HAKİKATİN İNFAZI 71 bin masum tahrifatı ve zihinsel yabancılaşma
**
Bazen siyasetin gürültüsü içinde öyle bir cümle kurulur ki, o cümle sadece bir "dil sürçmesi" olarak geçiştirilemeyecek kadar derin bir boşluğu işaret eder. Ana muhalefet lideri Sayın Özgür Özel’in kürsüden yükselen beyanı, maalesef siyasi tarihimize büyük bir talihsizlik olarak geçmiştir. Gazze’de dünya tarihinin en acı trajedilerinden biri yaşanırken, hayatını kaybeden masumları "71 bin İsrailli bebek ve kadın" olarak nitelemek, hakikatin ruhuna vurulmuş bir darbedir.
FAİL VE MAĞDURUN YER DEĞİŞTİRDİĞİ O AN
Dünya, İsrail’in bombaları altında can veren mazlumları konuşurken; kürsüye çıkıp bu can kayıplarının adresini ve kimliğini ters yüz etmek, bir hafıza kırımıdır. Kendi coğrafyasının acısına bu kadar yabancılaşmak, akan kanın sahibini karıştırmak, devlet yönetmeye talip bir irade için tarif edilemez bir savrulmadır. Daha da acısı, bu sarsıcı iddia ve kurguyu tek bir kişi dahi "Ne diyoruz?" diye sormadan coşkuyla alkışlayan binlerdir. Bu alkışlar, gerçeğe değil, ideolojik bir körlüğe vurulan mühürdür.
MEHTER’E SIRT DÖNENLERİN VE KÖKÜNDEN KOPANLARIN DÜNYASI
Bu zihinsel savrulma, maalesef kültürel bir kopuşla el ele yürümektedir. Bir yanda mazlumun kimliğini şaşıranlar, diğer yanda bu milletin bağımsızlık nidası olan Mehter Marşı’na "gericilik" yaftası vuranlar... Kendi marşına sırt çevirmeyi "modernlik" sanan bir nesil yetiştirmekle, akan kanın adresini karıştırmak aynı kökten beslenir: Kendi tarihine ve milli kimliğine yabancılaşmak.
İŞGALCİ DİLİYLE KURULAN MUHALEFET
Kendi devletinin Filistin davasındaki onurlu ve dik duruşunu zayıflatmak adına, vatanını savunanlara "terör örgütü" yaftası vurup işgalci diliyle konuşmak, bu toprakların evladına yakışmayan bir duruş bozukluğudur. Mazlumun safını şaşıranlar, er ya da geç zalimin anlatısına hizmet eder hale gelirler. 71 bin rakamıyla kurgulanan bu yanıltıcı söylem, hakikati gölgelemekten başka bir amaca hizmet etmemektedir.
TARİH ALKIŞI DEĞİL HAKİKATİ KAYDEDER
Meydanlarda coşkuyla alkışlanan o hatalı beyanlar, gerçeğin duvarına çarptığında paramparça olmaya mahkumdur. Bu millet, kendi ecdadının marşından rahatsız olanları da, masumların kimliğini saptıranları da kendi vicdan terazisinde tartacaktır.
Neticede: Bu topraklarda; marşına sırt dönenler değil, o marşın ağırlığını omuzlarında taşıyanlar; kurgu dolu söylemleri alkışlayanlar değil, hakikati en yüksek sesle haykıranlar kök salabilir. Çünkü hakikat, alkışlarla değil, şuurla korunur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Mizaç ve toprağın sessiz çığlığı 05 Mayıs 2026 Salı
- Zalim görevini yapıyor, peki siz neredesiniz? 04 Mayıs 2026 Pazartesi
- "Benim adamım" düzeni ve koltuk işgalcileri 02 Mayıs 2026 Cumartesi
- Gökyüzünden yeryüzüne mıntıka temizliği 29 Nisan 2026 Çarşamba
- Çiftçinin bitmeyen hasret hikâyesi 24 Nisan 2026 Cuma
- Kuşatılmış hayatlar, zehirlenmiş gelecek 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Hibrit esareti ve genetik kuşatma 20 Nisan 2026 Pazartesi
- Hibrit: Şehir efsaneleri mi, Milli istikbal mi? 17 Nisan 2026 Cuma
- Çocuklarımız nereye koşuyor? 16 Nisan 2026 Perşembe
- Batı çöktü, imparatorluk kuruldu! 10 Nisan 2026 Cuma