O DÖRT MİLYONLUK İSTANBUL Bir zamanlar Eminönü...
Anlattığım her satırda, o eski İstanbul'un, 1977'nin dört milyonluk, sanki ruhuyla bize ait olan şehrinin, Haliç'in ve Boğaz'ın tuzlu rüzgârına karışmış o naif kokusunu içime çekiyorum.
O günlerin İstanbul'u, 4 milyon nüfusuyla, şimdiki gibi boğucu değildi; insanlar seyrek bir rüya gibiydi. O zamanlar kalabalık değil, canlıydı, hayatın sıcak bir nefesi vardı benim için. Şimdi ise geldiğimizde, insan selinden adım atacak mecalimiz kalmıyor. O sıcak ve omuz omuza hayat hissi, uzak bir anıya dönüştü.
YENİ CAMİ'NİN SESSİZ SAF DEĞİŞİMİ
Tarihi Valide Sultan Camii... O, tüm Eminönü karmaşasının ortasında, manevi bir sükûnet feneriydi. Ben biliyorum, bir zamanlar az nüfusa rağmen vakit namazlarında dolup taşan o saflar, kaynaşmış bir cemaatin kalbiydi. Şimdi camiye girenlerin bir saf olmaması, cemaatin fiziksel azalmasından çok, aramızdaki o görünmez muhabbet bağlarının seyrekleşmesini fısıldıyor kulağıma. Omuz omuza duruşun anlamı da, o eski kıymetini yitirdi.
İP FİLELER, AĞIR YÜKLER VE KAYBOLAN VİCDAN
İşte o eski Eminönü ruhunun, insanlık dersi veren en can alıcı detayı: Hamallığı biz yapardık; ip filelerle alışveriş yapan vatandaşlarımız, yani yükü teslim alacak olanlar, yükün omuzlarımızı ezdiğini görünce dayanamazlardı. Bizzat yükü teslim alan vatandaş, müşterimiz durur, "Evladım yük ağır geldi, yazık sana," der ve elimizden filelerin yarısını alıp omuzlardı. Bu, sadece bir yardım değil, ruhun ağır yükünü bölüşmekti. Üstelik emeğimizin karşılığını eksik vermez, alın terinin bedelini son kuruşuna kadar öderdi. Şimdi ise bir selâm bile zorla alınıyor. Yükümüzü azaltan o kadirşinas İstanbulludan, yüzümüze bakmadan geçen, selamı zor aldığımız İstanbulluya doğru insanlar değişti.
GALATA KÖPRÜSÜ, HALİÇ VE DEĞİŞEN LEZZETLER
Galata Köprüsü, "Ben bu şehrin şahidiyim" der gibi zamana meydan okurken, üzerindeki balıkçılar bile yabancılaştı.
Haliç'in İnsan Taşıyan Tekneleri: Bir de Kasımpaşa ile Eminönü arasında insan taşıyan o küçük, sevimli teknelerimiz vardı. Haliç bazen kendine has, toprağın dibinden gelen ağır bir kokuyla fokurdardı; ama biz o teknelerle Haliç'in derinliklerini gezmeyi bir bayram neşesi sayardık. Şimdi o küçük teknelerin silueti de o eski Haliç gezintilerinin tadı da kalmadı.
Tarihi Balık Ekmek Tekneleri: O meşhur tekneler, Boğaz’ın bereketiyle tutulan taze balığı, dumanı üstünde tüterek ikram ederdi. Şimdi ise tezgâhlarda buzlu Norveç uskumrusu saltanatı var. Balığın o eşsiz lezzeti değişti, denizlerimizin taze kokusu buğulandı.
Vapurlar ve Simit: O limanın demirbaşları olan vapurlar, kaba ama güven veren eski gövdelerini modernliğe teslim etti. Simidin o çıtırdayan, kendine has tadı da değişti, vapurların davudi sesi de değişti.
SONUÇ: RUHUN GÖÇÜ
Eminönü değişti. İstanbul'un tüm çehresi değişti. En çok da o dört milyonluk şehrin insanı değişti; kalabalık, artık paylaşılan bir kader olmaktan çıkıp, tahammül edilmesi gereken bir azap haline geldi.
O eski Eminönü'nden bir gram bile eser kalmadı belki; çünkü ruhu, o yükümüzü azaltan vicdanın peşine takılıp sessizce başka diyarlara göç etti. Geriye, sadece bir hatıranın sızısı ve içimizde dinmeyen derin bir özlem kaldı.
Bir zamanların o efsane, o sevimli İstanbul'unda şimdi geldiğimizde "Bir daha gelmem!" dediğimiz kadar İstanbul değişti.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Çiftçinin bitmeyen hasret hikâyesi 24 Nisan 2026 Cuma
- Kuşatılmış hayatlar, zehirlenmiş gelecek 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Hibrit esareti ve genetik kuşatma 20 Nisan 2026 Pazartesi
- Hibrit: Şehir efsaneleri mi, Milli istikbal mi? 17 Nisan 2026 Cuma
- Çocuklarımız nereye koşuyor? 16 Nisan 2026 Perşembe
- Batı çöktü, imparatorluk kuruldu! 10 Nisan 2026 Cuma
- Sabrın sonu Türk'ün yolu 07 Nisan 2026 Salı
- Savaşın barutu ve trilyonluk soygun! 03 Nisan 2026 Cuma
- Amerika'da ilk kurşun 02 Nisan 2026 Perşembe
- Bir vefa portresi: Hamza Şayir 01 Nisan 2026 Çarşamba