ADNAN SAK YAZDI: YENİDÜNYANIN SANCILARI Türkiye’nin bıçak sırtı stratejisi

29 Mayıs 2026 03:57
Türkiye; Çin’den Avrupa’ya uzanan Orta Koridor’un kalbi, Körfez’i Avrupa’ya bağlayan Kalkınma Yolu Projesi'nin mimarı ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki mutlak kapı bekçisi konumunda

**

​Dünya, tek kutuplu Amerikan hegemonyasının konforlu illüzyonundan uyanalı çok oldu. Bugün, Berlin Duvarı’nın yıkılışından bu yana inşa edilen küresel sistemin, jeopolitik bir fay hattı gibi çatırdayarak kırıldığına şahitlik ediyoruz. Batı’nın eski sömürgeci refleksleri, Doğu’nun teknolojik ve ekonomik şahlanışı, Orta Doğu’nun bitmeyen kan gölü… Karşımızda, kuralları yeniden yazılan, gücün tek bir merkezden değil, çoklu odaklardan dağıldığı hırçın bir yenidünya düzeni var.

​Peki, bu devasa türbülansta kim, nerede duruyor?

​KÖRFEZ’İN KUMU VE WASHINGTON’IN ERİYEN İLLÜZYONU

​Yıllarca dünyayı kendi arka bahçesi gibi yönetmeye alışmış olan ABD, bugün ciddi bir stratejik kördüğümün içinde. Washington, gözünü Pasifik’e dikip asıl rakibi Çin’i çevrelemek, Avrupa’da ise Rusya’yı Ukrayna üzerinden tüketmek isterken; ayaklarına dolanan Ortadoğu zincirinden bir türlü kurtulamıyor.

​İsrail’in Gazze ve Lübnan eksenli, bölgeyi ateşe veren agresif askeri stratejisi, müttefiki ABD’yi hem diplomatik olarak dünyadan soyutluyor hem de askeri-finansal kaynaklarını adeta bir kara delik gibi yutuyor.

​Daha da önemlisi, Körfez ülkeleri artık "Amerikan güvenlik şemsiyesine" boyun eğmiyor. Suudi Arabistan ve BAE, yumurtalarını tek sepete koymayacak kadar rasyonelleşti. ABD’nin gözünün içine baka baka Çin ile yapay zekâ ve ortaklıklar kuruyor, Rusya ile OPEC+ üzerinden petrol fiyatlarını manipüle ediyorlar.

​Kısacası: ABD ve İsrail, Körfez’in jeopolitik bataklığında askeri güç sergilediklerini sanırken, küresel meşruiyetlerini ve hegemonik güçlerini eritiyorlar.

​ÇİN: SİLAHSIZ İŞGAL VE "YUMUŞAK" HEGEMONYA

​Batı dünyası cephelerde mühimmat tüketirken, Pekin yönetimi "sessiz ve derinden" gitme stratejisini kusursuz işletiyor. Çin, ABD gibi askeri olarak cephelere atlayıp kan kaybetmek yerine, küresel boşlukları akıllıca dolduruyor.

​Suudi Arabistan ve İran’ı aynı masaya oturtup el sıkıştıran diplomasi aklı, Çin’in yenidünyadaki rolünün ilanıydı. Ancak Pekin’in asıl gücü tanklarında değil, küresel tedarik zincirindeki mutlak tekelinde saklı. Bugün yapay zekâdan elektrikli araçlara kadar geleceğin dünyasını şekillendirecek olan yarı iletken teknoloji, Çin’in elindeki nadir toprak elementlerine muhtaç.

​Çin, eski küresel güçlerin "silahla hizaya getirme" yöntemine karşı, "ekonomik bağımlılık yaratma" silahını kullanıyor. Ve şu an için bu strateji tıkır tıkır işliyor.

​TÜRKİYE: KÜRESEL ANAHTAR VE SAVAŞSIZ GÜÇ DOKTRİNİ

​Tüm bu devlerin savaşının tam ortasında, coğrafyanın kaderini ve kendi potansiyelini küresel bir kaldıraca dönüştüren bir Türkiye var. Ankara’nın izlediği dış politika artık ne Doğu’nun ne de Batı’nın uydusu; tamamen kendi eksenini yaratmış "Otonom bir Akıllı Güç" stratejisi.

​Türkiye, büyük güçlerin aksine, trilyonlarca doları ve insan kaynağını sıcak savaşlarda eritmeden, bölgesel ve küresel bir çekim merkezine dönüştü. Bunu üç ana sütunla başardı:

​SAVUNMA SANAYİİNDE "KURAL YIKICI" CAYDIRICILIK

​Türkiye bizzat savaşmıyor ancak geliştirdiği askeri teknolojiyle "benim onaylamadığım hiçbir harita çizilemez" mesajını net bir şekilde veriyor. Karabağ’da, Libya’da ve Ukrayna’da Türk doktrini ve insansız sistemleri, konvansiyonel savaş paradigmalarını yerle bir etti. Kaan, Kızılelma, TB, Anka ve TCG Anadolu gibi platformlar Türkiye’yi sadece bir silah alıcısı değil, küresel askeri dengeleri tek başına değiştirebilen bir "teknoloji ihraç üssü" haline getirdi. Bu yerlilik oranı, Ankara’yı Batı’nın ambargo şantajlarına karşı tamamen bağışık kıldı.

​JEO-EKONOMİK GÜÇ: DÜNYANIN YENİ TİCARET KİLİDİ

​Küresel ticaret yolları Kızıldeniz, Babülmendep ve Süveyş’teki krizlerle felç olmuşken, dünya haritasına bakan herkesin gözü Türkiye’ye çevriliyor. Türkiye; Çin’den Avrupa’ya uzanan Orta Koridor’un kalbi, Körfez’i Avrupa’ya bağlayan Kalkınma Yolu Projesi'nin mimarı ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki mutlak kapı bekçisi konumunda. Enerjide ise sadece bir transit ülke değil; TANAP, TürkAkım ve Karadeniz gazıyla birlikte Avrupa’nın enerji arz güvenliğini elinde tutan küresel bir Enerji Merkezi.

​DİPLOMATİK "ARABULUCU" TEKELİ

​Bugün dünyada hem NATO üyesi olup hem Rusya lideriyle doğrudan konuşabilen, hem Ukrayna ile stratejik ortaklık yapıp hem de Çin ve Körfez sermayesini aynı anda ülkesine çekebilen başka bir aktör yok. Tahıl Koridoru krizinden esir takaslarına kadar küresel tıkanıklıkların çözüldüğü yegane merkez Ankara. Türkiye, "Herkesle konuşabilen ama kimseye bağımlı olmayan" bu benzersiz konumu sayesinde, küresel krizlerden hasar alan değil, krizleri yöneterek büyüyen bir güç profili çiziyor.

​SONUÇ: GRİ ALANIN BIÇAK SIRTI RİSKİ VE GELECEĞİN İNŞASI

​Yenidünyanın kuralı net: Kendi kaynaklarına yetebilen, askeri olarak caydırıcı olan ama başkalarının savaşında figüran olmayanlar ayakta kalacak. Türkiye, sıcak savaşa girmeden bölgesel bir çekim merkezi olma politikasında bugüne kadar son derece akıllıca hamleler yaptı.

​Ancak bu politika bıçak sırtı bir dengeye dayanıyor. Küresel güçler arasındaki kutuplaşma gri alanları yok edecek kadar sertleştiğinde, bu dengeyi korumak daha da zorlaşacak.

​Yine de mevcut tablo açıkça gösteriyor ki; devler ligindeki eski aktörler kan kaybederken, Türkiye coğrafyasını ve askeri-ekonomik otonomisini bir silah gibi kullanarak yeni yüzyılın kurucu aktörlerinden biri olduğunu dünyaya kabul ettirmiş durumda. Çünkü bu yenidünyada, cephede savaş kazanmak yetmiyor; savaşa girmeden masayı yönetebilenler geleceği inşa ediyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
Gebze Ticaret Odası
Şahin Yılmazel
X