HALEP'TE YIKIM, EL BAB'DA DÜĞÜN: Kanımızla kazanılan topraklarda vize duvarı

16 Aralık 2025 06:47
Şimdi ise, kanını döken, şehit olan Türk insanının kendi topraklarını görmek için gelmesi durumunda, kapıda onlara "Ver 50 dolar ve gel" demek...

***

Suriye'nin kuzeyi iki zıt manzarayı aynı anda yaşıyor: Kendi liderinin vurduğu Halep, hayalet bir şehir gibi inim inlerken; Türkiye'nin güvence altına aldığı topraklarda hayat yeniden yeşeriyor, düğünler yapılıyor. Ancak tüm bu fedakârlığın ardından gelen "50 dolarlık vize" engeli, Türk Milletinin kalbini derinden yaralıyor. Vefa, bu coğrafyada her şeyden önemlidir.

Bugün Halep'te yürüdüm. Ayaklarım, tarihin ve vicdanın kanayan yarasına bastı. Gördüğüm her şey, sadece bir binanın çöküşü değil, insanlığın zalim bir hançerle nasıl sırtından vurulduğunun kanıtıydı. Zannedersiniz ki bu yıkım, dışarıdan gelen düşmanın işi... Oysa hayır! Kendi lideri, kendi halkının üzerine ölüm yağdırdı. Cami, kilise, tarihi eser ayırmaksızın, gökten sadece ölüm yağdı.

Halep, an itibarıyla görüntüsü hayalet şehir gibi olsa da, insan hareketliliği çok fazladır. Şehir, ruhu çekilmiş bir görünüme sahiptir. Yıkıntılar, bir dönemin mezar taşları gibi olduğu yerde duruyor. Yetmezmiş gibi, hayatın damarları kesilmiş: Şehirde elektrik günde sadece iki saat bir lütuf gibi sunuluyor, su ise günün sadece beş saati akıyor. Çöpler, kentin kaderine terk edilmişliğinin kokusu gibi her yanı sarmış. Yaşam, burada her nefeste acı çeken bir mücadele. Ama yine de, bu cehennemin ortasında, yıkıntılar arasında bir inat, bir direniş var; hayat, nefes almaya devam ediyor.

​TÜRKİYE'NİN TESİS ETTİĞİ HUZUR VE ŞANLI İDARİ KADRO

​Bu yıkımın aksine, Türkiye Cumhuriyeti'nin kontrolündeki Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı bölgelerinde hayat, normal rutini içinde devam ediyor. Sokaklar temiz, elektrik sıkıntısı yok ve hizmetler aksamıyor. Bu topraklara, Türkiye'nin istikrarı, adaleti ve kalkınma vizyonu damgasını vurmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti'nin iradesini ve gücünü sahada temsil eden idari kadro, sadece görev yapmakla kalmamış; destansı bir mücadeleyi başarıyla tamamlayarak bu zorlu coğrafyayı yeniden ayağa kaldırma misyonunun sarsılmaz direkleri olmuştur.

​Bu kutsal görevde izleri silinmeyecek isimler vardır:

Vali Burak Akeller: Bölgenin en çetin koşullarında dahi bir an olsun geri durmamış, korkusuz çalışkanlığıyla sadece bir vali değil, bizzat bir şantiye şefi gibi en tehlikeli noktalarda bulunmuştur. O, devasa bir gayretin ve tükenmek bilmeyen bir enerjinin kaynağı olarak, idari hızı ve çözüm odaklılığı ile görevini ifa etmiştir.

Vali Sinan Korkmaz: Adalet meşalesini bölgeye taşıyan isim olmuştur. Onun sarsılmaz adaleti, yürekli duruşu, emsalsiz azmi ve keskin muhakeme yeteneği sayesinde bölge halkı, devlete olan inancını pekiştirmiştir. O, sadece bir yönetici değil, vicdanın ve hukukun timsali olarak, bölgenin geleceğini sağlam temellere oturtmuştur.

​Valilerin bu yüce vizyonu ve başarısı, sahadaki en kritik anlarda dahi doğru hamleleri yapan vizyoner bir danışman ekibiyle ve yerel yönetimdeki güçlü isimlerle perçinlenmiştir.

​El Bab'ın çalışkan Belediye Başkanı Mustafa Osman: Kendi üstün çalışkanlığı, azmi ve dürüstlüğüyle valilere omuz vermiş, onlarla koordineli çalışarak bölgenin hızla normalleşmesine ve kalkınmasına en büyük yerel desteği sağlamıştır.

​Bu ekibin öncülerinden olan Mehmetali Devrim ve Ceyhan Altıngök (Danışman), devlet aklını ve stratejik planlamayı sahaya taşıyan, fedakârlığıyla örnek olmuş kritik aktörler olarak daima hatırlanacaktır.

​Aynı şuurla görev yapan Atilla Hoşgören, Savaş Çiçekdağı ve Serkan Bay gibi isimler de, sadakatleri ve keskin zekâlarıyla valilerin "Burası bizim toprağımızdır" şuuruna omuz vermekte, yorulmak nedir bilmeden en ön safta hizmet etmektedirler. Onlar, düzeni sağlayan görünmez kahramanlardır.

​EL BAB'DA YAŞAM MANİFESTOSU

​İşte bu huzurlu ortamda, El Bab'da muhteşem bir düğün coşkusuna ortak olduk. Yusuf'tan sonra İbrahim'i de evlendirdik! Salon, adeta ölüme ve yokluğa karşı bir yaşam manifestosu yazıyordu.

​"Özgürlük şarkısı" çalmaya başladığında ise bütün salon ayağa kalktı. Şarkının tek bir anlamı vardı: Kaldır başını artık! Sen özgür bir Suriyelisin! Bu, yıllardır süren zulümden kurtuluşun, Türkiye'nin sağladığı güvenli limanda yeniden başı dik yaşama tutunmanın coşkusuydu. Bu coşku, aynı zamanda özgür bir devlete sahip olmanın tarifsiz mutluluğuydu. Barışın ve istikrarın ne kadar değerli olduğunun en canlı kanıtıydı.

​FEDAKÂRLIĞIN KARŞILIĞI BU MU?

Tüm bu fedakârlıklar yaşanırken, kalbe oturan bir sitem yükseliyor: En zor gününüzde biz Türkler, milyonlarca Suriyeli kardeşimize kucak açtık, kanımızı döktük ve şehitler verdik. Şimdi ise, kanını döken, şehit olan Türk insanının kendi topraklarını görmek için gelmesi durumunda, kapıda onlara "Ver 50 dolar ve gel" demek...

Tabii ki 50 dolarında değiliz meselenin. Bu, "Sen bu kadar fedakârlık yaptın ama biz seni unuttuk, sana vize uyguladık" demektir. Bu vefasızlık bize derinden dokunur, Allah da bunu kabul etmez! Komşu olarak bu size yakışmaz. Ama vefa, her şeyden önemlidir.

​Türk insanı kahraman olduğu kadar da duygusaldır, komşu unutma bunu.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X