MAZERETLERİN BİTTİĞİ YERDE VİCDANIN SESİ Türkiye’nin adalet terazisi
**
Ortadoğu, tarih boyunca ne zaman bir yol ayrımına gelse, kendimizi hep o meşhur "hakikat ile zorbalık" arasındaki ince çizgide buluyoruz. Bugün İran ekseninde gelişen olaylar da tam olarak böyle bir sınavın ortasında duruyor. Bir tarafta Amerika ve İsrail’in bölgeyi dizayn etmek adına sergilediği ortak haydutluk, diğer tarafta ise İran yönetiminin yıllardır biriktirdiği ve artık mazeret kabul etmeyen bölgesel günahları...
Şunu açıkça koymak gerekir: İran yönetiminin politik karnesi, komşuluk hukuku ve İslam kardeşliği açısından ağır bir enkazdır. Tarihsel sürece baktığımızda, İran’ın enerjisinin ve mücadelesinin büyük bir kısmını maalesef Müslümanlarla uğraşmaya harcadığını görüyoruz. Bugün yaşadığı bölgesel yalnızlık, bir dış komplonun değil, kendi izlediği bu ayrıştırıcı politikaların doğrudan sonucudur. Özellikle son üç yıldır yaşananlar; Suriye’deki katliamlara ortaklık ve Türkiye’nin iç huzurunu bozmaya yönelik terör odaklı hamleler, bu yanlışlar silsilesinin mazeret üretilemez birer vesikasıdır.
Lakin bu tablonun karşısında çok daha büyük bir tehlike durmaktadır: Amerika-İsrail Ortak Haydutluğu.
Bizler İran’ın yanlışlarını ne kadar net görüyorsak, Amerika ve İsrail’in bölgeyi bir kan gölüne çeviren ortak ajandasını da o kadar iyi biliyoruz. Bu "ortak haydutluk", uluslararası hukuku sadece kendi çıkarları için kullanılan bir kâğıt parçasına çevirmiştir. Bölgede nükleer silaha sahip olan İsrail’i her türlü denetimden muaf tutup, aynı meseleyi İran’a saldırmak için bir "mazeret" olarak kullanmak, bu haydutluğun en çıplak halidir. İsrail’de varsa, bölgenin geri kalanında da olması güvenlik dengesinin bir gereğidir; birine hak görülenin diğerine işgal gerekçesi yapılmasına sessiz kalmak, küresel zorbalığa ortak olmaktır.
İran rejiminin niteliği ve bölgesel hıyanetleri sadece İran halkını ilgilendiren bir meseledir. Bir yönetimin yanlışları, Amerika-İsrail ortaklığının bölgeyi parçalama planlarına asla meşruiyet zemini hazırlamaz. Tankın, füzenin ve dış müdahalenin getirdiği "özgürlük", sadece daha büyük bir enkaz ve sömürü düzeni bırakır.
İşte tam bu noktada, Türkiye’nin adalet terazisi devreye girmektedir.
Bölgesinde etkili ve vicdanlı bir güç olan Türkiye, meselelere "kim daha güçlü" diye değil, "kim daha haklı" diye bakar. Bizim terazimiz; devletlerin stratejik hırslarından ziyade, o hırsların bedelini ödeyen masum halktan yana çalışır. İran yönetiminin tarih boyunca Müslümanlar arasında fitne çıkaran ve Türkiye’ye zarar veren politikalarını en sert dille mahkûm ediyoruz. Bu yanlışlar affedilmeyecek kadar gerçektir.
Ancak bu hatalar, Amerika ve İsrail’in ortak haydutluğunun bir "kılıfı" olamaz. Türkiye, devletlerin hırslarına ve küresel zorbalara karşı, masum halkların yaşam hakkını savunmaya devam edecektir. Bölgesel hıyanetleri kınıyor; ancak bu kirli ve ortak haydutluğa karşı komşu İran halkının onur mücadelesinin yanındayız.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Çiftçinin bitmeyen hasret hikâyesi 24 Nisan 2026 Cuma
- Kuşatılmış hayatlar, zehirlenmiş gelecek 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Hibrit esareti ve genetik kuşatma 20 Nisan 2026 Pazartesi
- Hibrit: Şehir efsaneleri mi, Milli istikbal mi? 17 Nisan 2026 Cuma
- Çocuklarımız nereye koşuyor? 16 Nisan 2026 Perşembe
- Batı çöktü, imparatorluk kuruldu! 10 Nisan 2026 Cuma
- Sabrın sonu Türk'ün yolu 07 Nisan 2026 Salı
- Savaşın barutu ve trilyonluk soygun! 03 Nisan 2026 Cuma
- Amerika'da ilk kurşun 02 Nisan 2026 Perşembe
- Bir vefa portresi: Hamza Şayir 01 Nisan 2026 Çarşamba