sadece hazırda parası olanlar açısından büyüme olmuş.

Bugün üreten şehir Gebze'de hangi sanayi kuruluşuna gitseniz şikâyet var, serzeniş var. OSB'lerde aynı, küçük işletmelerde aynı. Paraya ulaşımın, adam çalıştırmanın maliyeti çok yüksek ve nitelikli insan bulmak, çalıştırmak hemen hemen imkansız hale geldi. O yüzden, biz vatandaşta bu sinerjiyi görüyoruz ama bu dinamik yapı harekete geçecek seviyeye tam gelmemiş. Dağılması çok çabuk olacak bu iktidarın, vatandaş bekliyor ve zamanı geldiğinde inşallah bunun gereğini yapacak.

Fatoş Pınar Türker’e çıplak arama skandalı üzerine

Ben bir hukukçuyum, yıllarca da hak mücadelesi verdim, baro başkanlığı da yaptım. 2010 - 2011 Avrupa Birliği uyum süreci içerisinde, pek çok müzakere konusu hadisede Türkiye'ye teşekkürler alan bir yönetim seviyesine gelmiştik. Jandarmada, poliste işkence sıfır olmuştu. Kameralar şeffaf bir şekilde oraları denetleyebiliyordu. Cezaevi İzleme Komisyonları buralarda yapmış oldukları ziyaretlerde her türlü şikâyeti alıyor, anında bildiriyor ve buna yönelik somut adımlar atılıyordu. Muazzam bir noktaya gelmişti Türkiye ama hemen hemen bütün kazanımlarımızı neredeyse kaybettiğimiz bir çerçeveye döndük.

Bu vaka Türkiye'nin ayıbıdır. Dün Sayın Bakan'a mikrofon uzatıldı, ifade edemedi, sadece İstanbul Emniyeti'nin bir yazılı cevabıyla geçiştirilecek bir konu değildir. İktidar bu ayıbını bir an önce izale etmek durumundadır. Başta hanımefendi olmak kaydıyla bu şekilde mağdur edilen herkesten bir özür borçları vardır. Benzer şikayetler daha öncesinde de Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Gergerlioğlu tarafından da Meclis'te gündeme getirilmişti, o dönemde AK Parti Grup Başkanvekili Sayın Özlem Zengin'in açıklamaları da hepinizin hafızasındadır. Türkiye artık bu konuları konuşmamalı, işkenceye sıfır tolerans ve kişiyi alçaltan, küçülten ve kişilik haklarına dokunacak uygulamalardan da kaçınmalıdır.

Azerbaycan örneği verilmesi üzerine…

Azerbaycan’da olanın Türkiye’de olmaması için çok büyük çaba sarf ediyoruz. Türkiye’nin iki kutuplu siyasete döndüğü bizim tespitimiz değil iktidarın arzusudur. Sayın Erdoğan'ın uzunca bir süredir karşısında sadece CHP'yi görme arzusu var. Çünkü rahatlıkla CHP'yi egale edebileceğini düşünüyor. Farklı bir damar yakalayıp toplumu kutuplara ayrıştırarak, dini ve etnik yapıları istismar etmek suretiyle, iki alanlı siyaset yapmak istiyor ama biz buna fırsat vermeyeceğiz. Türkiye iki kötüye mahkûm değil. Çok daha iyilerini yönetebilecek kadrolar, siyasi programlar var.

Ne Ebulfeyz Elçibey'in yaşadıkları ne de Türkiye'de demokrasi dışındaki bir düşüncenin tesis edilebilmesini mümkün görmüyorum, buna da imkan vermiyorum. Sayın Erdoğan da daima sandığı kendisine referans olarak koymuş, meşruiyetinin temelinde de hep sandıktan çıkmayı ifade etmiştir. Yalnız bir eksiği vardır, o demokraside sadece sandıktan çıkmayı yeterli görüyor. Biz sandıktan çıkmayı yeterli görmüyoruz, demokrasi kurum ve kurullarıyla işlemeli, sivil toplumun ve devletin kurumlarının arasındaki ahenk mutlaka yaşatılmalı diyoruz.

Parlamentoda sadece iktidar ortakları yok, muhalefetin her biri de demokrasiyi yaşatmak istiyor.

İktidar bölünmüş yollarda güzel çalışmalar yaptı. Ama raylı sistemler ve metro açısından üzerine düşeni hakkıyla yapmadı. Hızlı tren denilen, hızlı tren değil. Metroyla alakalı Gebze'deki atılan adımları son derece yetersiz görüyoruz. Gebze'de metroyla alakalı hizmetlerin bir an önce tamamlanması gerekiyor, bu konuda iktidarın yeterince Gebze'ye el atmadığı konusunda bir kanaatimiz var, bu konuda eksikliklerini görüyoruz.

Deva Partisi olarak realist siyaset yapıyoruz. Türkiye’de il sayısı yükseltilecekse bunun geçmiş dönemde olduğu gibi siyasi saiklerle değil, gerçek ihtiyaçtan doğması gerekiyor. Gerçek ihtiyaçtan doğduğunda da en başta hiç şüphesiz ki Gebze geliyor. Gebze'nin hak ettiği aşikar ama bunun için elbette ki şartların olgunlaşması, tam manasıyla bir siyasi iradenin ortaya konması gerekiyor. O yüzden biz kendimizin gerçekleştiremeyeceği bir konuda burada söz vermeyi çok doğru bulmayız ama Gebze'nin hakkı ve arzu ettiği il olma arzusunun bir an önce gerçekleşmesini diliyoruz.

Gebze, Ankara’dan hak ettiği yatırımı kesinlikle almıyor. Bunun bir tek sebebi var, Sayın Erdoğan'ın ekonomi yönetimindeki akıldan, bilimden yoksun ısrarları. Bunun tek sebebi kötü yönetim, yoksa bu ülkenin kaynakları hepimize fazlasıyla yeter ve düzgün kullanıldığında da Gebze hak ettiğini fazlasıyla alacağına inanıyorum.

 Sendikal haklar işçinin sigortasıdır. Son dönemde Doruk Madencilik'in eylemlerine destek verdik. Gerçekten çok haklı bir mücadele gösterdiler ve onların o haklı mücadelesi tüm Türkiye'den destek aldı. Samimi bir şekilde, görsel olarak hafızalardan silinmeyecek görüntüler verdiler. Biz her alanda hukukla sınırlı yönetim istiyoruz. Bu sendika için de geçerli, odalar ve borsalar için de geçerli, siyaset kurumu için de geçerli. O yüzden AK Parti kurulurken üç dönem kuralı koymuştuk, şimdi de biz partimizin tüzüğüne yine dönem sınırlaması koyduk, çünkü kamu gücünü uzun süreli kullananlar hukuk da tanımazsa yoldan çıkıyor ve yozlaşıyor. O yüzden, sarı sendikaya da sendika ağalığına da karşıyız. Sendikacı arkadaşlarımızla bu işten çıkartmalarla alakalı ne tür tedbirler alınabilir, sendikal faaliyetlerin ve sendikalı çalışma şartlarının düzeltilmesi noktasında nasıl katkı sağlayabiliriz, bunları da konuşmalarını isteyeceğiz.

Okullardan tatil başlamadan temizlikçilerin çıkartılması, bu tam iş bilmez bir yönetimin eseri. Çıkartılanlar, İŞKUR üzerinden belirli sürelerle işe alınanlar. Yazıklar olsun! Eğer bizim devletin okullarındaki temizlik işini kendimiz kadrolu insanlara yaptıramıyoruz ve bunu sadece belirli süreli sözleşmeyle işçi alarak gerçekleştiriyorsak bu yönetimdeki zafiyetin ve iş bilmemezliğin bir sonucudur. Buradan değerli arkadaşımız Milli Eğitim Bakanı'na bir çağrıda bulunalım; senin asıl vazifen okulların temizliği, kalitesi ve okullardaki müfredatın birliği. 3 hafta öncesinden temizlik personelinin çıkartılmış olması plansız, programsız yönetim anlayışının sonucudur. Okullar açılmadan bir hafta öncesine ve okullar kapandıktan bir hafta sonrasına planlamayı yapmaktan bile aciz artık yorgun bir iktidardan bahsediyoruz.

Şu an itibariyle ülkenin en fazla ihtiyaç duyduğu şey adalet, sonrasında da her alanda önce basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve bunları sağladığımız zaman da müteşebbisimizin önünde kimse duramaz. Türkiye'yi tekrar eski bu ihtişamlı günlerine daha iyi bir birlikteliklerle inşallah getireceğimize inanıyorum.

Açılım ve Terörsüz Türkiye sürecine dair;

2013’teki süreçten bir ders çıkarttık. Günümüzde, Sayın Bahçeli'nin açıklamasının arkasında bir devlet aklı olduğunu tespit ettik ve ilk günden ifade ettik. Biz terörle müzakerenin ve terörle bu işin sonlandırılmasının yetkilisinin devlet olduğuna inanıyoruz. Yüzde 5 ihtimalle bile tam anlamıyla barış imkanı varsa sonuna kadar destek oluruz. Ama vatandaşımızın temel hak ve özgürlüklere ilişkin talepleri terör örgütüyle müzakere edilemez. Vatandaşın anasından doğduğunda sahip olduğu haklar pazarlık konusu edilemez, bu konuları görüşecek, müzakere edecek yer de parlamentodur. Şeffaf bir şekilde gündeme getirilmeli, tartışılmalı ve bu sorunlar artık geride bırakılmalı,

Biz vatandaşımızın sorunlarının, sıkıntılarının parlamentoda çözülebileceğine inanıyoruz, yeter ki bir irade ortaya konulabilsin. İnşallah önümüzdeki seçimlerde sizler bize bu yetkiyi verirseniz bu konuların bir daha ülkede konuşulmadığını, çok kısa süre içerisinde hallolduğunu hep birlikte göreceksiniz. Çünkü bizim anlayışımız insan odaklı, insan onuru odaklı ve 86 milyonun tamamının özgürce bu topraklar içerisinde birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde yaşaması.”

Şahin’in ardından söz alan Saadet Partisi Ankara Milletvekili Mesut Doğan ise;

“Saadet Partisi ve Yeni Yol grubu olarak bütün partilerle görüşüyoruz ve bütün partilerle de bu anlamda görüşme cesaretini hiç bırakmayan nadir bir hareketiz ki bütün partiler de bizimle beraber olmak istiyorlar. Bunun oluşturacağı zemini yarın güçlü bir şekilde zaten hep beraber görmüş olacağız. Bazen partiler birleşirler, bazen ortak paydalarda beraber yürürler. Bugün muhalefetteki seçmenin beklediği ve fikirleri ne olursa olsun ortaya koydukları ortak payda çok güçlü. 2023’te siyasette kutuplaşmanın zirve yaptığı bir dönemde kendini solcu, milliyetçi, muhafazakar olarak tanımlayan partiler ülke adına bir araya geldiler ve biz gençlerimize mesele ülke olduğunda bir araya gelinebileceğini gösterdik. Bu çok değerli, çok anlamlı bir birliktelikti. 2023 yılında gerçekleşmiş olan Millet İttifakı üzerine tezler, kitaplar yazılacak, çok konuşulacak.

  • Seçim kazanamadı (Salondan)

O başka bir şey, benim kastettiğim o değil. Yani kazanmış olsaydık da bu birliktelik oluşmuştu, kazanmadıysak da birliktelik oluştu. Kazanamama ihtimaline rağmen bile bir araya gelindiğiyse bu benim için daha da değerlidir.

Monarşi mi cumhuriyet mi?’ denildi. Saadet Partisi olarak bizim siyasi yol yürüyüşümüzün omurgasını oluşturan temel yaklaşım şudur, Dünyada yaşayan herkes, dünyada var olan tüm nimet ve tüm haklara ortaktır. Devletlerin de ödevi, görevi, vazifesi, herkesin bu nimet ve haklardan adil bir şekilde faydalanmasını temin etmektir. Bu yaklaşım karşılığında bu bakışı pratize etmeye monarşi yeter mi? Yani bu yaklaşıma sahip olan bir fikrin, bir hareketin, bir siyaset partinin zihninde monarşi asla ve asla olamaz. Bunu tarihte CHP bilerek bilmeyerek yaptı, şimdi AK Parti de yapıyor. Milletin çok büyük teveccühüyle iktidara gelenler kendini ülkenin sahibini zannediyorlar ve bu bir siyasi partinin düşebileceği en büyük tuzaktır. Çünkü bir parti kendini ülkenin sahibi zannettiği an zalimleşir, farkına bile varmaz. İktidarlar ülkenin sahibi değildirler, sadece millet tarafından bu ülkeyi 4-5 yıl yönetmek üzere görevlendirilmiş emanetçilerdir. Bu ülkenin sahibi 87 milyon insandır. B

Toplumda beklentiyle alakalı veya karşılıkla alakalı bir şey söylendi.

AK Parti, muhalefetteki dağınıklığa rağmen 10 yıldır oyunu yükseltemiyor. Tayyip Bey’in yaptığı tek şey var, muhalefeti dağıtmaya çalışmak. Ondan dolayı altı partinin bir araya gelmesinin ne kadar değerli olduğunu söyledim.

Biz anketler yaptırıyoruz, gördüğümüz şu: Saadet, DEVA, Cumhuriyet Halk Partisi, İyi Parti, DEM Parti mensubu olsun; seçmende muhalefet duruşu bozulmuyor seçmende. Sadece bu muhalefetin birlikteliğini güçlü şekilde ortaya koyacakları zemin arıyorlar, o zemini de mutlaka ama mutlaka biz oluşturacağız.

Fatoş Pınar Türker’e çıplak arama nitelikli insan haklarının ihlal edildiği, insanlık suçu faşist uygulamaya dair

Çok mecburi durumlar haricinde bir kadına veya bir erkeğe çıplak arama yapmak şerefsizliktir, ahlaksızlıktır. Öyle bir şey olmaz yani. Ahlakın evrensel tanımı nedir? Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmayacaksın. Böyle bir şey olabilir mi? Bir insan zihninde hanımına yapıldığını düşünsün, bacısına yapıldığını düşünsün, annesine yapıldığını düşünsün. Başta Tayyip Bey olmak üzere bütün AK Partili, namuslu insanların çıldırmaları gerekir, bu ilk defa konuşulmuyor ama sanki normalleşti Türkiye'de. Böyle bir şey olabilir mi?

Eğitim dönemi bitmeden okullardan temizlikçilerin alınmasına dair

Okullarımızdaki sorun sadece temizlikle ilgili olsa... Maraş'ta bir hadise yaşandı. Bununla ilgili bir araştırma komisyonu kuruldu, ben de Yeni Yol’un temsilcisi olarak o grubun içerisindeyim. Bu olay bile çok konuşulmadı. Kocaeli’ndeki bazı hadiseleri (Ravive Kozmetik faciası, Arslan Apartmanının çökmesi); Bolu, Erzincan’daki emsal hadiseleri 10 gün konuştuk 11. gün unuttuk.

Maraş'ta okulda yaşadığımız hadise Türkiye Cumhuriyeti Tarihi'nin en tehlikeli, en büyük olaylarından birisidir, bu şakaya alınmaz.

Katledilenler de, katleden de öğrenci. Buraya nasıl gelindiğini çok çok konuşmamız gerekiyor, bunun şakası yok. Olay bir çocuğun hayatta en güvende olması gereken bir alanda oluşuyor. Katliamcı çocuğun annesi öğretmen, babası polis. Cumhuriyeti Devleti'nin bu toplumun güvenini, eğitimini temin etmekle görevlendirilmiş insanların evladı. Okullarımız, çocuklarımız, insanımız, şehirlerimiz güvende değil. Abartmadan söylüyorum; yarın iktidar gittikten sonra faturanın büyüklüğünü gördüğümüzde daha da dehşete kapılacağız. Tarihimizin hiçbir döneminde ülkemiz bu kadar sahipsiz olmamıştı.

Gebze hak ettiğini almıyor ama emekliler, köylüler… bu ülkede hak ettiğini alan kim var?

İl olmayla ilgili şunu söyleyeyim: Yaşadığımız şehirde karnımız doymuyorsa büyükşehirde yaşasak ne olur, köyde yaşasak ne olur? Ama yaşadığımız yerde insanca yaşıyorsak, ha ilçede yaşamışız ha ilde yaşamışız. Gebze’nin avantajı, bu haliyle Anadolu’nun bir yerine koyun, yüzde 100 il olur. Gebze’nin dezavantajı konum olarak Kocaeli (Merkezi ile) ve İstanbul’un arasında yer almasıdır.

İlaveten

Ben hep şuna inandım. Türkiye’de Çerkezler, Kürtler, Türkler tek başına bir hiçtir. Ama Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar, Gürcüler hep beraber dünyanın en büyük gücüyüzdür. Bu yumruğu bu ülke üzerine oyun oynayanlara karşı hep beraber sıkmamız çok değerli, çok anlamlıdır. Avrupa'da Amerika'da farklı birileri yok mu? Hiç oralarda tartışılmayan konuları bize tartıştırıyorlar. Güçlü olmak istiyorsak bunları aşmak mecburiyetindeyiz

Biz Türkiye'ye, seçmene, bütün partilere şunu söylüyoruz: Hepimiz için, ülke için hep beraber yürümek mecburiyetindeyiz.

İsrail gibi bir terör devletinin bir bakanı çıkıp Türkiye'yi tehdit edebiliyor. Bu Türkiye'nin nasıl zayıfladığını gösterir. Çünkü ekonomik olarak Türkiye'nin ne halde olduğunu görüyor. Sosyal hayatta senin 15 milyon gencinin madde bağımlısı olduğunu görüyor. Ailenin perişan olduğunu görüyor. Senin gırtlağına kadar onlara borçlu olduğunu görüyor. 450 bin insan Filistin'de katledilirken biz bırakın yardım etmeyi, İsrail'e ticaretimizi durduramadık!

Türkiye'nin içinde bulunduğu hali doğru okuyup bu noktada teferruatlarla, "armudun sapı, üzümün çöpü" demeden ortak paydalarımızı güçlü bir şekilde ortaya koyup yol yürümek mecburiyetindeyiz. Bunu yaptığımız takdirde bütün sıkıntılarımıza rağmen Türkiye'nin bütün sorunlarını halledebilecek potansiyeli olduğuna inanıyorum.”

İLGİLİ HABER

Türkiye iki partiye mahkûm değil

https://www.gebzeemek.com/haber/siyaset/turkiye-iki-partiye-mahk%C3%BBm-degil/3920.html

 

 

Habere ait diğer görseller

Güncelleme: 12 Haziran 2026 11:44
BENZER HABERLER
X