EKONOMİNİN DEĞİL AHLAKIN İFLASI Etiket çetesi ve mezatın vicdanı

15 Mayıs 2026 07:51
Dün 155 olan kayısının bugün 98’e düşmesi bir indirim müjdesi değil; dün akşamki fiyatın ne kadar "sahte", ne kadar "insafsız" olduğunun itirafıdır. Aynı yoğurdun iki farklı dükkânda uçurum fiyatlarla satılması, ekonominin değil, ahlakın iflasıdır.

**

​Bugün kayısı, yarın karpuz… Öbür gün domates, biber, kiraz.

Mekânlar farklı olsa da sahne hep aynı: Pazar aynı pazar, tezgâh aynı tezgâh. Ama o etiketlerin üzerindeki rakamlar, ne ekonomiyle açıklanabiliyor ne de mantıkla. Fiyatlar sanki bir maliyet hesabıyla değil de, birilerinin o anki "keyfiyle" belirleniyor.

​Dün akşam tezgâhta bir kale burcu gibi ulaşılmaz duran, üzerine 155 TL yazılmış o kayısı, bu sabah ne olduysa 98 TL’ye inmiş. Yanında boy gösteren karpuz, güneş doğmadan 105 TL’den 65 TL’ye "lütfedip" düşüvermiş.

İnsan sormadan edemiyor: Sahi, biz uyurken dünya mı kurtuldu?

​Enflasyon mu dip yaptı, dolar mı çöktü? Yoksa Trump çıkıp İran’a yenildiklerini dünyaya ilan etti de petrol fiyatları mı yerle bir oldu?

​Hiçbiri. Ne maliyet çöktü ne de dünya üzerinde bir mucize oldu. Değişen tek şey; o "görünmez ellerin" bugünlük bu kadarına razı olması. Bu tablo bize tek bir gerçeği haykırıyor: Yaşananlar serbest piyasa falan değil; düpedüz kalemi tutan elin, etiketle yaptığı bir soygundur!

​Fiyat Anarşisi: Şehir Eşkıyalığının Yeni Adı

​Zulüm sadece zamanla sınırlı değil, mekâna da sızmış durumda. Bir rafa bakıyorsun, bu toprakların en temel gıdası olan yoğurt 177 TL. Hemen yan mahalledeki markete giriyorsun; aynı marka, aynı kova, aynı yoğurt 220 TL.

Aynı fabrikadan çıkan ürünün arasına bir mahalle farkıyla 43 lira nasıl girer? Bunun adı ticaret olamaz, bu bir fiyat anarşisidir. Vatandaşın nerede, neye, ne kadar ödeyeceğini bilmediği bu kaos ortamında, puslu havayı seven kurtlar gibi araya sızıyorlar. Etiketler artık malın değerini değil, satıcının o anki insafını ya da insafsızlığını temsil ediyor.

​Alın Terinin Pusuya Düşürülüşü

​Mesele sadece senin, benim cebimden çıkan para değil. Asıl dram, o paranın kimin cebine girmediğinde.

​O kayısıyı 155 liraya satan zihniyet, o meyvenin asıl sahibi olan köylüye ne verdi? Üreticinin dalından 15-20 liraya zor bela çıkardığı, güneşin altında beli bükülerek topladığı o bereket, şehre gelene kadar nasıl bir "pusuya" düşüyor?

Üreticinin emeği gasp ediliyor: Toprakla boğuşan adam kazanamıyor.

​Tüketicinin mecburiyeti sömürülüyor: Çocuğuna bir kase yoğurt yedirmek, bir kilo meyve götürmek zorunda olan babanın çaresizliği, bir kazanç kapısı yapılıyor.

​Modern Zamanın Haracı

​Mahallede beş tane sahte kabadayı birleşip bir çete kursa, esnafa "Burada yaşayacaksan para vereceksin" dese, buna herkes "haraç" der. Peki, insanların yaşamak için almak zorunda olduğu en temel gıdalarda, gerçekle ilgisi olmayan bu "tutturabildiğine" fiyatları dayatanlara ne diyeceğiz?

​Bunun adı ticari bir tercih değil, resmen bir "Etiket Çetesi" faaliyetidir. Bu çete, vatandaşın seçme şansını elinden almıştır. Almazsa eve eli boş gidecek, alırsa rızkından çalınacak.

​Sonuç Yerine...

​Dün 155 olan kayısının bugün 98’e düşmesi bir indirim müjdesi değil; dün akşamki fiyatın ne kadar "sahte", ne kadar "insafsız" olduğunun itirafıdır. Aynı yoğurdun iki farklı dükkânda uçurum fiyatlarla satılması, ekonominin değil, ahlakın iflasıdır.

​Etiket çeteleri tezgâh başında olduğu sürece; düşen sadece rakamlar değil, her geçen gün biraz daha eriyen insanlık ve adalet duygusu oluyor.

İnsan bazen en çok şuna kırılıyor: Kendi toprağının bereketinde, o kalemi tutan elin insafına terk edilip, kendi vatanında bir "av" gibi görülmeye...

​Adalet terazisinin bozulduğu yerde, etiketler sadece cebimizi değil, vicdanımızı da yakıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X