HUŞUDAN MUHABBETE Dondurucuya, tatile sığmayan gerçek bayram
**
Modern zamanların bencil ezberleri her yıl aynı nakaratı fısıldar kulağımıza: "Bu bayram kaç gün tatil var, nereye kaçıyoruz?" Ya da meseleyi sadece mideye indirgeyen o sığ bakış açısı: "Kavurmayı nasıl saklayacağız?" Oysa kurbanı bir tatil kaçamağına ya da derin dondurucu lojistiğine indirgemek, bu toprakların ruhuna yapılmış en büyük haksızlıktır. Bayram, ne valiz toplayıp kıyılara kaçmaktır ne de bir yıllık et stoklamaktır.
Bayram; bambaşka bir şeydir. O, kalplerin aynı ritimle vurduğu o kutlu sabahta, bayram namazıyla başlar.
Omuzların birbirine değdiği, zenginle fakirin, makamla mevkiinin aynı safta eriyip gittiği o an, insanlığın en saf halidir. Minberden yükselen hutbeyi derin bir huşuyla dinleyen cemaat, namaz bittiğinde bayramın ilk işaret fişeğini çakar: Cemaatin birbiriyle bayramlaşması. İşte o avluda, göz göze gelinen her saniyede, uzatılan her elde saygı ve sevgi yeniden inşa edilir, perçinlenir. Toplum olmanın, bir olmanın asil nişanesidir o kucaklaşmalar.
Ancak bu mukaddes ritüel cami avlusuyla sınırlı kalmaz; dalga dalga kurban kesim alanlarına taşınır. İşte asıl estetik, modern dünyanın aklının ermediği o tarifsiz yardımlaşma ve muhabbet çarkı orada dönmeye başlar.
Kurban alanına ilk varan ortaklar, daha önceden sevgiyle ve emekle hazırlanmış o ilk kavurmanın etrafında buluşur. O dumanı tüten sofrada yapılan kahvaltı, sadece bir karın doyurma hikâyesi değildir; ortakların, dostların, akrabaların birbirinin gönlüne dokunduğu tarifsiz bir muhabbet eşiğidir. İşin en muazzam, en asil tarafı ise bu sofranın hiç soğumamasıdır. Kesimi biten, işini toparlayan her ortak, bir sonraki kurban sahipleri için aynı ortamı hazırlar, aynı ocağı tüttürür, aynı sıcaklığı devreder.
Elden ele, gönülden gönüle aktarılan muhteşem bir iyilik ve ikram zinciridir bu. Herkes birbirinin hızlandırıcısı, herkes birbirinin neşe ortağı olur. Ne bir telaş, ne bir bencillik... Sadece paylaşmanın ve birlikte var olmanın verdiği o asude mutluluk.
Sözün Özü;
Bayram; ne Ege sahillerinde hayatı askıya almak, ne de kurbanı kavurma yapıp bir dahaki yıla kadar dondurucuda hapsetmektir. Bayram; namazın huzuruyla başlayıp, kurban alanındaki o bereketli sofranın etrafında dönen muazzam yardımlaşma döngüsüdür. Paylaştıkça çoğalan, bölüştükçe tüm toplumu ısıtan o asil ruhtur.
Bu ruhu kaybetmeyen, bir sonraki ortağına o sıcak sofrayı devretmek için çırpınan o güzel insanlara selam olsun. Gönüllerinizin her gün bu bayram sabahındaki huşu ve muhabbetle uyanması dileğiyle...
Kurban Bayramınız mübarek olsun!
Foto: Şanlıurfa, Birecik’te bayram namazı sonrası, bayramlaşma
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Türkiye’nin bıçak sırtı stratejisi 29 Mayıs 2026 Cuma
- Berat Albayrak’ın sessiz devrimi 20 Mayıs 2026 Çarşamba
- Türkün durdurulamaz küresel şahlanışı! 18 Mayıs 2026 Pazartesi
- Etiket çetesi ve mezatın vicdanı 15 Mayıs 2026 Cuma
- İki sultan, iki mimar: Bir ses senfonisi 10 Mayıs 2026 Pazar
- Bir siyasi illüzyonun anatomisi 07 Mayıs 2026 Perşembe
- Mizaç ve toprağın sessiz çığlığı 05 Mayıs 2026 Salı
- Zalim görevini yapıyor, peki siz neredesiniz? 04 Mayıs 2026 Pazartesi
- "Benim adamım" düzeni ve koltuk işgalcileri 02 Mayıs 2026 Cumartesi
- Gökyüzünden yeryüzüne mıntıka temizliği 29 Nisan 2026 Çarşamba