Adnan Sak yazdı: Ekonominin harcı güvendir Milletin genetiğine bastırılan ithal elbise ve ‘güven’ dinamiti
**
Bir zamanlar adı Fak-Fuk-Fon’du; sonra kabuk değiştirdi, süslü finans jargonlarıyla önümüze kondu. İsimler değişti ama mantık hiç değişmedi: Fon hep vardı.
Peki, bu milletin harcına uygun muydu?
Tarih boyunca bu topraklara sınırları, denetimi belirsiz esnek sistemler enjekte edildi. Kendi insanının yaşam tarzıyla ve üretim ahlakıyla uyuşmayan ithal reçeteler kurtarıcı sanıldı. Oysa doku uyuşmazlığı yaratan bu yapay mekanizmalar, ekonomiyi büyütmek yerine için için çürüttü.
Fon Maskeli Soygun Hafızası
Ucu açık her fon yapısının bu ülkede nasıl bir yıkıma dönüştüğünü unutmadık:
* Milli Kesintilerin Buharlaşması: 80'li ve 90'lı yıllarda "tasarruf ve konut" adı altında çalışanların maaşından kesilen devlet fonları (KEY ve TSF), denetimsizlik yüzünden eridi; vatandaşa yıllar sonra pul olan paralar ödendi.
* Off-Shore Banka Soygunları: İmar Bankası sürecinde "kıyı bankacılığı fonları" adı altında milyarlarca dolar yurt dışındaki hayali hesaplara aktarıldı, faturası yine millete ödetti.
* Gizli Fon Düzeneği: Futbolculardan iş insanlarına kadar herkesin çekildiği o son Ponzi skandalları, denetimsiz kalan "fon" kılıfının nasıl bir dolandırıcılık aracına dönüştüğünün en taze kanıtıdır.
Koltuk Savaşında Güveni Dinamitlemek
Sistemin deliklerinden beslenenler bir yana; diğer tarafta siyaset yaptığını sanıp ülkenin geleceğini ateşe veren yıkıcı bir hırs var.
Ekonominin harcı güvendir. Zaten fırtınalı bir denizden geçen ekonomide sırf "mevcut iktidar düşsün" diye köpürtülen panik havaları siyaset değildir. İktidarı devirmek uğruna halkın güven duygusunu dinamitlemek, krizden medet ummak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.
Koltuğun Ağırlığını Tartamayanlar
Madalyonun diğer tarafında ise üzerindeki emanetin büyüklüğünü kavrayamamış bir yönetim anlayışı duruyor.
Mutfakta yangın var, vatandaş pazar filesini doldururken kuruş hesabı yapıyor. Sen bu ülkenin bakanısın; neyin derdindesin? Halk geçim derdindeyken sergilenen bu umursamazlık ve küçük hesaplar; hem halka hem güvenip o makamı teslim eden lidere hem de ekonomiye vurulmuş ağır bir darbedir.
Ne Yıkıcı Siyaset, Ne Basiretsiz Yönetim!
Türkiye’nin ne ucu belirsiz ithal fonlara ne krizi körükleyen siyasi hırsa ne de oturduğu koltuğun ağırlığını taşıyamayan basiretsiz yöneticilere tahammülü vardır. Ekonominin temeli ahlak, adalet ve bu toprağın ruhuna uygun milli bir üretim disiplinidir.
Mesele nettir: Bu milletin rızkına göz diken, yetkisini kötüye kullanan; arsızlığı, hırsızlığı ve yolsuzluğu kim yapıyorsa ve kimler buna göz yumuyorsa lanet olsun!
Türkiye, ne iktidar gitsin diye ülkeyi yakmaya kalkanların oyuncağıdır ne de koltuğun hakkını veremeyenlerin deney tahtası... Hak ettiğimiz refah; dürüstlüğün, ehliyetin ve milli bir aklın egemen olduğu gün gelecektir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Böl, parçala ve yönet tiyatrosu 09 Ekim 2026 Cuma
- İtalyan insafı değil, sistem iflası 30 Eylül 2026 Çarşamba
- Bağlama: İnsanın içinde söylenmeyen kalan sesi 25 Eylül 2026 Cuma
- Tarla ile market arasında kim kazanıyor? 18 Eylül 2026 Cuma
- Cezayir’deki balıkçı gemisini Türkiye’ye getirişim 16 Eylül 2026 Çarşamba
- Etin fiyatı kasapta değil merada başlar 10 Eylül 2026 Perşembe
- Mümkün olanı inşa etmek 04 Eylül 2026 Cuma
- Karadeniz'in bitmeyen hırçınlığı 02 Eylül 2026 Çarşamba
- Malazgirt ruhu ve asla bükülmeyen Türklük 29 Ağustos 2026 Cumartesi
- Gürültünün bittiği yerde sorular başlar 26 Ağustos 2026 Çarşamba