SOFRADAKİ GÖRÜNMEZ EL Çiftçinin bitmeyen hasret hikâyesi

24 Nisan 2026 04:20
Sanayici ürettiği malın bedelini kendi belirlerken, gıda güvenliğimizin teminatı olan çiftçinin fiyat belirleyememesi, ekonominin değil, sistemin ve planlamanın bir sorunudur.

**

​Türkiye bir tarım ülkesi olarak anılsa da bugün gelinen noktada hem üretenin hem de tüketenin aynı anda kaybettiği, mantık sınırlarını zorlayan bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir yanda binbir emekle, borçla, harçla üretim yapan çiftçi; diğer yanda ay sonunu getiremeyen, pazar çantasını dolduramayan tüketici... Peki, bu iki kesim arasındaki uçurumda kimler boy veriyor? Kim bu "görünmez el" ki, üreticinin cebinden alanı tüketicinin sofrasına koymuyor?

​DÜNYANIN EN RİSKLİ VE TEK TARAFLI TİCARETİ

​Aslında ticaretin en temel kuralı bellidir: Üreten maliyetini hesaplar, emeğini ekler ve bir fiyat belirler. Bugün bir manava veya markete gittiğinizde satıcının size "Malıma ne verirsin?" diye sorduğunu göremezsiniz. Etiket oradadır; ya alırsınız ya almazsınız. Ancak bu ülkenin asıl yükünü sırtlayan çiftçimiz, dünyanın en riskli ticaret modeline mahkûm edilmiş durumda. Bir sezon boyunca güneşin altında kavrulup, toprağa sadece tohum değil umutlarını da ektikten sonra hasat günü geldiğinde, kapısına gelen alıcıya o can yakıcı soruyu sormak zorunda kalıyor: "Malıma ne vereceksin?"

​İşte bu soru, modern bir üretim düzeninin değil, sahipsiz bırakılmış bir emeğin çığlığıdır. Sanayici ürettiği malın bedelini kendi belirlerken, gıda güvenliğimizin teminatı olan çiftçinin fiyat belirleyememesi, ekonominin değil, sistemin ve planlamanın bir sorunudur.

​PLANLAMA YOKSA KAOS VE BELİRSİZLİK VARDIR

​Bir ülkenin tarım ihtiyacını, neyi ne kadar ekeceğini, hangi bölgenin hangi ürüne elverişli olduğunu en iyi bilecek makam bellidir. Normal işleyen bir sistemde, devletin ilgili kurumları bir orkestra şefi gibi sahaya iner; planlamayı yapar, havza bazlı modelle rehberlik eder ve en önemlisi çiftçiye bir güven limanı sunarak alım garantisi verir.

​Bizde ise tablo tam tersi bir belirsizliğe teslim edilmiş durumda. Çiftçi, geçen sene ne para ettiyse ona yükleniyor; sonuç ise arz fazlası, dip yapan fiyatlar ve tarlada çürümeye terk edilen milli servet oluyor. Çiftçinin kaderi, planlı bir devlet politikasından çıkıp, sadece kendi kârını düşünen o acımasız mekanizmanın insafına kalıyor.

​ARADAKİ KARANLIK KORİDOR: VURGUN NEREDE?

​Peki, üretici kazanmıyor, tüketici ise kaybediyorsa bu değirmenin suyu nereye akıyor? Kuşkusuz gübreyi, ilacı, tohumu sağlayanlar ticari paylarını alıyorlar. Ancak asıl büyük trajedi, mal tarladan çıktıktan sonra başlayan o kontrolsüz koridorda yaşanıyor. Tarladaki fiyat ile mutfaktaki yangın arasındaki o devasa uçurumun tek sebebi nakliye maliyetleri olamaz. Bu fark; ürünün depolarda bekletilip suni darlık yaratılmasından, hiçbir katma değer üretmeden el değiştiren komisyonculardan ve üreticinin borç sarmalındaki çaresizliğini fırsat bilenlerden kaynaklanıyor.

​VİCDANLARI YARALAYAN BÜYÜK PARADOKS

​Tüccar, çiftçinin malını tarlada bırakamayacağını biliyor. Bu mecburiyeti kullanarak ürünü ucuza kapatıyor; bazen yüksek kârla satıyor, bazen de piyasa dengelerini kendi lehine tutmak için emeği tarlada heba ediyor. Bir yanda "Çocuğuma iki kilo meyve alamadım" diye iç çeken anne, diğer yanda "Maliyetini kurtarmıyor" diye mahsulünü dereye döken çiftçi... Bu iki kesim birbirine bu kadar muhtaçken, aradaki bağı koparıp rant devşirenler, aslında bu ülkenin geleceğini tüketiyorlar.

​SONUÇ: TARIM BİR MİLLİ SAVUNMA HATTIDIR

​Ürettiği malın fiyatını soran bir üreticiyle sürdürülebilir bir tarım geleceği inşa edilemez. Tarım, sadece bir ticaret alanı değil, bir milli savunma hattıdır. Çiftçinin "Seneye ne kazanacağım?" sorusuna toprağına ve devletine güvenerek cevap verebildiği gün, sofralarımızdaki bu büyük soygun sona erecektir. Üreticinin onurunu korumayan, tüketicinin ekmeğini savunmayan her sistem, günün sonunda o "görünmez elin" cebimizi boşaltmasına seyirci kalmaya mahkûmdur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X