ADNAN SAK YAZDI: BİZE KALAN YARA İstiklal Marşı ve Tarihin Karanlık Vefasızlığı
İstiklal Marşı'nın sarsılmaz sesini duyduğumuz her an, o dizelerin sahibi Mehmet Akif Ersoy'un büyük ruhu üzerimize çöker. O an, Zaferin Şairi ile Sürgünün Mahkûmu arasındaki yürek sızlatan tezatı hatırlamadan ve o acı hatıra karşısında boynumuzu bükmeden edemiyoruz. Benim için marş, bir milletin dirilişi olduğu kadar, o dirilişin mimarına reva görülen tarihi ihanetin de ağıtıdır.
BIR İMANIN ABIDESI VE SONSUZ FERAGAT
Akif, sadece sözü değil, hayatı da davasına şahit kılan, sarsılmaz bir iman abidesiydi. O, cami kürsülerinde Anadolu'nun umudunu ateşleyen, cephede askerin ruhunu bileyen büyük bir hatipti. Ve kimseden karşılık beklemedi.
Marşın yazımı için konulan büyük para ödülünü, "Ben onu bu milletin kalbine hediye ettim!" diyerek bir şövalye asaletiyle reddetti. O, fani dünyaya sırt çevirmiş, yalnızca ebediyeti düşünenlerdendi. "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!" şeklindeki yakarışı, o dönemin cehennemî zorluklarının bize bıraktığı en sarsıcı vasiyettir.
İHANETIN GÖLGESI: MISIR'A MAHKÛMIYET
İşte ne yazık ki, omuzlarında tüm bir milletin umudunu taşıyan bu adam, en büyük zaferin hemen ardından, en ağır yenilgiyi yaşadı: Kendi yurdunda 'fazlalık' ilan edilmek. Akif'in 1925-1936 yılları arasında Mısır çöllerinde vatan hasretiyle yanmaya mahkûm edilmesi, vicdanımızı karartan, asla silinmeyecek bir lekedir.
Biz, bağımsızlığımızın destanını yazan o şairi, sürgün eden bir millet olarak tarihin karanlık sayfalarına geçtik. Bu haksızlığa sebep olanlar, dönemin ideolojik fanatizmi içinde boğulan ve Akif’in onurlu duruşunu kaldıramayanlardı. Onların eylemi, Akif'i gurbet ellerinde, yorgun ve kırgın bir ruhla yıllarca bıraktı.
SON ÇILE VE BÜYÜK YALNIZLIK
Akif, hasta bir bedenle İstanbul'a döndü ve 1936’da son nefesini verdi. O büyük adamın cenazesi... Resmi makamların sessiz kaldığı, adeta görmezden gelinen bir cenaze töreni! İstiklal Marşı'nı armağan eden şaire, devlet katında son saygı bile gösterilmedi. O tabuta omuz verenler, sadece üniversiteli gençler ve halktı. Bu sahne, bir milletin vefa borcunu nasıl ödeyemediğinin ve vicdanının nasıl büküldüğünün en çarpıcı kanıtıdır.
BIZE KALAN YARA
Bugün, marşımız okunduğunda, içimizdeki o gurur ateşi, hemen ardından Akif’in yalnızlığının ve bize reva görülen bu tarihi vefasızlığın gölgesiyle söner. O, bize yalnızca marşı değil, aynı zamanda o uğursuz yalnızlığı miras bıraktı. Akif’in vefasızlıkla yazılan hayatı, hepimizin üzerinde bir yara izi gibi kalmıştır. Onun sarsıcı uyarısı kulaklarımızda çınlar: "Sahipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır!"
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bir Devrin Sonu ve Allah’ın Adaletinin Tecellisi 09 Mart 2026 Pazartesi
- Çayın Demi, Kahvenin Gamı 07 Mart 2026 Cumartesi
- Türk asrının şafağı 06 Mart 2026 Cuma
- İki kavmin gizli savaşı ve dünyanın kaderi 05 Mart 2026 Perşembe
- Türkiye’nin adalet terazisi 04 Mart 2026 Çarşamba
- Güç sarhoşluğu ve fitne kıskacında bir coğrafya 26 Şubat 2026 Perşembe
- Büyük Türk restorasyonu 21 Şubat 2026 Cumartesi
- Mola yerlerinde ve terminallerde sessiz protesto! 17 Şubat 2026 Salı
- Harita operasyonu: İmparatorlukların dönüşü 14 Şubat 2026 Cumartesi
- Dijital Bataklıkta Katledilen Masumiyet 01 Şubat 2026 Pazar