BİZ ETTİK. BİZ BULDUK Dünya kupası ligimizin yansıması
**
Dünya Kupası sahnesinde aldığımız o ağır, o iç acıtıcı hezimetlerin faturası yine birkaç futbolcuya ya da teknik adama kesilmeye çalışılacak. Oysa sahada gördüğümüz o dağınık, ruhsuz ve ne yapacağını bilemeyen Milli Takım, her hafta Süper Lig adı altında izlediğimiz o büyük tiyatronun, o kısır döngünün ta kendisidir. Sahaya yansıyan, aslında bizim genel futbol anlayışımızın, ligimizin, hakemlerimizin ve taraftar iklimimizin acı bir aynasıdır. Hiç kimse Dünya Kupası'nda aldığımız sonuca boşuna üzülmesin; ligimiz neyse onun yansımasını yaşadık. Açıkçası; biz ettik, biz bulduk!
Bu sorunları bugün turnuva bitti, elendik diye birdenbire hatırlamadık. Biz bu filmi koca bir sezon boyunca, ligler oynanırken her hafta sonu canlı yayında izledik. Sahada top koşturulurken, tribünler hıncahınç doluyken bile futbol değil; sadece hakem hataları, "yapı" senaryoları, bahis ve şike iddiaları konuşuluyordu. Ekranları açtığımızda taktik analizi, pas trafiğini veya genç yetenekleri değil; perde arkası pazarlıklar, hakemlerin niyet okumaları ve kulis dedikoduları üzerine kurulu kirli bir tiyatroyu dinledik. Futboldan başka her şeyin konuşulduğu, yeşil sahanın tamamen unutulduğu bir bataklığın içindeyiz.
İşin en acı tarafı da, bu futbol iklimine ve geleceğimize en büyük zararı yine ekmeğini futboldan kazananlar, bu sektörden beslenenler verdiler. Sezon boyu ekran başında "Yapı var, şaibe var" diye bağırılan, algı yönetimi yapılan her hafta, aslında bu uluslararası hezimetin taşları tek tek döşeniyordu. "Şampiyonluk yolunda her şey mübahtır" anlayışı, ne adalet bıraktı ne de oyun kalitesi. Yanlı hakem yönetimleri, her hafta bilinçli olarak tırmandırılan gerilim ve her başarısızlığın arkasında aranan gizli eller, Türk futbolunun bitişini kendi ellerimizle hazırladığımızın en net kanıtıdır.
Peki, lig haftalarca bu kaosla, bu akıl tutulmasıyla beslenirken, dünya devleriyle kafa kafaya yarışacak bir Milli takım çıkmasını beklemek ne kadar gerçekçiydi? Biz futbolu bir sistem, bir mühendislik ve bir spor olarak görmeyi çoktan bıraktık. Futbolu kaosla, bağırışla ve günü kurtarma kurnazlığıyla yönetmeye çalışıyoruz; sonra da küresel sahneye çıkınca mucizeler bekliyoruz.
YARINDAN TEZİ YOK: KÖKLÜ BİR REFORM!
Eğer daha büyük hezimetler yaşamak istemiyorsak, uluslararası arenada figüran konumuna düşmekten kurtulmayı hedefliyorsak; yarından tezi yok, bu çürümüş düzene radikal bir neşter vurulmalıdır. Bu sorun, geçici pansumanlarla, kurul değişiklikleriyle veya içi boş vaatlerle geçiştirilecek bir durum değildir.
Amatör kümeden Süper Lig’e, hakem camiasından taraftar derneklerine kadar tepeden tırnağa köklü bir değişim şarttır.
SAHA İÇİ ADALETI VE HAKEM STANDARTLARI: Hakemlerin her pozisyonda niyet sorguladığı, korkuyla düdük çaldığı ve oyunu adeta infaz ettiği bu faul enflasyonu düzeni derhal bitmelidir. Hakemlik kurumu, kulüplerin baskı ve şantaj aracı olmaktan çıkarılmalı; liyakat, şeffaflık ve uluslararası standartlar tek kriter haline getirilmelidir.
ALTYAPI VE AMATÖR FUTBOL SEFERBERLİĞİ: Futbolun temeli olan amatör kulüpler ve altyapılar, üvey evlat muamelesinden kurtarılmalıdır. Taşıma suyla değirmen döndürme, yaşlı ve fahiş fiyatlı transferlerle günü kurtarma devri tamamen kapanmalıdır. Kendi değerlerimizi üretecek kalıcı bir sistem kurulmalıdır.
ZİHNİYET DEVRİMİ: Kulüp yöneticilerinin ve bu sektörden ekmek yiyenlerin, kendi basiretsizliklerini örtbas etmek için sürekli dış mihraklar, şike ve "yapı" dedikoduları üretmesine artık dur denmelidir. Futbolun paydaşları, kendi ekmek teknelerini baltalamaktan, bu sporu bir savaş alanı olarak görmekten vazgeçmelidir.
BIRAKALIM, FUTBOL KENDİ MECRASINDA OYNANSIN
Sözün özü; Türk futbolunun kurtuluşu masabaşı oyunlarında, ekranlardaki çığırtkanlıklarda değil, yeşil sahanın tam ortasındadır. Kirli kulisleri, kişisel egoları, bahis-şike dedikodularını ve bitmek bilmeyen şaibeleri bu oyunun yakasından söküp atmak zorundayız.
Bırakalım futbol kendi mecrasında, kendi doğal havasında ve adaletiyle oynansın. Top yuvarlansın, taktik konuşulsun, yetenek parlasın. Aksi takdirde, bugünleri bile mumla arayacağımız, uluslararası turnuvalara katılmayı bile mucize sayacağımız çok daha büyük hezimetler kapımızdadır. Zaman tükeniyor; ya bugün köklü bir reformu göze alıp bu zihniyetini değiştireceğiz ya da Türk futbolunun tamamen çöküşünü tribünden izleyeceğiz
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Sıra mantık devriminde 16 Haziran 2026 Salı
- Dik yamaçların soyulmuş emeği 31 Mayıs 2026 Pazar
- Türkiye’nin bıçak sırtı stratejisi 29 Mayıs 2026 Cuma
- Dondurucuya, tatile sığmayan gerçek bayram 26 Mayıs 2026 Salı
- Berat Albayrak’ın sessiz devrimi 20 Mayıs 2026 Çarşamba
- Türkün durdurulamaz küresel şahlanışı! 18 Mayıs 2026 Pazartesi
- Etiket çetesi ve mezatın vicdanı 15 Mayıs 2026 Cuma
- İki sultan, iki mimar: Bir ses senfonisi 10 Mayıs 2026 Pazar
- Bir siyasi illüzyonun anatomisi 07 Mayıs 2026 Perşembe
- Mizaç ve toprağın sessiz çığlığı 05 Mayıs 2026 Salı