Adnan Sak yazdı: İzm’lerin gölgesinde Böl, parçala ve yönet tiyatrosu
**
Dünya asırlardır aynı bayat, fakat ne hikmetse hâlâ tıkır tıkır işleyen bir senaryoyu izliyor: İnsanları etiketle, kutuplaştır, korkut ve kaynaklarına el koy.
Eski sömürgeciler artık şapkalarını değiştirdi. Şimdilerde üzerlerinde "demokrasi", "özgürlük" ya da "kurtarıcılık" yazan cilalı kostümlerle sahneye çıkıyorlar. Ama amaç hiç değişmedi: Böl, parçala ve yönet.
PETROL VARSA, “DEMOKRASİ” YOLDADIR!
Avrupa’nın süslü demokrasi söylemlerine, Amerika’nın “özgürlükler ülkesi” maskesine kanmayalı çok oldu. Zira bu küresel aktörlerin ne zaman bir coğrafyaya ilgisi artsa, altından mutlaka bir yer altı zenginliği çıkıyor.
Eğer ülkenizde zengin bir maden ya da petrol kaynağı varsa, başınız belada demektir. Demokrasi adı altında ülkenize kapıdan giren şey huzur değil; kan, gözyaşı ve yıkımdır.
Irak’ı düşünün... Libya’ya bakın... Sudan, Etiyopya ve neredeyse Afrika’nın tamamı...
Yıllardır "demokrasi getirme" vaadiyle bu coğrafyaların altını üstüne getirdiler. Halkları etnik ve mezhepsel fay hatlarıyla birbirine kırdırırken, arka kapıdan petrol vanalarını ve altın madenlerini kendi tankerlerine bağladılar. Batı'nın "demokrasi" dediği şey, küresel ölçekte bir yağma kılıfından başka bir şey değildir.
DEVLETİN DİYANET’İ VAR AMA MAHALLE TARİKAT DOLU!
Aynı parçalama taktiği sadece dışarıdan değil, içeride inanç değerlerimiz üzerinden de uygulanıyor.
Bir an durup düşünelim: Bir ülkede devlet eliyle kurulmuş, bütçesi devasa, en ücra köye ve mahalleye kadar teşkilatlanmış bir Diyanet İşleri Başkanlığı var. Bütün camiler, din görevlileri onun kontrolünde.
Peki, buna rağmen her mahallede mantar gibi türeyen, birbirini dinsizlikle suçlayan bu kadar tarikat ve cemaat garabeti de neyin nesi?
En iyi örgütlenmiş resmi kurumların varlığına rağmen kitlelerin irili ufaklı yapılarak bölünmesine göz yumulması tesadüf olabilir mi? İnsanların saf inanç duyguları istismar edilerek küçük alanlara hapsediliyor. Her grup kendi şeyhini, kendi hakikatini "tek doğru" ilan ediyor. Sonuç mu? Aynı kıbleye dönen insanlar birbirine düşman hale getiriliyor, ortak toplumsal bilinç un ufak ediliyor. Çünkü un ufak edilmiş bir toplumu yönetmek, bir arada duran bir toplumu yönetmekten her zaman daha kolaydır.
“ÖCÜ” YARAT, KORKUT VE YÖNET
Sistem, insanları kontrol altında tutmak için sürekli yeni bir "öcü" icat etmek zorundadır.
Bazen bir etnik kimlik, bazen başka bir ülke, bazen de içeriden bir yapı "öcü" ilan edilir. Medya ve siyaset eliyle toplumda yapay bir panik havası estirilir.
Korkutulan insan sağlıklı düşünemez. Korku içindeki birey; hakkını aramayı, adalet istemeyi, cebindeki paranın hesabını sormayı bırakır. Kendisini o hayali "öcü"den koruyacağını vaat eden güce sorgusuz sualsiz sığınır ve kendi özgürlüğünü kendi elleriyle teslim eder.
BÜTÜN YOLLAR TEK BİR MASAYA ÇIKIYOR: TEK İDEOLOJİ "PARA"
Tüm bu tiyatro, tesadüfen gelişen tarihsel olaylar silsilesi değildir. Dünya üzerindeki krizlerin, savaşların, ideolojik kavgaların senaryosu tek bir elden, o kapalı kapılar ardındaki büyük masalardan pompalanır.
Tarihten günümüze uzanan Tapınak Şövalyeleri’nin finansal mirası, Sefarad ve Aşkenaz finans ağları, Galler masası veya benzeri küresel elite ev sahipliği yapan gizli/açık odalar... Adı ne olursa olsun, kitleleri birbirine kırdıran fikirlerin, "izm"lerin doğduğu ve finanse edildiği yerler bu merkezlerdir.
Kapitalizm, Sosyalizm, Komünizm, Siyonizm, Küreselleşme, Liberalizm...
Dışarıdan bakıldığında birbirine kanlı bıçaklı düşman gibi görünen bu "izm"lerin tamamı, aynı küresel masaların laboratuvarlarında üretilmiştir. Sıradan insanlar bu iddialar uğruna savaşır, birbirini kırar, kutuplara ayrılır. Oysa o büyük masalarda oturanların ne dine, ne ırka, ne de herhangi bir hümanist ideolojiye sadakati vardır.
Onların tek bir dini, tek bir ideolojisi ve tek bir tapınma aracı vardır: Para ve küresel güç.
İnançları cemaatlerle bölenler de, Doğu'nun petrolünü "demokrasi" yalanıyla emenler de, insanları "izm"lerin arkasına dizip kurşun asker yapanlar da aynı elit grubun çıkarlarına hizmet eder. Toplumlar bu büyük illüzyonu fark etmedikçe; ideolojiler değişir, liderler değişir ama sömürülen ve bedel ödeyen her zaman değişmeyen halklar olur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Milletin genetiğine bastırılan ithal elbise ve ‘güven’ dinamiti 10 Ekim 2026 Cumartesi
- İtalyan insafı değil, sistem iflası 30 Eylül 2026 Çarşamba
- Bağlama: İnsanın içinde söylenmeyen kalan sesi 25 Eylül 2026 Cuma
- Tarla ile market arasında kim kazanıyor? 18 Eylül 2026 Cuma
- Cezayir’deki balıkçı gemisini Türkiye’ye getirişim 16 Eylül 2026 Çarşamba
- Etin fiyatı kasapta değil merada başlar 10 Eylül 2026 Perşembe
- Mümkün olanı inşa etmek 04 Eylül 2026 Cuma
- Karadeniz'in bitmeyen hırçınlığı 02 Eylül 2026 Çarşamba
- Malazgirt ruhu ve asla bükülmeyen Türklük 29 Ağustos 2026 Cumartesi
- Gürültünün bittiği yerde sorular başlar 26 Ağustos 2026 Çarşamba