ZALİMİN KORKUSU, MAZLUMUN KALESİ: Türkiye ve er meydanının hakikati
***
Uluslararası siyaset sahnesinde bugün trajikomik bir tiyatro sergileniyor. Sabah kahvaltısında çocukları katleden, öğle yemeğinde mülteci kamplarını bombalayan, akşam yemeğinden sonra ise komşu ülkelerin topraklarına ölüm yağdıran bir işgal mekanizması, dönüp dünyaya şu nakaratı tekrarlıyor: “Türkiye bölgesel bir tehdittir.”
Aslında bu söylem, bir suçlunun aynaya baktığında gördüğü dehşeti başkasına yansıtma çabasıdır. Ancak tarih ve coğrafya yalan söylemez.
Tehdit Değil, Adaletin Sesi
İsrail’in "tehdit" dediği şey, Türkiye’nin tankı veya tüfeği değildir. Onların uykusunu kaçıran asıl tehdit; Türkiye’nin Gazze’de taş üstünde taş bırakılmadığında ayağa kalkan tek ses olması, Lübnan’ın feryadını duyması ve Suriye’nin parçalanmasına karşı durmasıdır. Zalim için en büyük tehdit, mermiden önce gerçeği haykıran vicdandır.
Korkak Rakip: Türk Askerinin Keyfini Kaçıran Talihsizlik
Türk askeri kültüründe savaşın bir onuru, bir hukuku ve bir ağırlığı vardır. Mehmetçik için savaş, sadece bir yok etme süreci değil, bir yiğitlik sınavıdır. Bu yüzden Türk askeri, karşısında kendisi gibi cesur, mert ve onurlu bir rakip görmek ister.
Türk askeri için sahada ağlayarak kaçan, korkusundan sivillerin arkasına saklanan bir rakip görmek, büyük bir moral bozukluğu ve keyif kaçıran bir durumdur. Çünkü Türk komandosu, Türk piyadesi; zaferini korkakların değil, dişine göre olanın üzerinden kazanmak ister. Karşısında mertçe duramayan, sadece teknoloji zırhına bürünüp ilk zorlukta gözyaşı döken bir orduyla karşılaşmak, Türk askeri için bir "şanssızlık" olarak değerlendirilir. Bizim ordumuz, düşmanının bile şereflisini ve cesurunu arar.
Korkaklığın Zırhı ve "4 Saatlik" Hakikat
İsrail ordusu bugün teknolojiye ve arkasındaki küresel güçlere yaslanarak bir kabadayılık sergiliyor. Ancak bu, "er meydanında" kazanılmış bir itibar değildir. Gazze’yi havadan bombalarken aslan kesilenlerin, karaya indiklerinde yaşadıkları rezillik ve korkaklık tüm dünyanın malumudur.
Herkes şunu çok iyi bilmektedir: Eğer Türk askeri bir gün adaleti tesis etmek için sahaya inerse teknolojiyle ayakta duran, sivil katlederek kahramanlık hikâyesi yazmaya çalışan yapılar karşısında duramaz. Tarih bize göstermiştir ki; disiplini sarsılmaz, imanı sarsılmaz ve vatan sevgisi tartışılmaz olan Türk askeri, bir bölgeye girdiği zaman o bölgenin kaderini saatler içinde değiştirir.
Foto: Türk askeri 102 yıl sonra Azerbaycan’da
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bazı şehirler futbol oynar, bazıları futbola karakter verir 24 Ekim 2026 Cumartesi
- Milletin genetiğine bastırılan ithal elbise ve ‘güven’ dinamiti 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Böl, parçala ve yönet tiyatrosu 09 Ekim 2026 Cuma
- İtalyan insafı değil, sistem iflası 30 Eylül 2026 Çarşamba
- Bağlama: İnsanın içinde söylenmeyen kalan sesi 25 Eylül 2026 Cuma
- Tarla ile market arasında kim kazanıyor? 18 Eylül 2026 Cuma
- Cezayir’deki balıkçı gemisini Türkiye’ye getirişim 16 Eylül 2026 Çarşamba
- Etin fiyatı kasapta değil merada başlar 10 Eylül 2026 Perşembe
- Mümkün olanı inşa etmek 04 Eylül 2026 Cuma
- Karadeniz'in bitmeyen hırçınlığı 02 Eylül 2026 Çarşamba