METRO PSİKOLOJİSİNİN SIĞINAĞI: Derinlerde saklı olan gerçek
***
Sabiha Gökçen’den metroya bindiğim o an, zihnimde bir yolculuk planlıyordum. Fakat bu yolculuk, beklenmedik bir huzurun keşfi oldu.
KATMAN KATMAN HUZUR
Metroya doğru yürürken, sadece yatayda değil, dikeyde de bir mesafe kat ediyordum. Bu iniş, ruhumdaki bir değişimin sinyaliydi.
Bir kat aşağı: O anlamsız korna sesleri ve şehrin uğultusu hafiflemeye başladı. Omzumdaki gerginlik biraz gevşedi.
Bir kat daha: Telefonumun sinyali azaldı, sonra tamamen koptu. Bu sessizlik ve kopuş, içime tarifsiz bir huzur doldurdu.
Son bir kat daha: Nihayet o parlak, hızlı trene ulaştım. Bu sadelik, bu düzen... Vallahi ben buradan metro olduğunu bile bilmiyordum. Yapanlardan Allah razı olsun. O kadar kusursuz, o kadar yerli yerinde ki.
HAYATIN GERÇEĞİ VE ÖZLENEN BAĞLANTI
Bir dakika sonra gelen metroya bindim. Tam karşıma bir hanımefendi oturdu, 7-8 yaşlarında oğluyla. İlk defa bindiğimden emin olmak için sordum:
"Kadıköy'e mi gider bu?"
Sohbetimiz böyle başladı.
Tren hareket ettikten sonra etrafıma baktım. İlk fark ettiğim, insanların yaklaşık yüzde 80’inin elinde simit ya da poğaça olmasıydı. Belli ki, yerüstü hayatının temposu herkesi evden kahvaltı yapamadan çıkarmıştı. Bu manzara, yukarıdaki hayatın aceleci “ev halini” yansıtıyordu.
Fakat aynı zamanda, bir başka gerçek daha vardı: Telefonlar çekmiyor, çünkü yer altındayız!
Ve biliyor musunuz, bu bir eksiklik değil, büyük bir kazançtı. Çünkü insanlar, ellerindeki o küçük ekranlara bakmak yerine, başlarını kaldırmışlardı. Birbirleriyle konuşuyorlardı. Yanındakiyle sohbet edenler, çocuklarıyla daha yakından ilgilenenler... Bu, uzun zamandır şehir hayatında görmeyi özlediğim o samimi sosyal bağdı.
HUZURUN SEBEBİ VE REÇONUN GÜCÜ
Kadın da metronun güzelliğini onayladı, ama hemen yukarıdaki sıkıntıya değindi: "Yukarı şimdi trafikten kilit olmuştur."
İşte o an, yaşadığım bu huzurla yukarıdaki hayat arasındaki büyük farkı anladım.
"Ah abla," dedim. "Yukarıda keşke sadece trafik olsa... Yukarıdaki sıkıntıların yanında trafik çok masum kalır."
Çünkü yukarıda ne yalanlar, ne dolanlar var... Ne fırıldaklıklar, ne ince hesaplar, ne entrikalar... Bütün bunlar beni öyle yormuştu ki. O an fark ettim; yer altı çok güzel, hiç çıkasım yok.
Kadın, "Yeraltının da bir dünyası var," dedi. Olsun dedim abla, olsun. Benim burayı sığınak gibi görmemin bir sebebi var: En azından yeraltı dünyasının bir reçonu var. Yalanı dolanı affetmez!
Metroda her şey net, her şey dürüst. Bu düzen ve zorunlu insan teması, benim için psikolojik bir sığınak. Yukarıdaki o ahlaki bulanıklıktan çok daha huzurlu bir yer burası.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Mekânın sahibi geri döndü 21 Ocak 2026 Çarşamba
- Eski Dünya Düzeninin Çöküşü ve Türkiye Ekseni 19 Ocak 2026 Pazartesi
- Sahadaki kahramanların destanı 15 Ocak 2026 Perşembe
- YDD ve Türkiye’nin stratejik şahlanışı 14 Ocak 2026 Çarşamba
- Amerika’nın son soygunu ve halkların uyanışı 07 Ocak 2026 Çarşamba
- Tek bir elin farklı parmakları mı? 29 Aralık 2025 Pazartesi
- Atlar, sobalar ve kaybolan lüksümüz 27 Aralık 2025 Cumartesi
- Maviye adanmış ömürler ve bir yeminin hikâyesi 23 Aralık 2025 Salı
- Türkiye ve er meydanının hakikati 22 Aralık 2025 Pazartesi
- Bıldırcını lüküsle yakalayan millet, İHA'yı ne yapar? 19 Aralık 2025 Cuma