CELLADIN KARANFİLİ Bir siyasi illüzyonun anatomisi
**
Türk siyasi tarihi, vicdanları kanatan sahnelerle doludur. Ancak son dönemde izlediğimiz bir sahne var ki, trajikomik bir tiyatro eserini andırıyor. Bir yanda 1972’nin o karanlık şafağında gencecik üç fidanı darağacına gönderen iradenin mirası, diğer yanda ise bugün o mezarların başında "ahde vefa" pozu veren aynı zihniyetin temsilcileri...
DÜNÜN CELLADI, BUGÜNÜN YAS TUTANI
Hafızalarımızı tazeleyelim: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararları Meclis’e geldiğinde, o koridorlarda "Üç üç!" diye tempo tutan, idamlara "evet" mührü vuran parmaklar kimindi? Bugün o mezarlara karanfil bırakanlar, aslında kendi siyasi atalarının o gün sıktığı urganın gölgesinde duruyorlar. Bu, bir iade-i itibar değil, olsa olsa suçluluk psikolojisinin halkla ilişkiler çalışmasıdır.
ZİHNİYET AYNI, SADECE KOSTÜM DEĞİŞTİ
"Değiştik" diyorlar, "helalleşiyoruz" diyorlar. Oysa biz biliyoruz ki; bu statükocu zihniyetin genetiği asla değişmez. Eğer bugün o üç genç hayatta olsaydı ve bu beylerin kurduğu konforlu düzene, parti içi diktalarına veya çizdikleri sınırlara itiraz etseydi; yine aynı hışımla "hain" ilan edileceklerdi. Dün urganla yapılan tasfiye, bugün disiplin kurullarıyla, dijital linçlerle ve siyasi ambargolarla devam ediyor.
BUGÜN OLSA YİNE ASARLAR!
Mesele sadece bir mezar ziyareti değil, samimiyet sınavıdır. Kendi içindeki en küçük farklı sese tahammül edemeyen, farklı düşüneni anında kapı dışarı eden bir yapının; sisteme başkaldırmış devrimcileri sahiplenmesi büyük bir ironidir. Gerçek şu ki: Bu zihniyet bugün aynı güç imkânına sahip olsa ve kendi beka planı tehlikeye girse, o ipi çekmekten bir an bile tereddüt etmez. Çünkü onlar için "fidanlar" sadece üzerine basılarak yükselinecek birer basamaktır.
ÖLÜLERİ SEVMEK KOLAY, YA YAŞAYANLAR?
Mezar başında bükülen boyunlar, kameralara verilen hüzünlü bakışlar halkın ferasetinden kaçmıyor. Ölüler itiraz etmez, ölüler muhalefet yapmaz; bu yüzden onları sahiplenmek risksizdir. Ama asıl soru şudur: Bu zihniyet, bugün yaşayan "Denizlere", bugün direnen "Yusuflara" ne kadar alan açıyor? Yoksa onları kendi dar kalıplarına sığmadıkları için yine mi "imha" etmeye çalışıyor?
SONUÇ: VİCDAN YIKAMA SEANSI BİTMİŞTİR
Kendi geçmişinin kanlı sayfalarını karanfillerle örtemezsiniz. Tarih, sadece mezar ziyaretlerini değil, o mezarların altına atılan imzaları da kaydetti. Bu siyasi tiyatroda perde ne kadar kapanırsa kapansın, gerçek değişmiyor: Cellat, kurbanının yasını tutarak sadece kendi suçunu örtmeye çalışır.
Bu millet, dün o sehpayı kuranları da, bugün o sehpanın üzerinden siyaset devşirenleri de gayet iyi tanıyor.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Milletin genetiğine bastırılan ithal elbise ve ‘güven’ dinamiti 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Böl, parçala ve yönet tiyatrosu 09 Ekim 2026 Cuma
- İtalyan insafı değil, sistem iflası 30 Eylül 2026 Çarşamba
- Bağlama: İnsanın içinde söylenmeyen kalan sesi 25 Eylül 2026 Cuma
- Tarla ile market arasında kim kazanıyor? 18 Eylül 2026 Cuma
- Cezayir’deki balıkçı gemisini Türkiye’ye getirişim 16 Eylül 2026 Çarşamba
- Etin fiyatı kasapta değil merada başlar 10 Eylül 2026 Perşembe
- Mümkün olanı inşa etmek 04 Eylül 2026 Cuma
- Karadeniz'in bitmeyen hırçınlığı 02 Eylül 2026 Çarşamba
- Malazgirt ruhu ve asla bükülmeyen Türklük 29 Ağustos 2026 Cumartesi