KAHPELİK DIŞARIDA DEĞİL, İÇİMİZDEDİR Yaratılışın kusursuz matematiği
"Yalan Dünya Kahpe Felek." Bu söz, sitemin en kestirme yoludur. İnsan, kendi sorumluluğunu ve hatalarını, yeryüzünün ve gökyüzünün üzerine atarak hafiflemeye çalışır. Oysa durup bakıldığında, yaratılmış bu düzenin neresinde bir yalan ya da bir kahpelik bulabiliriz?
Göklere, yıldızlara, gezegenlerin kusursuz dönüşüne bakıyoruz. Bir sistem düşünün ki, milyarlarca yıldır şaşmadan, tam bir ahenk içinde işliyor. Güneş, toprağa can veriyor; toprak, her tohumu bir berekete dönüştürüyor. Denizler, hayat taşıyor; hava, ciğerlerimize nefes oluyor. Bize bahşedilen bu cömertlik, bu imkânlar bütünü, yalanın değil, mutlak gerçeğin ta kendisidir.
Ne istedik de bu sistem bize vermedi? İhtiyacımız olan her şey, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, önümüze serilmiştir. Elimizde akıl, irade ve üretim yeteneği varken, bu cennet misali düzene "yalan" demek, sadece kendi tembelliğimizin ve nankörlüğümüzün ilanıdır.
KAHPELİK DIŞARIDA DEĞİL, İÇİMİZDEDİR
"Kahpe felek" diye feryat ederken, aslında aynaya bakmaktan kaçınıyoruz. Felek, yani kader, bize her zaman seçimlerimizin sonuçlarını sunar. Eğer dünyada acı, haksızlık ve keder varsa; eğer birileri açlıktan ölüyorsa, bu feleğin kahpeliği değil, insanın kendi türüne karşı gösterdiği vicdansızlığın sonucudur.
Felek mi savaş çıkarıyor, yoksa hırsına yenik düşmüş insanlar mı?
Felek mi doğayı katlediyor, yoksa kısa vadeli çıkarlar için geleceğini hiçe sayan sanayileşme mi?
Felek mi adaleti eğiyor, yoksa gücünü kötüye kullanan bireyler mi?
Bizler, paylaşmayı reddettiğimiz, merhameti unuttuğumuz ve kendi çıkarlarımızı evrensel değerlerin üzerine koyduğumuz için dünyayı kendimize dar ettik. Yalan ve kahpelik, feleğin bir sıfatı değil, insanoğlunun binlerce yıldır biriktirdiği bencilliğin bir sonucudur.
Dünya, bize ne yansıtırsak onu gösteren tarafsız bir zemindir. Ona bereketle, emekle ve sosyal dayanışmayla yaklaştığımızda, o bize cömertçe kapılarını açar. Tıpkı bir tarlanın sadakati, bir geminin kaptanına olan itaati gibi... Yeter ki, kendi hayatımızın dümenini, sitem ve bahane rüzgârlarına bırakmayalım.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Çiftçinin bitmeyen hasret hikâyesi 24 Nisan 2026 Cuma
- Kuşatılmış hayatlar, zehirlenmiş gelecek 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Hibrit esareti ve genetik kuşatma 20 Nisan 2026 Pazartesi
- Hibrit: Şehir efsaneleri mi, Milli istikbal mi? 17 Nisan 2026 Cuma
- Çocuklarımız nereye koşuyor? 16 Nisan 2026 Perşembe
- Batı çöktü, imparatorluk kuruldu! 10 Nisan 2026 Cuma
- Sabrın sonu Türk'ün yolu 07 Nisan 2026 Salı
- Savaşın barutu ve trilyonluk soygun! 03 Nisan 2026 Cuma
- Amerika'da ilk kurşun 02 Nisan 2026 Perşembe
- Bir vefa portresi: Hamza Şayir 01 Nisan 2026 Çarşamba