EĞİTİMDE NİTELİK DEVRİMİ TAMAM Sıra mantık devriminde

16 Haziran 2026 07:54
Bu yol tercih edildiğinde, her şeyden önce evlatlarımız sabah evlerinden çıkıp aile sıcaklığıyla, huzur içinde okullarına gidebileceklerdir. Analar babalar evlatlarını başka şehirlere gönderip arkalarından gözyaşı dökmeyecek, onları devasa bir mali külfetin altında ezilmekten kurtaracaktır.

**

Türkiye’de yükseköğretim, son 20 yılda fiziki anlamda devasa bir kabuk değiştirdi. Eskiden üniversite dediğimiz müessese parmakla sayılır, sadece birkaç büyükşehrin tekelinde bulunurdu. Bugün ise tabelasında, “üniversite” yazmayan tek bir ilimiz bile yok. Özel yurtları bir kenara bırakın, devletin bini aşkın modern yurdu ülkenin dört bir yanını sarmış durumda. Altyapı tamam, eyvallah… Fakat bu muazzam büyüme beraberinde akıl almaz bir lojistik ve ekonomik paradoksu da önümüze koydu: Ülke genelinde derviş misali dönüp duran, anlamsız bir öğrenci sirkülasyonu.

Haritayı gözünüzün önüne getirin; Rizeli bir ailenin çocuğu Muş’a gidiyor, Vanlı genç Kars’a yerleşiyor, Bursalı memur çocuğu ise Adıyaman yollarına düşüyor. Yüz binlerce genç her yıl Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna adeta mekik dokuyor. Peki, bugünün ekonomik gerçekliğinde bu tablonun ekonomik maliyetini hiç hesap ettik mi?

Gelin, açık konuşalım. Bugün orta halli bir ailenin, hele ki kıt kanaat geçinen bir devlet memurunun, başka bir şehirde çocuk okutması artık bir “eğitim yatırımı” değil, tam anlamıyla bir geçim savaşıdır. Ulaşım masrafları, ilk gidişteki ev – yurt kurma telaşı, cep harçlığı, beslenme ve bitmek bilmeyen şehir içi giderleri…

Evde bir çocuk varken bel büken bu maliyetlerin, aynı anda üniversite okuyan iki veya üç çocuk olduğunda bir memur maaşıyla karşılanması matematiksel olarak imkânsızdır.

Mesele sadece ailede değil; bu plansız hareketliliğin devlete getirdiği lojistik yük de cabası. Kendi memleketinde kalabilecek bir öğrenci kitlesi için devlet, gittiği her şehirde sıfırdan yurtlar inşa etmek, bunların personel, ısınma ve iaşe maliyetlerini sırtlamak zorunda kalıyor. Yani hem aile bütçesi deliniyor hem de devletin kasasından milyarlarca liralık gereksiz bir lojistik operasyon fonlanıyor. Oysa her ilde üniversite açılmasının asıl esprisi neydi? Eğitimi tabana yaymak, Anadolu insanının ayağına götürmek.

O halde sormak lazım: Rizeli bir genç, yanı başındaki üniversitede okumak yerine neden başka bir şehrin kampüsüne mecbur kalıyor? Üstelik madalyonun diğer yüzüne de bakmak gerekir: Başka bir şehre giden genç, orada kendi şehrindekinden daha mı iyi bir eğitim alıyor? Müfredat aynı müfredat, kadrolar benzer kadrolar… Sırf gitmiş olmak için gidilen o uzak şehirdeki üniversite, gencin kendi memleketindeki üniversiteden daha kaliteli bir eğitim sunmadığı gibi sadece yok yere bir macera ve israf kapısı aralıyor. Eğer bir radikal sistem değişikliğiyle öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun kendi yaşadıkları ilde okuması teşvik edilirse, bu memlekette nefes alır.

Bu yol tercih edildiğinde, her şeyden önce evlatlarımız sabah evlerinden çıkıp aile sıcaklığıyla, huzur içinde okullarına gidebileceklerdir. Analar babalar evlatlarını başka şehirlere gönderip arkalarından gözyaşı dökmeyecek, onları devasa bir mali külfetin altında ezilmekten kurtaracaktır.

Ancak hepsinden öte, bu konu çok daha hayati bir Milli güvenlik ve beka meselesidir. Gençlerin üniversite çağında aile kontrolünden, şefkatinden ve koruyucu kalkanından tamamen uzaklaşması; onları büyükşehirlerin ya da taşranın sahipsiz sokaklarında savunmasız bırakmaktadır. Bu kontrolsüzlük, temiz Anadolu çocuklarını her türlü yerli ve yabancı ülke düşmanlarının, şer odaklarının ve illegal yapıların açık hedefi haline getirmektedir. Anne babasının dizinin dibinde, ailesinin güvenli çatısında okuması; gençlerimizi bu sinsi tuzaklardan koruyacak en büyük kalkandır.

Elbette bu sistem mutlak bir kapalılık getirmemeli. Türkiye genelinde yüzde 8’lik, yüzde 10’luk dilime giren, yüksek puanlı ve üst düzey yeteneğe sahip zeki evlatlarımız için ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi gibi “Merkezi İhtisas Üniversiteleri” kapıları sonuna kadar açmaya devam edecektir. Üstelik genel öğrenci kitlesinin yarattığı devasa yurt ve iaşe yükünden kurtulan devlet; bu üst düzey beyinleri, yarının bilim insanlarını çok daha geniş devlet imkânlarıyla,  çok daha yüksek burslarla ve uluslararası standartlarda araştırma bütçeleriyle destekleme fırsatı bulacaktır. Kaynaklarımız ziyan edilmeyecek, cevherlerimiz hak ettiği değeri görecektir.

Sözün özü; Türkiye altyapı devrimini yaptı, artık bu altyapıyı akılla, vicdanla ve stratejiyle yönetme vaktidir. Gençlerimizi kendi memleketlerinde, ailelerinin güvenli çatısı altında eğitmek; hem anaların babaların sırtındaki borç kamburunu indirecek hem devletin bütçesine rahatlatacak, hem de geleceğimizin teminatı olan nesilleri dış tehditlere karşı muhafaza edecektir.

Yükseköğretimde “yerinde eğitim” modeli, artık bir lüks değil Türkiye için kaçınılmaz bir milli sorumluluktur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X