COĞRAFİ KADER DEĞİL TÜRKİYE GERÇEĞİ Depremin dili ve yıkılan binaların acımasız gerçeği
Hepimiz biliriz, büyük depremlerin ardından önce sarsılmaz bir dayanışma başlar. Milletçe kenetleniriz, yurdun dört bir yanından yardımlar sel olur akar. Dünyaya örnek olacak bu insanlık dersini verdikten sonra ise, enkazın başındaki acı tabloyla yüzleşme ve sorumluları arama süreci başlar.
Bu süreçte ilk akla gelen ve en somut hedef olan müteahhitler tutuklanır. Ancak benim gözlemim şudur ki, yıkılan her bina, tek bir kişinin değil, uzun bir ihmal zincirinin sonucudur. Ve bu zincirde sorumluluk, sadece demiri eksik kullanan kişide değildir.
İŞİNİ DOĞRU YAPANIN BİNASI YIKILMAZ
Yıkılan binalara baktığımızda, sorumluluk yelpazesinin ne kadar geniş olduğunu görürüz:
1. KÂRI ÖNCELEYEN EL: MÜTEAHHİT VE YÜKLENİCİ
Elbette, en büyük sorumluluk, can güvenliğinden çok kârı önceleyerek standartlara uymayan malzeme kullanan, projenin şartnamesini hiçe sayan yüklenicilerdedir.
2. KÖR DENETİM: YAPI DENETİM VE ŞANTİYE ŞEFLERİ
Projenin çiziminden inşaatın son tuğlasına kadar her aşamasını denetlemesi gereken yapı denetim firmaları ve şantiye şefleri'nin kağıt üzerinde kalan imzaları, maalesef bu zincirin kurumsal zayıflığını gösterir.
3. SİYASİ BASKIYA BOYUN EĞEN: YEREL YÖNETİMLER
Belediyeler, imar müdürlükleri ve ruhsat mercileri, zemin etütlerini, jeolojik verileri ve imar kurallarını titizlikle uygulamak zorundadır. Siyasi baskıya boyun eğerek riskli bölgelere yüksek kat izni vermek veya yasa dışı yapılaşmaya göz yummak, bu zincirin yasal ayağındaki derin kusurdur.
4. BİNANIN STATİĞİ İLE OYNAYAN: SON KULLANICI VE MALİK
"Türkiye Gerçeği"nin en can yakıcı yanı, toplumsal gevşekliğimizdir. İnşaat sahibinden daireyi alana kadar uzanan süreçte, binanın statik dengesini bozacak şekilde kolon kesen, kaçak kat çıkan veya çıkma yaparak binayı gereğinden fazla zorlayan malikin de bu zincirde payı vardır. Çünkü kaçak ve kural tanımazlık, müteahhitin inisiyatifinden öte, bazen bir toplumsal talep haline gelmiştir.
Yıkılan binaların hikayesi, bize sadece betonun kalitesini değil, aynı zamanda denetim ahlakımızın, siyasi sorumluluğumuzun ve toplumsal disiplinimizin kalitesini anlatır. Eğer her kurum ve her vatandaş, kendi sorumluluk alanında bilime, mühendisliğe ve kurallara uysaydı, depremde sarsılmak yerine sadece sallanacaktık.
Tek dileğim, bu acı tecrübelerin, zincirdeki tüm halkaların doğru ve dürüst çalışması gereken “dirençli şehirler gerçeğine” dönüşmesidir. Aksi takdirde, her büyük sarsıntı sonrası bu acı hikâyeyi yeniden yaşamaya mahkûm kalırız.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bir Devrin Sonu ve Allah’ın Adaletinin Tecellisi 09 Mart 2026 Pazartesi
- Çayın Demi, Kahvenin Gamı 07 Mart 2026 Cumartesi
- Türk asrının şafağı 06 Mart 2026 Cuma
- İki kavmin gizli savaşı ve dünyanın kaderi 05 Mart 2026 Perşembe
- Türkiye’nin adalet terazisi 04 Mart 2026 Çarşamba
- Güç sarhoşluğu ve fitne kıskacında bir coğrafya 26 Şubat 2026 Perşembe
- Büyük Türk restorasyonu 21 Şubat 2026 Cumartesi
- Mola yerlerinde ve terminallerde sessiz protesto! 17 Şubat 2026 Salı
- Harita operasyonu: İmparatorlukların dönüşü 14 Şubat 2026 Cumartesi
- Dijital Bataklıkta Katledilen Masumiyet 01 Şubat 2026 Pazar